Partimize ve muhalefete yönelik sistematik bir siyasal şiddet uygulanıyor..

0

HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Mecliste düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Bütün taleplerine rağmen koronavirüs salgını döneminde infaz düzenlemesi sonrasında Meclisin çalıştırılmadığını söyledi.

TBMM Genel Kurulunun çalışmalarına Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifi ile başladığını anımsatan Beştaş, “Bekçiler yasası aslında yeni bir şiddet yasasıdır. Son dönemlerde kamuoyuna yansıyan şiddet görüntüleriyle birlikte düşündüğümüzde bunun sonuçlarını öngörmek hiç de zor olmayacak. Polis şiddetini görmek, bekçiler yasasının ne getireceğini, ne götüreceğini, nasıl bir şiddet dalgası yaratacağını öngörmek için de ciddi ipuçları veriyor. Son bir haftanın en önemli gündemi maalesef polis şiddeti, kolluk şiddeti ve bu anlamda yaşananlar.” görüşünü savundu.

Barış Çakan’ın Ankara’nın Etimesgut ilçesinde ezan okunduğu sırada arkadaşının yüksek sesle müzik dinledikleri için uyardığı 3 kişi tarafından bıçaklanarak öldürülmesine değinen Beştaş, cinayete ilişkin şüphelerini koruduklarını dile getirdi. Bu şüphelerin giderileceği yerin medya veya siyaset alanı olmadığını, adil yargılanma olduğunu söyledi. Beştaş, “Adil bir yargıyla bu cinayetin sebepleri, sonuçları, ilgili etkileşimleri ortaya çıkarılmalıdır ama görüyoruz ki medya kanallarında ya da iktidarın bazı birimlerinde mahkemeler kurulmuş, kararlar verilmiş, olayın sebebi, sonucu açıklanıyor. Neredeyse ‘şu kadar ceza verilecek’ diyecek noktaya gelmişler. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.” diye konuştu.

Yargı sürecini dikkatle izleyeceklerini vurgulayan Beştaş, “Bu konudaki gelişmeleri yakından izleyeceğiz. Parti olarak şunu yürekten istiyoruz; umarız ve dileriz bu adil yargılama sonucunda Kürtçe konuştuğu için bu cinayet işlenmiş olmasın. Bunu gerçekten istiyoruz. Biz insanlar dilinden dolayı öldürüldüğünde mutlu olamayız. Biz tam tersine bunu önlememiz gereken bir noktadayız ve bu adil yargılama sonucunu bekleyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Kamu bankalarının 4 yeni kredi destek paketine de değinen Beştaş şöyle konuştu: “Hazine Bakanı yeni bir paket açıkladı. Yandaş müteahhitlerini tekrar ihya etmek için yeni bir kredi oranı açıkladı. Toplumda siyasi kredisini sıfırlayan bir iktidar, konut kredisi faizini indirerek iktidarını kurtaramaz. Siyasi krediniz bitti, konut kredinizle siyasi kredinizi tekrar tahsis edemeyeceksiniz. Açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan milyonların olduğu bir ülkede bu yurttaşlar nasıl konut alsın? Evine ekmek alamayan, evinde et yiyemeyen, mutfağı için pazara gidip alışveriş yapamayan bir coğrafyada, iklimde konut kredisi faizlerinin düşürüldüğünün müjde olarak verilmesi gerçekten çok acı.”

“Son bir haftanın en önemli gündemi maalesef polis şiddeti, kolluk şiddeti ve bu anlamda yaşananlar.” diyen Beştaş, şunları söyledi: “Diyarbakır Bağlar’da Polis Atakan Arslan’ın ölümüne neden olduğu iddia edilen M.C.E isimli gencin görüntüleri bütün basın yayın organlarında yayınlandı. Burada gözaltında işkenceye uğradığını alenen gördük. Daha da vahimi bu fotoğraflar MHP Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un danışmanı Emre Soylu tarafından sosyal medya üzerinden paylaşıldı. Şu soruyu sormadan edemiyoruz. Bu fotoğrafları kim servis etti? Hangi saikle bu fotoğrafları sosyal medyada paylaştı? Bu sorularımızı da sormuş olalım. Bunu üzerine hem Diyarbakır Valiliği, İl Emniyet Müdürlüğü hem de İçişleri Bakanlığı sözcüsü açıklamalar yaptı. Bu açıklamalarda maalesef işkence objektif olarak savunuldu. İşkenceye karşı tek bir laf edilmedi. İşkencenin olduğu da inkar edilmedi. İşkence savunuldu. Bu konuda Süleyman Soylu da açıklama yaptı ve tam tersine işkenceyi kınayan, eleştiren, işkencenin karşısında duranlara saldırdı.

