Psikoloji ve Din… Ocak Medya özgürlüğü

5

Kendi bakış açımdan yazıyorum.

Hayata ve insanlara dair gözlemlerim iki taraflı. Hem Alman ve hem Türk.

Türk kültüründe büyüdüm ama Alman olarak.

Okuduğum okullarda Alman çevremde de Türk.

Bu, dışlanma değildi. Farklı olmamdan dolayı o farklı tarafı soruyorlardı.

Ocak Medya’da yazmaya başlamadan önce de Sinan Bey bana şunu demişti: ‘Şahıslara ve inançlara hakaret olmadığı sürece her konuyu yazabilirsiniz’.

Bu özgürlük ortamı beni çok sevindirdi.

Sizin kullandığınız şekilde, muhafazakar bir gazetede her şeyi yazabilmek.

Bunun ne kadar müthiş bir şey olduğunu anlatamam.

Sanıyorum Türkiye’de bu kadar özgür bir gazete yoktur.

Ve aynı zamanda bana şunu da demişti: ‘Dinler hakkında da yazın, çünkü sizin baktığınız noktadan dinler hakkında yazmak önemli’.

Bu cümleyi düşündüm.

Neden benim baktığım noktadan dinler hakkında yazmak?

Dinlerin sunduğu şekilde bir inancım var mı? Aslında yok.

İnançsız mıyım? Hayır, değilim.

İnanıyorum.

Ama inandığım, dinlerin dayattığı erişilmez, kibirli, kindar ve cezalandırıcı bir Tanrı değil.

Psikoloji birikimimle de söylemek isterim. Evet, dinler önemli.

Dinlere inanmak, psikolojik olarak insanları mutlu ediyor.

Dinlerin dediklerini yapmak, bir gruba ait olmak duygusu veriyor, mutlu ediyor

Dinlerin söylediği, başkasına yardım etmek duygusu, insanları mutlu ediyor.

Dinler belki de insanları mutlu ediyor.

Ama hangi insanları?

Benim aklıma da bu soru geliyor: ‘Hangi insanları?’

Bu soruyu koyuyorum, çünkü dinlerin mutlu ettiği insanlar var ama dinler yüzünden mutsuz olan insanlar da var. Bu insanlar dine inandıkları için, dinin doğrularını değişmeyecek gerçek olarak sabitledikleri için mutsuz.

Dinler, onlara gülme diyor.

Dinler onlara eğlenme diyor.

Dinler onlara bu dünya imtihan, bu yüzden bu dünyada eğlence yok eziyet var diyor.

Sonra o insanlar psikolojik bunalımlarla geliyorlar.

Neler anlatıyorlar bilseniz şaşırırsınız.

‘Hayattan bunaldım’. ‘Hayat üstüme geliyor’. ‘Sürekli huzursuzluk yaşıyorum’. ‘Sürekli korku yaşıyorum’. ‘Bir an önce ölmek istiyorum’.

Çünkü dinler bu insanlara mutlu olmayı yasaklamış.

Bir danışan şöyle dedi: ‘Çok gülmüyorum, çünkü çok gülersem kalbim kararırmış’.

Ohh Gott !!!

Gerçekten Ohhh Gott!!

Hoşçakalın

5 YORUMLAR

  1. Binlerce yıllık kökleriyle dinleri günlük hayatta ki anlık duygu durumlarıyla yargılamamak gerekir.. insanların insana ve insanlığa yaptığı zulümleri gördükçe nasıl çok gülebiliriz ki…Kız çocukları diri diri gömülürken inen ayetler gülmeyi mi teşvik edecek ti.,” çok gülüyorsunuz az ağlıyorsunuz.,” ayeti çok gülerseniz zulümlere duyarsızlaşır sadece zevk temelinde yaşarsınız demektedir.

  2. Kerstin hanım, dinlerin hepsi aynı değil, örneğin Hristiyanlıkta Hz. İsa, Allah ın ete kemiğe bürünmüş halidir, denir. Oysa bu tanım İslamda şirktir, İslam bunu kesin bir dil ile reddeder. Hristiyanlıkta zamandan ve mekandan münezzeh olan Allah maddeye indirgenmeye, elle tutulur, gözle görülür, kulakla işitilir hale getirilmeye çalışılır. Bundan dolayı kilisede heykeller bulunur. İslamda haşa Allah ın resmi çizilemez, biz Onu eserleriyle tanır ve Ona iman ederiz. O bizim üzerimizdedir. Bu yüzden camilerimizde sadece yazı vardır. Biz dünya ve ahirete beraber bakarız, ölümü bir mekan değiştirme olarak görürüz. Hayatın biz kullara ve Allah a bakan yönü vardır. Ubudiyet bize Rububiyet Yaratıcıya aittir. Ubudiyet ve Rububiyet bütünlüğünde biri eksilince diğeri artar. Bu asırda insan evladı haddini aşıyor, her şeyi yapabiliyor olmanın sarhoşluğu ile kendini ilah yerine koyuyor. Kulluk bir titreşim halidir ve denge esastır, insan dualist bir varlıktır. Mümin korku ile ümit,hayat ile ölüm,açlık ile tokluk arasında bir yerde bulunur. Aksi şekli ile insan genleri manupule edilmiş varlığa benzer ve insan olma vasfını kaybeder.

  3. Ilahi Din’lerin ucu de Orta Cag kurumlari, Koleci Toplum duzeninde ortaya cikmislar. Maalesef, Ilahi Din’lerin hepsinde Mumin-Kafir ayirimi var, bu ayirim cok can yakmis, cok kan akmis…

  4. Kerstin Hanım, insana gülme kapsitesini de veren Allah, ağlama kapasitesini de. İnsanların bütününü kardeş olarak görmek lazım (adem oğulları!). İnsanlık bir bütün iken, dünyada gülen mi çok, ağlayan mı? “Mutlu” azınlık şımarıklık derecesinde gülüyorken kardeşlerin büyük çoğunluğu ağlıyor. Kardeşlerin içinde bulunduğu ağlatan şartlara karşı duyarlı olmak, onlarla ağlamak, ilgisiz olmaktan ve gülmekten iyidir. Bunun dengesini bulmak insanın elinde. Dinimiz, cenazeniz olduğunda da “fazla ağlamayın” der, mesela. Yani çok ağlamak ve çok gülmek yerine farkındalık, duyarlılık ve sorumluluk hali tenbih ediliyor. Bu da insan olarak şuurlu olmaya, Allah’a kul olmağa eşdeğer bir durum. Bu konuda herkes kendini sorgulamalı. Dünyada inanç birliği sağlanabildiği ölçüde bir umut vardır. Eski Roma döneminde inançlılar aslanlara yem olarak atılıyordu. Roma sonunda hatasını anladı ve aynı dini kabul etti. Artık eski Roma falan kalmadı, şimdi aynı muamaleyi müslümanlara reva görüyorlar. Zaman bu muameleye tabi tutanların, mülümanlığa gözlerini açmaları zamanı. Evrensel düzeyde kurulacak insanlık medeniyeti bu temeller üzerine kurulmalı. Çünkü insanlığı içinde bulundukları, gülüp oynadıkları “şirk”ten kurtaracak olan bu inançtır.

    …..
    DiN dünyada ilahi basamak,
    Bir gayret huzur bahçesine…
    İnsan gibi şuurlu yaşamak!
    Bu bir davet, kardeşçesine…
    ….
    Sonsuzla tanışmanın bilinci,
    DiN ile bahşedilmiş ey kardeş!
    Birlikte var olmanın sevinci,
    Kardeşlik ancak bununla özdeş!
    …..

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here