Rusya ve Suriye ve Türkiye üzerine yazılar…

0

Son Gerçek Bükücü

Soğuk Savaştan, Sırtımıza Yüklenen Sıcak Savaşa

Rafet El Roman “Macera Dolu Amerika” şarkısını yazalı 20 yıl, Deniz Gezmiş “Kahrolsun Amerika” diyeli 50 yıl, Adnan Menderes “memleketi küçük Amerika yapacağız” diyeli 70 yıl oldu.

Bu 3 geçmiş zaman dönümünün ortak noktası aslında diplomasinin ‘cinsiyetsiz’ ve ‘nötr’ diline tabi olunması idi. Diplomatlar her zaman seviyeyi muhafaza etmeleri ile ayrışırlar.

Türkiye ambargo uygulanan yıllarda bile Trump’un ve Amerikalı çeşitli siyasetçilerin son birkaç güne sığdırdığı söylemlerdeki tuhaf ve akıl dışı muameleye maruz kalmamıştı. Bunun tersini çokça görmüş oyuncak Iphone, turp vs gibi suçsuz metaların memleket dahilinde fena muameleye maruz kaldığına şahit olmuştuk.

Gerçek üstü diyebilecegimiz bu sürecin iniş ve çıkışları özellikle sosyal medyanın gerçeği sahte ile karıştıran kakafonisinde iyice rahatsız edici bir hal aldı. Gerçekten de 21. yüzyılın hızı ve gerçeği bükme kapasitesi boyle zamanlarda kendini daha da fazla hissettiriyor.

Amerika’nın soğuk savaşta önemli bir müttefiki olan Türkiye, Berlin Duvarı’nın yıkılışından tam 28 yıl sonra bu ülkenin sıradışı başkanının istikrarsız söylemlerini hazmetmeye çalışıyor.
Amerika’ya karşı olmanın bir dönem vatan hainliği sayıldığı ülkeden söz ediyoruz. Hala da kolektif hafıza fazlasıyla bu anti komünist ezber ile malul aslında. Komünist SSCB’nin ardılı Rusya da temkinli bir tavır ile çok fazla konuşmadan sözsüz bir kararlılıkla durumu takip ediyor diğer tarafta.

Bu konuda çokça yazmış biri olarak içim fazlasıyla rahat. Dünkü yazım da tam bu vurgu ile nihayetlenmişti. Türkiye’nin sağcılıkla imtihanı giderek tatsız bir meddah oyununa tahvil oluyor. Geçmişte söylediğini tamamıyla unutan ve tüm parametresini de aslında bu geçmiş birikime dayayan Türk sağı, Türk halkının bir kısmının hafızasızlığına bina ettiği ideolojik tahakküm ile en azından kendini ‘sorgulatmamayı’ başarıyor.

Reklam

Bununla beraber işin sahadaki yansımasına bakıldığında; Türk dış politikası hemen hiçbir hedefini tutturamadığı bu son dönemde, Suriye’de İran/Rusya/ABD denklemi içinde askeri bir hamle ile varlığını kanıtlamayı deniyor.
Dışişleri Bakanının asker üniforması ile arz-ı endam etmesi bu hamleyi hala tam teşhis edemeyenlere durumu görsel olarak aktarma kaygısı güdüyor.
Üniforma giyen Dışişleri Bakanı ister istemez, Savunma Bakanına da diplomasi görevini devretmiş oluyor.

Savaş demek için fazla yerel ve asimetrik olsa da, olası çatışma için başka tanım bulmak da mümkün değil. Büyük resmi görenlerin uzun süredir vekalet savaşları diyerek adlandırdığı çatışmalardan birine bu defa asaleten dahil olmaktan söz ediyoruz.