İşkencenin yapılmasına dair bir söz kurmadı. Öyle bir yere getirdi ki sanki polisin ölmesinden toplum sorunluymuş gibi, sanki bu fotoğrafı eleştirenler bunu destekliyormuş gibi korkunç bir algı yaratmayı da ihmal etmedi. Oysa ki bizim bulunduğumuz yer tabii ki bu ölümü savunma noktası olamaz. Böyle bir iddia bile korkunçtur.

Bu onların suçluluk psikolojisini gösteriyor. İşkence de en az ölüm kadar ağır bir suçtur. Bütün suçlara karşı olmak gerekiyor. Ve İçişleri Bakanlığı kolluk teşkilatını yöneten biri olarak nasıl ki ölümlere karşı soruşturma ve bu konudaki işlemleri yapma görevindeyse işkence yapanlara karşı da aynı hassasiyeti göstermesi gerekmektedir. Bütün Türkiye’nin gördüğü fotoğrafı ben de yorumlamak isterim. Onlar yaptığı açıklamada şunu söylüyorlar, zanlı ağzındaki jiletle polise zarar vermeye çalışmış, bunun üzerine o görüntü ortaya çıkmış. Ama hepimiz gördük ki, orantılı güç olduğu iddia ediliyor ama zanlının kolları önden değil arkadan kelepçeli. Arkadan kelepçeli kolun polise zarar vermeyeceğini herhalde söylemeye gerek yok. Hukukçu olmaya, polis olmaya gerek yok. Bunu hayatın olağan akışı içinde hepimiz değerlendirebiliriz.

Reklam

Başta kadınlar olmak üzere şu anda hayatımızda olan şiddet başlıklarını da paylaşmak istiyorum. Her şeyden önce siyasi alanda siyasal bir şiddet var. Partimize karşı siyasal şiddet uygulanıyor. Bizim her gün ağırlıklı yandaş kanallarda partimiz konuşuluyor, tartışılıyor, suçlanıyor. Eleştiriyor diyemeyeceğim, zira savunma hakkı verilmeden asgari yasal standartlarda bizim konuşmamız reddediliyor, cevap hakkımızı kullanmak istediğimizde reddediliyor. Siyasi iktidar, partimiz ve bütün muhalefete karşı bir siyasal şiddet uyguluyor.

Bir diğeri yargısal şiddet. Şu an itibariyle Türkiye’de iki avukat -ki altını çizerek söylüyorum yargının en önemli ayağı savunma ayağını oluşturan adil yargılama hakkı için ölüm orucunda. Bundan daha büyük bir yargısal şiddet olabilir mi? Adil yargılamanın ön koşulu tarafsız bir yargının teşekkülüdür. Şu an yargı bağımsız ve tarafsız değildir. Yargı kendisini koruyamıyor. Şöyle bir dil defalarca duydum. ‘Bu dosyada istenilen kararı vermezsem ertesi gün ben de cezaevine gideceğim’ diyen hakimlerin olduğu bir ülkede yargının tarafsız ve bağımsız olduğundan kimse söz edemez.

Bir de sosyal şiddet var. Özellikle sosyal medyada ak-trollerin başını çektiği bazı bilinen isimlerin de çanak tuttuğu bir sosyal şiddet var, saldırı var. Bir linç kültürü dalga dalga sosyal şiddet olarak da yansıyor. Ekonomik şiddet kadına uygulanmış şiddet olarak açıklıyorum, hayatımızın her alanında var. Açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca insanın olduğu bir ülkede çok büyük bir sarsıntı yaratıyor.

Peki iktidar aygıtı ısrarla gönül bağından, gönül köprülerinden söz ediyor. Biz de soruyoruz toplumla gönül bağı kurmanızın yolu şiddet midir, şiddet iklimi ve şiddet diliyle mi bu şiddet yöntemleriyle mi toplumla gönül bağı kuracaksınız? Eğer böyle düşünüyorsanız yanılgı içindesiniz. Şiddete ilişkin iktidar aygıtından şu cümleyi duymayı çok isterim. Sevda Noyan çıkıp açıkça cinayet planlarını anlattı. Evinde ne kadar silah olduğunu anlattı, 50 kişiyi öldürebilecekleri mealinde sözler sarf etti. İktidardan çıt yok. Kıyamet koptu, herkes tepki gösterdi ama çıkıp ‘bunu doğru bulmuyoruz, bu bizim dilimiz değil diyen’ bir iktidar görmedik.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here