Riya ve Süm’a /Eylemlerde Sahtekarlık

1

Riya,    gizli    yapılması gereken amel    ve  ibadetleri başkalarının görmesi amacıyla açıktan yapmaktır. İyilikleri, amelleri veya    ibadetleri sırf    başkaları duysun diye    yapmak da   “Süm’a”dır.  Bunda da  başkalarının duyması vesilesiyle övünme, gösteriş yapma yahut çeşitli menfaatler elde etme amacı vardır.

İnsanı riyakârlığa sevk eden sebeplerin başında, “Ucb” yani kendini beğenme duygusu gelir. Kötülenmekten korkma, şan, şöhret ve   birtakım menfaatlere makam, mevkiye ulaşma isteği de   insanı riyakâr olmaya iten sebeplerdir.

Başkaları tarafından takdir edilme ve   beğenilme, insanın nefsini okşayan bir durumdur. Kişi beğenilme duygusunu kontrol edemezse davranışlarını bu arzu  doğrultusunda gerçekleştirmeye çalışır, zamanla insanların yanında başka türlü, yalnızken başka türlü davranmaya başlar ve ikiyüzlü bir   kişiliğe bürünür.

İnsan bazen de   başkalarının kendisini tenkit etmesinden, kınamasından ve   ayıplamasından korktuğu için    doğru olduğuna inandığı davranışları terk eder. Yahut birtakım menfaatleri gözeterek doğru olmadığına inandığı davranışları sergiler.

Böylece insanlara eylemleriyle yalan söyler ve   insanları eylemleriyle aldatır. İnsanları dünyada bu   şekilde aldattığını düşünen riyakârın bu   sahte tavrı âhirette elbette önüne konur ve böylece hak ettiği gerçek karşılığı bulur.

Hz.  Peygamber (sav)    bir   hadisinde mahşer gününde üç   kişinin ilâhî    huzurda nasıl hesaba çekileceklerini tasvir eder.

Bunlardan birincisi, Allah yolunda canını verebilecek kadar fedakârlık gösterdiğini düşünen kişidir. Bunu hesap ederek çok    büyük mükâfata mazhar olacağını ümit eden bu   kişi,    nihayet büyük hesap için    Allah’ın huzuruna getirilir. Önce, Yaratan’ın ona    bahşettiği nimetler bir   bir   sayılır. O   da,    sayılan nimetlere mazhar olduğunu itiraf eder. Ardından, “Peki, sen    bu   nimetlerin karşılığı   olarak neler yaptın?” diye    sorulur. Allah yolunda canını bile    verdiğini düşünerek, “Senin yolunda çarpıştım. Sonunda şehit edildim.” der.    Onun gerçekte ne   için    savaştığını çok    iyi   bilen Allah Teâlâ asıl    niyetini açığa çıkarır: “Yalan söylüyorsun! İnsanlar sana    ‘cesur’ desinler diye    savaştın. Zaten   bu   dileğin de   gerçekleşti. İnsanlar, ardından senin ne   kadar kahraman biri    olduğunu anlatıp durdular.” Allah, meleklerine emir verir ve şehitlik sevabı bekleyen kişi sürüklenerek cehenneme atılır.

Diğeri de ilim    tahsil eden, bilgisini başkalarıyla paylaşan, aynı zamanda Kur’an’ı güzel okuyan bir ilim    adamıdır. Allah, ona    da   ikram ettiği nimetleri tek tek    sayar. O   da   bu   nimetlerin kendisine ikram edildiğini itiraf eder. Allah ona    da   sorar: “Peki, bunca nimetin karşılığı olarak ne yaptın?” Adam, “İlim tahsil ettim, bildiklerimi insanlara öğrettim ve   senin rızan için    Kur’an okudum.” karşılığını verir. Allah önceki gibi    onun da riyakârlığını açığa çıkarır: “Yalan söylüyorsun! İnsanlar sana ‘âlim’ desin diye    bu   ilmi    tahsil ettin. Güzel bir   Kur’an okuyucusu desinler diye    okudun ve   bunu dediler.” Allah Teâlâ emir verir ve   melekler bu   kişiyi de   sürükleyerek cehenneme atarlar.

Sonuncusu, servet sahibi olmuş, dünyalık olarak her    istediğini elde etmiş bir   zengindir. Allah, ona    da   ikram ettiği nimetlerini hatırlatır. O da   bu   nimetlere mazhar olduğunu itiraf eder. Allah ona    da   sorar: “Peki, sen    bunca nimetin karşılığı olarak ne   yaptın?” Allah yolunda pek    çok infakta bulunduğunu hesap eden adam, sevap beklentisi içerisinde, “Malın harcanmasını istediğin tüm    yerlere senin rızan için    infakta bulundum. Hiçbirini boş    geçmedim.” cevabını verir. Onun da   ne   maksatla infakta bulunduğunu, bu   işleri nasıl gösteriş için    yaptığını bilen Yüce Allah, adamın gerçek niyetini ve   samimiyetsizliğini açığa çıkarır, onu    dünyadaki niyetiyle yüzleştirir: “Yalan söylüyorsun! Sen    bütün bunları, insanlar senin için    ‘ne cömert kişi’ desinler diye    yaptın. Zaten bu   isteğin de   gerçekleşti. Herkes senin için,    ‘çok cömert bir   insan’ dedi.” Allah (cc)    ardından meleklere emreder ve   adam sürüklenerek cehenneme atılır.( Müslim, İmâre, 152,  Ebû Dâvûd, Edeb,35)

