- Ahlaksız Dindarlık/ Unmoralische Frömmigkeit - 10 Ocak 2026
- Üç Aylar ve Dindarlığımız/ Drei Heilige Monate…. - 27 Aralık 2025
- Noel ve Yılbaşı Kutlamaları (2) / Weihnachts- - 20 Aralık 2025
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
“(Allah’ım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha, )1/5
Namazda her rekâtta okuduğumuz Fatiha suresinin bu beşinci âyetinde ibadetin yalnız Allah’a yapılacağı ve yardımın ancak O’ndan dilenileceği, böylece biz müminlerin ancak Allah’a kulluk edecekleri vurgulanmaktadır.
Allah’a karşı olan “kulluk” görevimiz O’nun emirlerine itaat ve yasaklarından kaçınmakla olur. Kulluğun başlangıcı kötülüklerden ve yasaklardan uzak durmaktır. Bizi günahlardan alıkoyacak, Allah ile olan bağlarımızı güçlendirecek ve bize iyilikleri yapmamız konusunda güç kazandıracak olan şeyler ise, eylemlerimiz ve ibadetlerimizdir.
İbadet olmadan kulluk olmaz. Rabbimize şükretmenin yolu ibadetten geçer. Bu itibarla bir müminin Allah’a karşı kulluk görevini yerine getirmesinde iki husus öne çıkar:
Bunlardan birincisi Allah’ın yasak kıldığı şeyleri ve kötülük işlemekten uzak durmak.
İkincisi Allah’a karşı ibadet görevlerimizi yerine getirmek.
Allah ile bağımızı güçlendiren namaz, oruç, zekât ve hac gibi belli bir şekle, vakit ve mekâna ait bağlı ibadetlerimizi ancak Allah için yapmak gerekir.
Dinimizde bizi Allah’a yaklaştıran ibadetlerimiz yanında her güzel iş/ahlak da ibadet olarak kabul edilir. Bu itibarla iyi bir kul olabilmek için bütün varlıklarla olan ilişkilerimizde güzel ahlakla muamele etmeliyiz.
İnsanlığın kötülüğüne olan her şeyden uzak durup, kötülüğün yok edilmesi için mücadele etmeliyiz. Öldürmek, aldatmak, hile yapmak, haksızlık yapmak, gasp etmek, başkalarının iffet ve haysiyetine zarar verecek söz ve davranışlarda bulunmak, başkasının mahremine göz dikmek, kötü gözle bakmak, zulüm, zina ve iftirada bulunmak, çalıp, çırpmak, yol kesmek gibi toplumun huzurunu baltalayan her fiilden bir mümin olarak uzak durmamamız kulluğumuzun bir gereğidir.
Bir mümin olarak vicdanımızı daraltan her türlü davranışımızı sorgulayarak nefis muhasebesi yapmalıyız. Zira Allah’a kul olmanın özünü iyi ve güzel olan işlere “içtenlikle” yönelmek oluşturur.
İyiliğin özünü de “samimiyet” oluşturur. Yaptığımız güzel bir fiilin Rabbimiz katında iyilik olarak yazılmasının ilk koşulu niyetimizin halis ve içten olmasıdır.
Yüce Yaratıcımızın hoşnutluğunu düşünerek yapacağımız her türlü güzel fiil, aynı zamanda kulluğumuzun temelini oluşturan bir “iyiliktir”.
Bir mümin olarak “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd, 11/112) ayeti gereği her şeyimizde dürüstlüğü esas almamız gerekir.
Allah’a kul olmak kulluğun gereklerini yerine getirmekle olur. Allah’a kulluk, şeytana ve şeytanî işlere, nefsimizin kötü arzularına, menfaate, şehvete, servet, şöhrete, güce kul olmaktan kurtulmakla ve böylece her türlü kötülükten uzak durmakla başlar.
Diğer insanlara, canlılara ve doğaya zarar vermekten uzak durmakla devam eder.
İbadetleri sadece Allah için yapmakla zirveleşir.
Rabbimizin “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et.” (Hicr, 15/99) emri gereği mümin ölünceye kadar Allah’tan başkasına kulluk etmemek için erdem mücadelesini devam ettirir. Bir mümin için dünya ve ahiret saadeti de ancak bu yolla kazanılır.
Vesselam
Kaynak: Kur’an’dan Öğütler,II,401.












