Psikolojik Harp: Trump’ın Mektubu

0

“Psikolojik Harp” tabirini birçoğumuz işitmiştir ama birçoğumuz bunun ne olduğunu bilmeyiz muhtemelen. Şimdi sizleri “terimsel” ve “sözlük” kelimeleri ile boğmak istemiyorum. Fakat biraz üzerinde düşünürseniz siz de bunun ne anlama geldiğini kolaylıkla bulabilirsiniz… “Psikoloji” ve “Harp”… Buradan yola çıkınız…

Modern Dünya Çağında birçok yapı tarafından kullanılan bir savaş tekniğidir. İllegal değildir. Haksız değildir. Koşullar ve şartlar el verdiği sürece kullanılmasında hiç bir abesti işgal etmeyen bir harp metodudur. 

Bu savaş taktiğini kullanmanız için bir “Resmi Devlet” olmanıza bile gerek yoktur. Üst kat komşunuzdan hoşlanmıyorsanız bunu siz de kullanabilirsiniz. Bağlı bulunduğunuz devletin Ceza Kanunlarına göre suç işlemediğiniz sürece kimse sizleri suçlayamaz! “Lanet olsun! Sen burada psikolojik savaş yapıyorsun” diyemez. Hakkınızdır. Kullanmanız için gerekli olan doneler varsa elinizde, kimse bu hakkı elinizden alamaz. 

Asıl soru şu; O doneler nelerdir? İlki, bir düşmanınızın olması gerekmektedir. Durduk yere yan komşunuz Müzeyyen Teyzeye “Psikolojik Savaş” başlatmanız size hiç bir şey kazandırmaz. Evinde 12 kedisi olması geçerli bir mazeret gibi gelebilir ama bence yetersizdir. 

İkincisi; Bu harbi yönetmek için gerekli alt ve üst yapı faaliyetlerinizin yeterli olması gerekmektedir. Eğer bu yoksa Psikolojik Harp yapayım derken birden kendinizi tüm mahallede alay konusu haline getirebilirsiniz. 

Üç; Düşmanınızı çok iyi tanımanız gerekmektedir. Onun zaaflarını, ihtiyaçlarını, alışkanlıklarını, gelenek ve göreneklerini bilmeniz gerekmektedir. Hassasiyetlerini çok daha iyi bilmeniz lazım. Eğer İskandinav bir komşunuz varsa ve siz ona karşı böyle bir harekâta başlarsanız, Finlandiya’nın futbol konusundaki yeteneksizliklerinden saldırmanız, onu alaya almanız ona bir zarar vermez. O da aksini iddia etmiyor çünkü…

Bulunduğu coğrafyayı çok iyi bilmeniz lazımdır dördüncü olarak… Giriş katında oturan bir komşunuzu apartman fotoselli iç aydınlatma faturasını fazlalaştırıyor diye suçlamanız eğlenceli bir dedikodu olur. 

Beş; Komşunuzun, diğer komşularıyla ilişkilerine hâkim olmanız gerekir. Kalkıp da siz; günde 3 defa karşılaştıkları yan komşusuna karşı, o komşunuzu kötüleme kampanyasına girersiniz bu durum size pahalıya mal olabilir; “Dördüncü kattaki ne kadar dedikoducu ya! Kalkmış bana seni kötülüyor…” Tarihi bir hata… 

Son olarak; Gerekli istihbarat ağına sahip olmanız şarttır. Ne zaman eve girer, ne zaman çıkar, ekmeğini nereden alır, neden oradan alır, neden hep o ekmekten alır? Şeker hastası mı? Kalp yetmezliği mi var? Neden yulaf ekmeği? Evindeki birinde mi sağlık sorunu var? Neden başka fırın değil? Yoksa o fırınla arasında bir dolaylı ilişki mi var? Neden kepekli ekmek? Sıradan, herkesin aldığı beyaz ekmek için fazla mı aylık geliri var? Aylık geliri ne kadar? Neden hep bayat ekmek? Mide sorunu? Safra? Bağırsak yetmezliği? Etnik milliyetçi olduğu için mi yoksa o ekmekten alıyor? Keyfi mi öyle istiyor yoksa? Sabahları ekmek almamak için mi bu ekmeği tercih ediyor? Üşengeç biri mi? Vs Vs Vs… Bakınız bir ekmekten çıkan sorular bunlarken, istihbaratın dibi sonu yoktur. 