Yine de 21. yüzyılın ilk çeyreğini dahi geçtiğimiz günlerde hiçbir şeyden o kadar emin değiliz.
İşin en acı ve acılı yanı asırlardır bir arada yaşama kültürünü haiz bir coğrafyanın paydaşları olarak 1776’da egemenliğini kazanmış bir ülkeden gelen diskurlara, tavsiyelere ve uyarılara muhatap olmamız…

Amerika’nın köklerinde eski kıta Avrupa’dan gelen kurucu ataları olsa da devlet geleneğinin 300 yılı bile bulmayan kısa geçmişi ile Kürt/Türk/Arap arasında yorum yapma özgüveni arasındaki trajik çelişkiyi göz ardı etmemek lazım.

Tabii ki en az bu 3 ulus kadar kadim geçmişi olan Rusları ve İranlıları da hesaptan ayrı tutmamak lazım. Yine de son derece iç içe geçmiş kültürlerin ve birbiri ile neredeyse bütünüyle entegre olmuş gelenek, dil ve inançların paydaşı olarak bu durumdan ziyadesiyle muzdarip olmalıyız.

Ben kendi adıma Mardinli bir Arap olarak hiçbir zaman Kürtlerden de Türklerden de bir tuz tanesi kadar huzursuz olmadan geçen ömrümün tam bu anında maruz kaldığım bu tablodan fazlasıyla muzdaripim.

Eleştirilecek yanları olsa da Mustafa Kemal’in ‘savaşın cinayet olduğuna’ dair sözünün en azından bugünün Türkiye’si için geçerli olduğu kanısındayım.
Ulusun hayatının tehlikeye girdiğini iddia etmek her şeyden önce bu ülkeyi uzun süredir tek başına yönetenler için de ciddi bir özeleştiri sebebi olmalıdır.

Evet AKP ile mükemmel günler geçirmesek de ulusumuzun Atatürk’ün deyimiyle hayatı tehlikede değildir.
Bu basit söz dahi aslında diplomasinin bir yolundan başka bir şey olmayan ama neticeleri hiçbir zaman olmadığı gibi şimdi de tercih edilir olmayan çatışmadan uzak kalınması için yeterli bir uyarıdır.
Türkiye Atatürk’ün çizgisini kendisine asgari bir mevzi olarak görmekten vazgeçmemelidir.
Fazlasını yapabilmek onu tüm uluslar nezdinde hak ettiği saygın noktaya kavuşturacaktır.

Reklam

(Yayın tarihi: 9 Ekim 2019)

S400 İlk Atışını Gazetecilere Yaptı

Sputnik Radyo, Rus uçağının düşürülmesinden sadece birkaç ay önce yayına başlamıştı. Bizim gibi fanilerin anlayamayacağı detaylardır bunlar. Tarihte tesadüflere yer yoktur. Bir zamanların müthiş ABD-SSCB rekabetine selam duran Sputnik ismini yücelten bir radyonun Türkçe yayına başlaması gayet heyecan verici idi.

Şu meşhur “zulüm kuzeyden gelir” sözünün öznesi Rusya’nın bu ülke topraklarından ilk yayını değildi. Zamanında korsan biçimde uzun dalgadan yayın yapan TKP Radyosu ya da Bizim Radyo vardı. Devran değişti ve komünizm yıkıldı. Tam 24 sene sonra 2015’te Rusya’nın Sesi kısaltmasını da kendine uyduran Radyo Sputnik yayın hayatına başladı.

İnsanlar yeni yeni Radyo Sputnik’i tanımaya başlıyordu ki; bir SU 35, Türk F16’sına kurban gitti. Bu da yetmedi “Allahüekber” nidaları ile Rus pilot kurban edildi.

İstiklal Caddesindeki Hollanda Konsolosluğu’nun Rus Konsolosluğu niyetine ihata edildiği günlerdi… Uçağın düşüşünü Türk’ün iradesi ve dirayetini 7 düvele göstermek olarak anlayanlar, son eğitim sisteminin ülkeye öğretmen olarak armağan ettiği bir gruptan ibaretti.