Hadiste sözü edilen kişiler bu   amelleri Allah rızası için    yaptıklarını ifade etmelerine rağmen karşılığında âhirette umduklarını bulamamışlardır. Çünkü onların davranışlarına Allah katında amelleri değersiz kılan riya/süm’a karışmıştır.

İşte Riya, kişinin, başkalarının beğenisini kazanmak, saygınlık ve çıkar sağlamak amacıyla gösteriş için    inandığından farklı davranışlarda bulunmasıdır.

Ancak Yüce Allah kullarının kalplerdeki niyetleri çok iyi bilir. Nitekim Kur’an’da:

“Şüphesiz yerde ve   gökte hiçbir şey  Allah’a gizli    kalmaz” ( Âl-i İmrân, 3/5).

“Allah, kullarının bütün yaptıklarını görür” (Alak, 96/14).

“Onların kalbinde olanı, yani    neyi  hangi niyetle yaptıklarını çok  iyi  bilir” (Hûd, 11/5).

Efendimiz başka hadislerinde  de : “Allah sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar.”( Buhârî, Meğâzî, 3).

“Ameller ancak niyetlere göre değer kazanır. Herkes niyet ettiği şeyin karşılığını alacaktır…” (Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1. Tirmizî, Îmân, 4)

Bunun için    kul, ibadetlerini eda    ederken yahut davranışlarını/eylemlerini şekillendirirken Allah’ın kendisini gördüğü,  ‘İhsan’ bilinciyle hareket etmelidir.

Nitekim Hz.Peygamber’in, “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmektir. Sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.” (Tirmizî, Îmân, 4) ifadesi bu   bilinci hatırlatmaktadır.

Dolayısıyla asıl olan, ibadet   olsun, eylem olsun, iyilik olarak yapılanların sadece Allah rızası gözetilerek samimi bir  niyetle yapılmasıdır.

Bu   nedenle, insanların dışarıdan bakarak takdir etmelerine karşın, kişinin tutum ve   tavırlarında Allah rızası bulunmayıp gösteriş çabası ön plana çıktığında, bunlara karşılık mükâfat alması bir yana, kişi ahirette cezalandırılmayı da hak  etmektedir (Buhârî, Meğâzî, 39).

Görünüşte Allah’a itaat    ediyor gibi    yaparak aslında kulların beğenisini    kazanmayı amaçlamak, dünyevî çıkarları gözeterek ibadet yapmak, Allah emrettiği için   değil    de  insanlara gösteriş olsun diye   iyilik yapmak, gizli yapma imkânı olduğu hâlde gösteriş amacıyla bazı ibadetleri ve davranışları açıktan   yapmak, manevi/ruhsal bir hastalıktır.

Bu durum Riya ve Süm’a/ Eylemlerde sahtekarlık olup sonuçu itibarı ile hüsrandır.

Vesselam

Daha geniş bilgi Bkz: Diyanet, Hadislerle İslam, III/591

1 YORUM

  1. otobanda namaz kılan şu üç şahısta estetik namına dişe dokunur bir şey görüyormusunuz.
    şimdi bunu görenler müslüman değilse islama ısınacak.müslüman olup da namaz kılmayanlar hemen beş vakit namaza mı başlayacak.
    benim gibi beş vakit namazı kılmaya çalışan birini bile irrite eden bir görünüm.bu nedenle tam tersi bir etki yapacak bir durum.
    otobanda olduğuna göre araban var ilk çıkıştan çık namazını müsait bir yerde kıl.
    ama ne yaparsın çıkıp girerken ücret ödeyeceksin dimi.şimdi anladınızmı mesele duygusal.
    tıpkı sabah erkenden uçağa bineceksin vakit az ama havaalanı mescidine gidip sabah namazını kılıyım dedin.bunlara benzer bir şahıs imamete geçip ilk rekatta tebarekeye başlamazmı.belki dersin azını okur bakarsın yok arkadaş adam kararlı devam ediyor.büyük ihtimalle 2.rekat amme okuyacak çaresiz
    bozarsın namazı kendi kendine kılarsın ve uçağa yetişirsin.
    merak ediyorum bu adamlar uzun okunan sabah namazı farzında Resulullah (s.a.v.)efendimizin bir çocuk ağlaması duyup da annesinin namazda olduğu düşüncesi ile okumasını kesip hızlı olarak namazı bitirdiğini de bilmezler mi acaba.
    insanın derdi Rabbine ibadet olmalı.ibadet değil show yaparsan kültür fizik yapmış olursun.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here