Sadakat Liyakati Boğuyor

0

Biz Kıyamet gününe imanı İslam’ın şartları arasında biliyorduk, Diyanet Başkanı buna yeni bir kavram ekledi. ‘Kıyamete Alışmak’. 
Depremler kıyamete alıştırma amaçlı imiş.
Ali Erbaş beyefendiden alınan bilgi bu şekilde. Kendisi Diyanet Başkanı olarak hutbe makamına çıkarak verdiği Cuma Namazını bu konuya ayırmış.

Açıkçası Nasrettin Hoca’nın torunlarının ülkesinde insanları kıyametle korkutmak hele ki bunu deprem üzerinden yapmak bana çok makul gelmedi.
Hocaya sormuşlar; “Hocam kıyamet ne zaman kopacak” diye. Hoca da, “Eşim ölürse küçük kıyamet kopacak, ben ölürsem büyük kıyamet kopacak” demiş.
Nasrettin Hoca bilgeliğin bütün donanımı ile verdiği bu yanıtla aslında, her insanın bir dünya ve bu dünyanın önemini bize anlatmaktadır.

Türkiye’de gelir eşitsizliğinin zirvede olması, sokakların çöp konteynerlerinden nafaka arayanlarla dolu olması, devalüasyon, enflasyon, faiz sarmalının ülkeyi soktuğu kaotik durumdan rahatı hiç kaçmayan bir kurum varsa o da Diyanet olmalı. 

Toplumsal PR çalışmasına dönüşen son depremde yaşananların ve depreme hazırlık konusundaki iktidar noksanlıklarının gözden uzak tutulması için ortaya konan çabanın bir örneği oldu Erbaş’ın sözleri.
Bilimin keşiflerinin din kitaplarının öğretilerini sarsmasına rağmen, dinin etkisini ve etkinliğini neden kaybetmediği üzerine Charles Taylor’un Seküler Çağ eserinden istifade ederek yazmıştım

Belli ki Diyanet’in gündeminde ne benim yazılarım var ne de Charles Taylor. Benim olmamam makul ama en azından Taylor okusun diye ümit ediyorsunuz.
Bu nafile ümit ile her sabah uyansak da, AKP’nin sırtını dayadığı din siyasetinde en güçlü müttefiki olarak görülen Diyanet’in bu konuda pek de istekli olmadığı anlaşılıyor. 

1348’de Papa 6. Clement, ‘Kara Ölüm’ yani ‘Veba’ için Yahudileri suçlayan ve onları cezalandırmak isteyen dindaşlarını teskin etmek için, “onlar da vebadan ölüyor” diyerek açıklama çabasına girmişti. Vebanın bir hastalık olduğu hem önlenmesi hem tedavisinin sağlandığı dönemler bilimin ve aydınlanmanın zirveye çıktığı yıllardı.

Bu günlerden 650 sene sonra zorlama izahatla yönetim aklama çabalarını görmek, en ufak ifade ile iç karartıcı ve güven kırıcı olmaktadır.
AKP’nin ülkeye verdiği hasarlardan en ağırı hiç kuşkusuz toplumsal güvenin sarsılması olmuştur.
Bu güvensiz halden etkilenmemek ya gerçekten toplumsal duyarlılığın sıfırlanmasını ya da havuza tabi olmuş bir medya mensubu olmayı gerektirir.

AKP’nin hemen her edimini ‘ben yaptım oldu’ diyerek hayata geçirmesi, siyaset, iktisat, çevre, sanat ve güvenlik alanında ceberut tercihler giderek toplumu yabancılaştırdı.

Önceki gün sosyal medyaya düşen bir görüntüde de tecrübeli diplomat Faruk Kaymakçı’nın İngilizce metni okurken zorlanması bu yabancılaşmanın etkisiyle yoğun bir sosyal medya lincine yol açtı.
Açıkçası ben de İngilizce’nin son derece kötü bir örneğini veren diplomatı linç eden sosyal medya gönderilerine bakmış ve liyakatın ayaklar altına alındığını düşünmüştüm.

Benim gördüğüm postta Sn. Kaymakçı ismen zikredilmemekteydi. Sonrasında biraz araştırdığımda Kaymakçı’ya haksızlık yaptığıma kanaat getirdim. Sosyal medyanın acımasızlığı deneyimli, başarılı ve AKP’nin henüz hasar vermediği dönemlerde bakanlığa girmiş bir memuru linç ettirmeyi başarmıştı. 
Ben kendi adıma duyduğum huzursuzluğu ifade etmek istedim. Hatta bir adım daha öteye geçip hiç tanımadığım bu insandan hakkına halel getirdiğim için özür dilediğimi ifade etmeliyim.

Açıkçası bu yaşadığım olayla ilgili özeleştiri yapma konusunda hiçbir tereddüt yaşamadım. Ancak yine de iğneyi ülkemizi bu duruma getiren iktidara batırmak şart diye düşünüyorum.
Diplomasi gibi gerçek bir er meydanında ülkemizi temsil ederken bir anlık gaflete düşen Sn. Kaymakçı’yı eleştirmek ne kadar haksız bir davranışsa, diplomatları dil öğrenmek için yurt dışına göndermeyi planlayan iktidar da o kadar haksızdır.

Diyanet başkanının hiç gereği olmayan bir topa girmesi de insanların başarılı bir diplomata dahi kuşku ile bakmasına yol açan kaygılarının arkasındaki en güçlü etkenlerden biridir.

Türkiye özgüvenini vestiyere bırakmış bir ülke haline geldi.
Bunun en büyük sebebi liyakate ancak zorunlu durumlarda başvurulması.
Liyakatten çok daha öne çıkan değer sadakat.
AKP sadakat sistemi ile gidebildiğince gitmeyi, yorulduğunda liyakate başvurmayı tercih ediyor. Olansa ülkeye oluyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here