‘Ayıyla dansın ortopedik zorlukları herkesin malumu idi’. Kısa sürede herkes için hayatın gerçekleri kendini gösterdi. Mektuplar, telefonlar, ziyaretler derken üstüne bir de Rus elçinin herkesin gözünün önünde infazı adeta ortalığı yangın yerine çevirdi.

Rusya’nın başına gelenler Slovakya’nın başına bile gelse insanın ruhunu gerer, bir kurşun döktürme ihtiyacı olurdu. Neticede kurşun değil ama füzeler döküldü. Türkiye NATO aidiyetine sırtını dönmekten çekinmeden Rus füzelerini bedeli mukabili ithal etti.

4 yılın panoromasında Rus menşeli Radyo Sputnik’in meraklısının dinlediği Rusya propaganda bültenlerini bir kenara bırakırsak, Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi radyo yayıncılığını armağan ettiğini söylemek lazım.
Hatta CNN Türk’ün pabucunu dama atmasını bir dinleyicinin sesinden cıngıla dönüştürmesi özellikle not edilmeli.

RS FM Yavuz Oğhan’ı fenomenleştiren ve radyo yayıncılığının belki dünyada dahi az görülen bir örneğini sergileyen yayınları ile zirveye çıktı.
Herkes akşam eve giderken radyosunda Yavuz Oğhan’ın adeta radyo için yaratılmış sesi ile yansıyan ‘Bide Bunu Dinle’yi açtı. Bir süre sonra İsmail Saymaz ve Akif Beki’nin katılımı ile gündemin didik edildiği bir konuşma programı ile “Söylemesi Bizden” denildi…

Bütün bu sistem aslında neredeyse 4 yıldır biteviye devam etti. Sürekli gelişti. Hep çıtayı yukarı koydu. İktidarın bitip tükenmeyen anti demokratik uygulamaları, havuz basınının ifşası, iktidara yaranmak için taklalar atan sözde sivil özde memur kurumların traji komik halleri hep bu tezgahta tesviye edildi.

Ahmet Davutoğlu’na söz hakkı verilmesinin ardından kısa bir süre geçmeden bütün bu düzen adeta hallaç pamuğu gibi atıldı. Kimilerine göre bu Davutoğlu effect idi. AKP üyesi Davutoğlu’nun konuştuklarını radyoya taşımak, hatta radyoya dahi taşımadan kendi Youtube kanalını kullanarak aktarmak Radyo Günleri’ni sona erdirdi. Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz ve Akif Beki üçlüsüne ilave Zafer Arapkirli de zorunlu vedaya dahil oldu.

“Biriniz hepiniz, hepiniz biriniz için” dendi belli ki, 3 Silahşörler ve Mösyö Dartanyan misali.
Kanaatim o ki, artık Rusya’nın Türkiye’de muhalif görünümde bir basına destek verir olmasının mantığı ortadan kalktı. Rusya’nın Sesi Radyosunda Erdoğan’a muhalefetin bu kadar açık dile getirilebilmesinin tek bir gerekçesine itibar edebilirdik:
“Basın Özgürdür. Susturulamaz.”

Rusya’nın basın özgürlüğü konusundaki hassasiyetini ardılı olduğu SSCB’nin demir yumruğu altında ezilen Macaristan’a, Çekoslavakya’ya sormak lazım gelirdi. Devletler rejimlerini değiştirir ama kimliklerini değiştirmez.
Bu ister Çar olsun, ister Parti Genel Sekreteri, ister Muktedir Başkan. Herşey aslına rücu etmektedir. Türkiye’de rejime muhalif olmak Ruya’nın çıkarlarına ters ise hiçbir babayiğit bunu Ruble maaş alıp yapamaz.

Rusya Trump’a layık görülen basın muhalefetini tolere edecek bir sistemi haiz değildir. Ne zaman ki, muhalefetin Rusya’ya da muhalefet olduğuna kanaat getirilir, o gün dükkan kapanır. Rusya’da kimsenin Türkiye’de özgür basını teçhiz görevi yoktur.
Davutoğlu değil Mehmet Metiner de konuk olsa idi demokrat gazetecilerin Sputnik Radyo’dan kovulacağını tahmin edebilrdik.

