Özgürüm ben!

0

İyi bir işe girer, bir şeyler olurum diye okursun; okul sıralarında yıllarca dirsek çürütür, sistemin adamları veya adamlarının adamlarından azar işitir, öğrenmez, aptal olduğuna binlerce kez şahitlik eder durursun; sonra mı, bakmış mezun olmuşsun, hala aynı eşek, hiçbir şey öğrenmemiş olarak ancak verdiğin rüşvetlerle bir iş bulmuş, bir işe koyulmuşsun.

Biraz akıllıysan, artık iş sorunun bitmiştir; hatta biraz kurnazsan mevki-makam, bir bakmış yükselmişsin bile, en fazla yapacağın yükselmek için bir-iki mesai arkadaşını gammazlamak, bir-iki tanesinin de ayağını kaydırmaktır ve sadık adam olarak bir, iki terfi almaktır, ne de olsa memlekette adam bu şekilde yükseliyor.

Şimdi işe git, eve gel; manava git, kasaba gel; ay başı, ay sonu derken her yetişenin iştirak ettiği o sonu gelmez tekrarlar serisi içindesin. Şimdi görünür olmak için kâh elbiseni değiştir, kâh ayakkabını, kâh kravatını, kâh saçının şeklini falan filan… Muhtemelen görülmeyeceksin, oranı buranı açmadan fark edilmeyeceksin, ama bir şey yapmadan da fark edilmeyeceğini bilecek, hep bir yol düşüneceksin.

İnsan usanıyor bazen, bu memleketi değiştiremedim bari kendimi değiştireyim diyeceksin; artık ruhunla öyle bir oynayacak, yaptıklarına kendin bile şaşacaksın; “ben neler bastırmışım” diye geçmiş yıllara hayıflanacaksın, çoğu zaman kendin bile kendini tanımayacak, hatta bazen “bu ben miyim” diye kendine kızacaksın, sonra “ah neden daha önce uyanmadım” diye kendini kızacak, kendini yerlere vuracaksın. 

Bir insanın en büyük tesellisi kendisinden geri düşenlere bakmaktır, yükselmek istiyorsa üste çıkanları takibe almaktır ve küçük bir ikramiye farkı dışında senden iyi olmadıklarına kendini inandırmaktır. Göreceksin, her öyle baktığında teselli bulacak, onlardan daha iyi olduğuna şahitlik yapacaksın. 

Sonra mı, sabah oldu mu, hep olduğu gibi ateşin sönecek, yataktan fırlar fırlamaz dizginlerini ellerinde tutanların uslu eşeği olduğunu göstermek için verilmiş sıra numarasına koşacaksın, neme lazım “uslanmayanların hakkı kötektir” diyenlerin memleketinde yaşıyorsun. 

Kolay mı, senin yerine her şeyi düşünmüşler; hatta evlenince kaç çocuk yapacağına bile karar vermişler, evlenecek, çocuk yapacak, büyütecek, okutacak, kaytardılar mı, dövecek, onlara dünyadan ders alsınlar diye kendini örnek göstererek, onlardan kendin gibi adam olmalarını isteyeceksin.

Bitti mi, daha bitmedi!

Mürüvvetlerini görmeyi umarak aile olmanın nemenem kıymetli bir şey olduğundan dem vuracaksın, onlardan seni takip etmelerini isteyecek, bir iş bulup kendin gibi adam olmalarını dileyeceksin. Ama merak etme sen babanı iplemediğin gibi onlarda seni iplemeyecek ve baban ancak öldükten sonra onu yüceltmeye, yeni yeni keşfetmeye başladığın gibi, onlarda seni ancak sen öldükten sonra keşfedecek, nemenem bir baba olduğundan dem vurup, oradan buradan araklayıp babana mal ettiğin sözler gibi onlarda oradan buradan arakladıkları sözleri sen söylemişsin gibi tekrar tekrar senin adına haykıracak. 

İşte, hayırlı evlat bu!