Kabaca sayabileceğim bu Altı ( 6 ) parametre dışında elbette ki birçok bilgiye ihtiyacınız vardır ama komşunuzu mat etmek için bu kadarı yeterli…

Peki, devletlerarasındaki “Psikolojik Savaş” için neler gerekli? Emin olun bu kadarına bile gerek yok… Yukarıda saydığım birkaç madde olsa yeterli… “Kültürü” , “Hassasiyetleri” , “Dini” ve “Alışkanlıkları”…

… … …

Dün ABD Başkanı Trump’ın, AKP’li Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektup ayyuka çıktı… Hepimiz okuduk. Kaba – devlet terbiyesinden uzak – biraz hor gören ve biraz da “Aşağılayan” bir mektup olduğu eminim ki gözlerden kaçmamıştır.

Bu bir tuzaktır. Ve bir “Psikolojik Harp” tekniğidir.

ABD Başkanı Trump’ın mektup yazdığı tek devlet Başkanı R.Tayyip Erdoğan mıdır? Neden bu şimdi durduk yere servis edildi? Ki namüsait birçok cümle varken içinde? ABD Beyaz Saray İstihbarat Bürosunun bu kadar “komik” ve “cahilce” bir hata yapabileceğini sizlerin aklı alıyor mu? Evet, velev ki yaptı. Velev ki oradaki “memur” mektubu masasının üzerinde unuttu. Ve kahve fincanını almak için gelmiş görevli, mektubu gördü, belgeledi ve yayınladı. Peki, yemiş olalım böyle bir senaryoyu…

Peki, ama neden şimdi? Neden T.C. Cumhurbaşkanına gönderilmiş mektup bu? Türk Silahlı Kuvvetleri, ABD’nin tüm yaptırım tehditlerine karşı “Onurluca ve kendi milletinin güvenliği için” yürürken neden şimdi? 

Kullanılan dile – kelimelere ve cümlelere de dikkatinizi çekmek istiyorum, diyor ki; “Gel seninle bir anlaşma yapalım” öyle ya mahallede bulunan bir tane erik ağacına dalmak için çocuklar birbirleriyle anlaşma yapıyorlar sanki. “Gel bir anlaşma yapalım, haftanın tek günlerinde sen çık ağaca, diğer günler ben…” Sakın bana İngilizce‘nin tercüme ve gramerlerinden bahsetmeyin. Ben de İngilizce biliyorum ve mektubu okuduğumda, hayatımda bir çok diplomatik mektup görmüş biri olarak bildiriyorum, orada yazılanlar büyük hatadır. 

“Eğer bunu doğru ve insani şekilde yapabilirseniz, tarih size olumlu bakacaktır. Eğer iyi şeyler olmaz ise sizi sonsuza kadar şeytan olarak görecektir” Bakın bir tehdit, bir ajitasyon hatta mistizm kokan bir yaklaşım da var. Neden? Trump ve kurmayları derslerine iyi çalışmış. Türk milleti olarak bizler sebepsiz ve anlamsız yere tarihimizle övünürüz… Tarih bizim en hassas noktamızdır. “Tarihte Türkler…” diye başlayan birçok söyleve hangimiz şahit olmadık ki? Oysa bence ki bu benim naçizane hür fikrimdir“Ataları ve geçmişi ile övünen milletlerin patateslerden farkları yoktur, her ikisinin de tüm değer verdikleri toprağın altındadır. Övünülmesi gereken gelecektir, gelecekteki genç nesillerdir ve onların neler yapacaklardır” Oraya vuruyor… Aslında vurduğu R. Tayyip Erdoğan değil “Tarihi” ve “geçmişiyle” övünen Türk Milletidir… 

Sonra diyor ki; “…eğer olmazsa sonsuza kadar şeytan olarak görecektir…” İslamiyet’ten de geri durmuyor… Şeytan, Müslüman devletler için en hassas noktalardan biridir. Yüzlerce yıldır onu taşlamak için dünya kadar yol giden bir milletin göz önünde siz devlet başkanını “eğer olmazsa” diyerek şeytan yerine koyuyorsunuz… Hassasiyete bakar mısınız?  Kesin ve istisnasız teşhisim odur ki; Bu bir PSİKOLOJİK SAVAŞ‘tır. R. Tayyip Erdoğan’a karşı değil… Türkiye Uluslarına karşı verilen bir savaştır. 