Bir zamanlar Hür Dünya’nın Batı blokuyla özleşmiş olduğunu bilenler için karşılaşılan durum şaşırtıcı olmadı. Batının değerlerinin belki de birincisi basın hürriyeti idi. Pravda’nın simgelediği tahakkümün manası şimdi daha iyi anlaşıldı.

S400 ilk atışını Sputnik’e yaptı. Ciddi sayıda gazeteciyi yere indirdi. Bundan sonra Sputnik kimsenin dinlemediği sıradan bir propaganda ajansı olarak yayınına devam edecek.
Şükür ki, biz artık inhisar edilmiş, tekelleşmiş radyo/TV çağında değiliz. Artık ‘bide bunu dinle’ demek için bir blog bile kafi. “Keşke olmasaydı!” desek de sınırların nerede bittiğini görmek adına içimiz gayet rahatladı. Bundan sonra dış güçlerin asıl nerede devreye girdiğini anlamak ve anlatmak kolaylaştı.

Ayı ile dansın güçlükleri daha da anlaşıldı.
Adı işter çarlık, ister Sovyet birliği, ister federasyon olsun tarih sadece şekli değiştiriyor.
Sıcak denizler orada durduğu sürece niyet hiç ama hiç değişmiyor.

(Yayın tarihi: 20 Temmuz 2019)

Rusya’yı Kızdırmadan Arkadaşını Nasıl Döveceğiz?

Hüseyin Bağcı önemli bir Uluslararası İlişkiler Profesörüdür. Mete Yarar’a soğuk savaş dersi verdiğinde umulmadık bir tepkiyle karşılaşmıştı.
Hemen her konuda uzman olan Yarar’ın soğuk savaş gibi fani ve geçmişte kalmış konulara ilgisi, bir eskimonun buzdolabına olan ilgisinden fazla değildi.
Hal böyle olunca Bağcı hoca haksız biçimde sert tepki almıştı.

Yazık ki yüksek sesle konuşmak, söylediklerinizi haklı konuma getirmiyor. Yüksek sesle konuşmanın tek sonucu ses tellerinizin arızalanması ve etrafa gürültü kirliliği yaratmaktır.

Mete Yarar ve türevleri hatırlamasa da, soğuk savaş döneminde Türkiye’de en birinci düşman şimdi Rusya diye bilinen SSCB idi.

Türk sağcısının ezberindeki en pratik slogan “Komünistler Moskova’ya” idi.

Komünistleri Moskova’da ağırlamak her zaman mümkün olmuyordu. Komünistler bu ülkede yasaklanan bir ideolojinin takipçileri olarak hayatlarını ortaya koyarak mücadele ettiler. Bu mücadelenin komünist blok yıkılsa da devamına baş koyanlara hala dudak bükülür.

İktidar bloku ve onun sığ ideolojik kurgusunda komünistler hala ikraha tabidir.

Türkiye’yi komünizmden koruyan Türk ordusunun bağlı olduğu uluslar arası birliğe ise NATO denmekteydi.
Bugün ortada komünizm ve onun NATO’su olan Varşova Paktı yok. Ancak NATO varlığını güçlü biçimde sürdürüyor.

NATO bugün sosyal medya hesabından paylaştığı “NATO Türkiye’dir” sloganı ve bunun eşliğindeki bir klip ile deyim yerindeyse kalpleri fethetti.

Gönül telini titreten bu videonun zamanlaması manidardı.

Türkiye adeta arkadan ittirilerek, Suriye’de bir çatışmaya doğru ilerlerken NATO’nun bu çıkışı pek de tesadüf olmasa gerek. 