“Ya ben” artık ben yok, çocuklar var, “çocuklar var” diyeceksin, kendin için değil “çocuklarım için yaşıyorum” diyeceksin; arada çocukların kursağına girecek lokmadan araklasan da hayatına çocukların geleceği üzerinden hiza vereceksin. Onun için hep aynı yollarda yürüyecek, hep aynı kahvelerden çay içeceksin, hap aynı kasaptan etini alacak, hep aynı manav ve bakkaldan borçlarını ötelemelerini dileyeceksin ve hesap hep tutmadığı  için sende hep bir sonraki aya söz vereceksin; artık ömrünü taksit ödemekle, hayatını küçük hesapları birbirlerine iliştirmekle geçireceksin; bakkaldan aldığın ucuz gıdalarla, manavdan aldığın çürük domateslerle mideyi büyütecek, bütçen icabı bir üst sınıfa atlamasan da onları göbek farkıyla yakalayacak, façanı da biraz düzeltin mi göbekten hiza bulduğunu göreceksin. 

Sıra neferi olmanın bir özelliği de hep aynı suratları görmektir, kına gelse de işsiz Osman’ın halini gördükçe şükredecek, peşinde mahallenin bakkal-ve kasabı koştursa da gelecek ayın hesabından istediğin kadar ödeme sözü verebileceğini öğrenmektir, artık ay başı dedin mi, ilk yakalayanlar bir şeyler alır, geriye kalanlar kusura bakmasın, avuçlarını yalama sırası onlardadır. 

Her gün akşamları televizyon izleyecek, dünya yıkılsa da sen yıl sonu alacağın zammı maaşı hesap edeceksin; gelen zam yalnızca elektriğe verilen zamla amorti olsa da sen “devlet büyüklerimizin bir bildikleri var” diyeceksin. Zaten tersini söylersen ya hainlikle ya da nankörlükle suçlanacaksın; hani nankörlüğün cezası pek yok ama işin ucunda bir de hain olmak var, içeri girmek var. Neme lazım sen sus, bu memlekette sapık, hırsız ve katile hoşgörü var, haine yoktur.

Hanım televizyonlarda tatil yapanları görecek, “bende tatil isterim” diye baba evinde görmediğini koca evinde görmek isteyecek, kısmaya zorlayacak, oradan kısacak, buradan kısacak, yemeyecek, itiraz ettin mi, son kırpmaları sefer tasından götürecek; artık sağlığın gitse de “atın ölümü arpadan olsun ” misali bu işin dönüşü olmadığını görecek; bakkaldan çakaldan biraz kıstın mı, pek ala tatile gidebileceğini düşüneceksin. Bu işin ucunda biraz kısmak var, ama bir şeyler kısmadan insan ne yapabilir ki?

Bak bu konuda bendenizin mükemmel önerileri var! Tabii illaki bir şeyleri feda edeceksin; örneğin şişe suyu yerine çeşme suyundan içeceksin, lokantalara gitmek yerine, sokak aralarındaki tavuk dönercilerle iş göreceksin; pansiyon pahalı geliyorsa çulu kumlara sermeye üşenmeyeceksin; camilerin paralı tuvaletlerine değil, AVM’lerin tuvaletlerine gideceksin; baktın yine olmadı, göbeğini sarmış yağları tedavüle sürecek, tabanlara kuvvet yolları ayaklarınla tepeceksin, nede olsa eve dönünce kasap Kazım’dan ekonomik olsun diye aldığın yağlı etlerle işkembenin kayıplarını telafi edebilecek, tez elden göbeğinle sılanı bitireceksin.

Bak işte, kanunlar senin için, kanunlara uyacaksın, örnek vatandaş olup, herkesi kanunlara uymaya davet edecek, ya da zorlayacaksın; sıradan memur kafası, köleliğini kanıksamış her eşek gibi kâh vatan diyecek, kâh millet diyeceksin, eksik kaldı mı, Sakarya’yı ilave etmeye üşenmeyeceksin. 

Artık gönül rahatlığıyla “var mı benden büyük vatansever” diyebilirsin. Şahsen varsa ben bilmiyorum! 

Şimdi tekrar et bakim; “Özgürüm ben!”    

Tövbe tövbe!

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here