Restorasyon Yapmayın Siz? (2)

0

Geçen yıl yine bu tarihlerde yapılan restorasyonlar(!) hakkında birincisini paylaştığım düşüncelerime, bir ikincisini eklemek geldi içimden.

Bu sefer 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle tarihi bir yer gezmek istedik dostlarla ve ‘dünyada eşine az rastlanan ve bütünüyle “açık hava müzesi” olan tarihi ve antik bir şehir olan “İznik” gezisine gittik günü birlik.

Önce kısaca kaynağından İznik’i tanıyalım isterseniz;

İznik’in tarih öncesi çağlardan beri yaşamlara mekan olduğunu, Makedonya Kralı Büyük İskender’in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316’da kurulduğunu hatırlıyoruz.

Çağın geleneklerine göre, kurucusu Antigonius nedeniyle de “Antigonia” adını almış.

‘Makedonya imparatoru Büyük İskender’in mirasçıları, General Antigonius ve General Lysimakhos, İmparatorluğu egemenlikleri altına almak için birbirleri ile savaştılar. Lysimakhos, M.Ö. 301’de Antigonius’u mağlup etti ve kenti yönetimi altına alarak, o dönemin geleneklerine göre kente sevgili karısının adı olan “Nikaia” adını verdi.


‘M.S. 259 yılında Gotların saldırısına uğrayan kente, Romalılar, Bithynia Krallığı zamanında başlatılan ve M.S. 121 yılında meydana gelen depremde büyük hasar gören surları daha güçlü olarak İnşa ettiler. Şehri, 4 ana ve 12 tali kapısı bulunan 4970 m uzunluğunda bir sur ile çevirdiler.’

‘Roma İmparatorluğu, M.S. 476 yılında Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ikiye ayrılınca, İznik sonradan Bizans adını alan Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kaldı.’

‘Selçuklu Sultanı Alpaslan’ın Bizans ordularını Malazgirt’te 1071’de yenmesinden sonra, Selçuklular XI. yüzyılın sonlarında Bizans içlerine kadar yürüdüler.

Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075 tarihinde Nicaea’yı aldı ve 1080 yılında Selçuklu devletinin başkenti yaptı.

Adını da Nicaea’nın izi anlamında “İznik” olarak değiştirdi. Böylece İznik, Anadolu’da ilk Türk başkenti oldu.’

Selçuklu, şehri ancak 22 yıl kadar ellerinde tutabildi.

Bizans’ın saltanat soyu Theodoros Lascaris, İznik’e kaçtı ve burada imparatorluğunu ilan etti. İznik, böylece 57 yıl boyunca başkenti Latin İşgali altında olan Bizans İmparatorluğu’nun yönetim merkezi oldu.’

‘İznik ancak Sultan Orhan Bey (1326-1362) zamanında 1331 tarihinde fethedildi. Böylece İznik 234 yıllık bir aradan sonra yeniden Türk idaresine girmiş oluyordu.‘

Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının arkeolojik ve etnografik kalıntılarıyla bütünleşmiş durumda olmasına rağmen, hala hak etmediği bir ilgisizlik ile karşı karşıya olduğunu görmek, insanın içini acıtıyor.

Nerelere ne paralar harcanıyor da, yaklaşık üç bin yıllık kültürel mirasa hak ettiği değeri, turizm gelirleri ile milli servete dahil etmeyi bir türlü beceremiyoruz…

Biraz giriş ve düşünce paylaşımın ile birlikte affınıza sığınarak, geçen yıl paylaştığım aynı düşüncelerimi, Bursa ili, İznik ilçesinde bulunan Osmanlı mimarisinin ilk örneklerinden, I. Murat’ın Sadrazamı Çandarlı Halil Paşa tarafından 1391 yılında yaptırılan, hüzünlü bir restorasyon(!) örneği olarak gördüğüm İznik Yeşil Camii ile paylaşıyorum.

Rezil etmişler güzelim tarihi yapıya!

Bugünkü hali güzel değil mi?

Elbette güzel!

Boya, badana, sıva olmuş, mermer ile kaplanmış, pırıl pırıl…

Ama maalesef tarihi dokusundan eser kalmamış…

Aslında restore kelimesini kullanmamak, bu işleme “tarihe müdahale” demek sanırım daha doğru!

Yapılır gibi görünenler acaba restorasyon mu?

Yoksa tarihi yok etme pahasına “yenileştirme” mi?

Restore çalışmalarını yapan emekçilere bir bakın isterseniz. Sıvacı Mehmet abi, boyacı Mustafa, alçıcı Ali, marangoz Osman, mermerci Salih var ama, acaba “tarihi restorasyon ustası” var mı aralarında?

Bu kötü işçiliğe ve restorasyona(!) İlber Ortaylı hoca, başka restoranlar için kendi üslubuyla da bir tarifte bulunmuştu;

“Restorasyon yapanların amacı para kazanmak”…

Yani tarihi dokuyu, tarihi duyguyu kaybetmek uğruna sadece para kazanmak.

İlber hoca, “Türkiye’de restorasyon yapanların restorasyon yapmayı bilmediklerini ifade ederek, “Türkiye’de kötü restorasyon yok değil var. Ama bilmiyorlar”. Geniş anlamda sorarsan onları bu gözle değerlendirmek fazla iyimserlik olur. Sen düşün ki bütün restorasyonları belirli bir yer yapıyorsa ve orası Türkiye’deki mimarı mirasın çok azını barındıran bir bölgeyse, orada zaten gelişmenin, bilgi edinmenin mümkün olmadığını anlarsın” demiş bir mülakatında.

Bir de ağır bir sitemde bulunmuş.

“Mezarım bunlarla aynı memlekette olmayacak”

“Şehrine sahip çıkamayanlar… senin burada mezarın var mı? diyorlar. Çok şükür yok, olmayacak da! Şehrine sahip çıkamayan insanlarla aynı yerde ne mezarım olacak”.

Valla siz ne düşünürsünüz bilmiyorum ama özellikle son beş yıldır İstanbul’da yaşayan ve her fırsatta gezmeye gayret eden birisi olarak, çeşmelerden, camilere, hanlardan, hamamlara, saraylara kadar yaşanan “restorasyon felaketlerinin” sınırları zorladığını yakından biliyor, görüyorum.

Sıvaları yenilenen, adeta pasta cila atılan mermer, taş yüzeyler, tarihi dokuların restore edildiği anlamına mı geliyor?

Ya da, tarihin içinin edildiği anlamına mı geliyor? Bilemedim!

Yoksa tarihimiz bir bir yok mu ediliyor…?



Kaynak; https://www.iznikrehber.com/izniktarihcesi

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here