Daha birkaç ay önce ‘Ey Amerika’ diye ünleyen Bahçeli’nin, Şam’a gitme planlarını duymuştuk. En ufak bir kuşkuya mahal vermeyen gerçeklik ise, ABD’nin en önemli üyesi olan NATO olmadan Suriye’de pozisyon almanın pek de olası olmadığıydı.

Aslında doğruyu söylemek gerekirse arkada NATO bile olsa, böyle bir planın hayata geçmesi kolay görünmüyor.

Bu durumun aslında basit gerekçesini ‘komünizm yıkıldıysa, NATO hala niye var?’ sorusunun cevabında aramak lazım.

NATO’nun Bosna savaşını bitirmek için; Belgrad semalarında görülen uçaklarının, acısını hala hisseden Sırpların en iyi dostunun Ruslar olduğunu bilirseniz, aslında cevap için çok da yorulmazsınız.
Son Avrupa Şampiyonasında bu rekabetin futbola yansımasını kaleme almıştım.

NATO belki komünizmin 2. Dünya Savaşı sonrasındaki tehditine karşı kurulmuş olabilir. Ama Rusya neredeyse 300 yıldır kimlik değiştirse de, kişilik değiştirmeden hep aynı yöne, Sıcak Denizlere doğru hareketlenmiştir.
Bu günler de buna istisna olmaktan öte fazlasıyla delalet etmekte.

Lazkiye’ye mitili atmış bir Rusya’nın canını sıkmak için ciddi bir özgüven gerekir. Nitekim Genelkurmay Başkanı da bu konuda nerede durulduğunu tereddüte mahal vermeden ifade etmiş: “Bizim Rusya’ya karşı herhangi bir tavrımız söz konusu değil, tek hedefimiz rejim. Ateşkesi ihlal eden gruplardır.

Satrançdaki Vezir misali; her yere yetişen muktedir Rusya’nın, Suriye’de sağa sola çapraz hareket ederek, ilerlediğinin farkında olmak aslnda oldukça faydalı bir tutum.

Hele ki ABD’den Patriot talep edilerek savunma tarafını sağlamlamak da gündeme dahil olduğunda, ister istemez bundan 7 ay kadar önce yazdığım yazı aklıma geliyor.
“Dünya bir dönem iki kutuptan ibaretti. Bir tarafta ABD diğer tarafta şimdi Rusya olan Sovyet bloku vardı. S 400’ler günümüz dünyasında Türkiye’nin çok kutuplu seçeneklere bir yatırımı olarak da tanımlanıyor.
Gerçekten böyle mi göreceğiz?
En azından hem bir kutbun parçası olmaya devam etmek, hem de çok kutuplu dünyada farklı eksenlerle beraber hareket etmek mümkün mü anlayacağız?”

7 ay gibi kısa bir sürede Patriot’a muhtaç olmak ve yukarıda yazılanların birebir tahakkuku, bana ait bir övünç vesilesi olmaktan ziyade, iktidarın strateji vadesinin 15 dakikadan çok olmadığını göstermektedir.

Öte yandan Rus turistlere bel bağlayan turizm ekonomisi de patriot isteyen iktidar gibi yüzünü batıya dönmek zorunda kalacak bu gidişle..
Ancak gerginlikten ürken Rus turistlerin yerine batılı turist getirmek de o kadar kolay değil.

Savaş tamtamları Rus halkını kızdırır, Amerikalıyı ürkütür.

Savaş çığırtkanlarının bu kadar çok olduğu bir ülkeye, hangi aklı başında batılı Turist, gönül rahatlığı ile gider?
Rusya’nın altı tabii kaynak kaynıyor, bizde seçim dönemleri dışında doğalgaz /petrol keşfedilemiyor.
Ülkenin ekmek kapısı, emek insanlarının çıkış noktası olan turizmin de başı belaya girerse, patriot gibi ödünç dolar talep edilirse şaşmayın.

(Yayın tarihi: 21 Şubat 2020)

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here