Orada mektup yazılmış ve nasıl olduğu bilinmez bir şekilde basına çıkmış. “Tüh! Allah Allah nasıl oldu bu ya? Hemen soruşturma başlatacağım” verdikleri cevabın da bu olduğuna eminim. Ama asıl o mektubun basına yayılmasında ki amaç; R. Tayyip Erdoğan ve onun politikalarına karşı olan Türk Milletini ayaklandırmaktır. Bölmektir. Parçalamaktır. ABD bunu yıllardır yapmaktadır. Burada olan kurgu da tam olarak budur. 

Ben Iraklı değilim, ben Suriyeli değilim, Mısır vatandaşı da değilim. ABD istedi diye ayağımdaki terliği çıkarıp, devlet başkanımın heykeline “şap şap şap” diye vuracak biri hiç değilim! Bu ülke öyle ya da böyle “Demokrat” bir ülkedir. Ve eğer beğenmezseniz oyunuzu kullanır ve iktidarı değiştirebilirsiniz. ABD istedi diye sokaklara çıkıp bağıracak da değilim. Memnun değilsem bunu yeri bellidir. Sandıktır! R. Tayyip Erdoğan ve politikalarını en sert eleştiren yazılara sahip biri olarak diyorum ki; Bu tip “üçüncü sınıf” harp teknikleriyle beni kışkırtamazsınız! Ben akıl ve donanım olarak yeterliyim! Biz yeterliyiz! Neyin sahte, neyin gerçek dışı olduğunu elbette ki bilirim. Sizin “şeş kaza” yayınlanmış hakaret ve hor gören mektubunuzun bir harp tekniği, direnci kırmak, birleşik Ulusu dağıtmak ve bizim kültürümüze, bizim terminolojimize göre ağıra gidecek kelimeleri özellikle seçip, (Beğenmesek bile) bizim Cumhurbaşkanımızı alaya almak olduğunu anlarım muhakkak. Ve bu elbette ki ağırıma gider, kusura bakmayın ama her vatandaşın ağrına gider. Bizlere göre o AKP’li Cumhurbaşkanı olsa bile sizlere göre Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanıdır! Ve o makamda kim oturursa otursun onu bir Coni’nin isteği ile heba etmem, ettirmem! Ben istersem bu olur, sen istedin diye olmaz! 

Yok, yemedik biz bunu… Olmamış… Başarılı değilsiniz. Eğer o Cumhurbaşkanını oradan indirecek biri varsa ya da onu daha yükseltecek, bu sizler değilsiniz… Yine bu ulustur. Böyle“üçüncü sınıf” psikolojik harp teknikleriyle, onur kırıcı mektupları “tüh tüm gözden kaçırmışız” gibi yalanlarla servis edip, kutuplaşmamıza, bölünmemize ve hatta nefret tohumları ekmenize izin vermeyeceğiz! Nerede abdestinizi bozduysanız gidiniz ve orada tazeleyiniz… Burası bir Irak, bir Suriye, bir Mısır – Lübnan – Cezayir değildir. Bir mektupla yıkamazsınız! Yıkamayacaksınız! O makamda Mustafa Kemal’ler, İnönü’ler, A. Necdet Sezer’ler oturdu. Süleyman Demirel’ler, Turgut Özal’lar oturdu. Bugün oturan da R. Tayyip Erdoğan’dır. Siz sevseniz de sevmeseniz de… Keza biz, sevsek de sevmesek de! Biz o makamda oturanları değil o makamı korumakla görevliyiz… Ve bu yaptığınız saldırı, o makamda oturana değil o makamadır! Namusumuzdur! 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here