Şair ve Şiir

0

Ölüm ve yaşam üzerine en çok hoşuma giden ifade; ‘’Her doğum, ölüme merhaba’’ demektir sözüdür.

Bunun diğer bir ifadesi de; her canlı, her beşer bir gün ölüm denen ‘’asude bahar ülkesi’ne gidecektir.

Anneler bıraktıkları evlatlarıyla, sanatçılar da arkalarında bıraktıkları eserleriyle anılıyorlar. Evlat ve eser birbirini tamamlar. Onu bugünden yarına taşır, ölümsüzleştirir.

Şair olan şiir yazar, romancı roman yazar, heykeltıraş heykel yapar. Müzisyen beste yapar. Zaten sanatkar ve sıradan insanı birbirinden ayıran en önemli fark da bu değil midir?

Biz gelelim şair ve şiire.

Bugün hala Ahmed Arif, Hasretinden Prangalar Eskittim ve 33 Kurşun şiiriyle anılmıyor mu?

Bizim siyasal cenahta, hatta PKK denen teşkilatta da bazı sanat ve şiirle uğraşanlar vardı. Şiir yazmak elbette şair olmayı gerektirmez. Ama insan şiir yazar ve onu temel uğraş alanı haline getirirse, meslek de edinir ve o şiir yazana artık şair de denir.

PKK, PKK olmadan, daha grup aşamasında birçok insan onlarla ilişkilendi. Her meslek ve sanat dalında olanlar bu mıknatısın çekim alanına girdi.

Bunlardan biri de Tuncelili Ali Haydar Kaytan’dı.

Ben onu tanımadan, onun hakkında; duygusal, sempatik, sevecen ve özellikle Kürdistan Tarihi hakkında müthiş bilgili ve dervişvari bir anlatıcı olduğunu duymuştum. Tarihi anlatırken hem anlatır hem ağlatırmış. O da ağlarmış. Hem de hüngür hüngür. İnsan her şeyi taklit eder, yapmacık olur ve kitleleri andırabilir. Ancak ben-insanın ağlayarak- bir konuyu anlatmasını rol olabileceğine inanmam.

İşte o saf ve o temiz duygularıyla; Ali Haydar Kaytan; 1977’lerde Abdullah Öcalan tarafından çok profesyonelce katledilen Haki Karer üzerine yazdığı şiiri.

Bu şiir o zamanki dönemde bir şaheserdi.

Gele gelelim ki; Öcalan için A. Haydar Kaytan’ın fermanıydı da.

Zaten A. Haydar Kaytan bu şiirden sonra Öcalan’ın kesin hedefi haline geldi. Ve oradan itibaren; şiir bir yana, Ali. Haydar bir yana düştü.

İşte şiir, işte Ali Haydar Kaytan’ın ÖLÜM FERMANI oldu.

Siz şiiri okuyun. Ben sonradan bu şiirden sona A. Haydar’ın başına gelenleri yazacağım.

Şiirce kalın ve şiirden şaşmayın. Sevgi kıbleniz olsun.

Yoktu hiçbir farkım
Diğer kullarından tanrının
Dokuz ay on gün
Ana rahminde kalan
Doğan, büyüyen, konuşan
Yemek yiyen bir candım
Yirmi yedisindeydim daha
Henüz ömrüne doymamış
Gencecik bir fidandım
iyiye, güzele, yeniye, doğruya dost
Kötüye, çirkine, eskiye, eğriye
düşmandım

Ben insandım!…
Canım aldılar ecelsiz
Pırıl pırıl bir on sekiz mayıs günü
Yoluna baş koyduğum
Vebalim, sevdalım
Toprağına uzandım
Saplandı yağlı kurşunlar delikanlı bedenime
Tepeden tırnağa kandım

Ben insandım
Ben cümle ezilenlerin sadık dostu
Zulme, baskıya, sömürüye düşmandım
Bağımsızlık ve özgürlük kavgasında
En ön saflarındaydım mazlum halkımın
Elde silah kahramanca savaştım
Yokluğuma kadeh tokuşturdu hain takımı
Bilmediler ki ben söylenen türküde
Yakılan ağıtta ve dinmeyen silah seslerinde yaşayandım

Ben insandım
Ben işçilerin, ben köylülerin
Ben bütün ezilenlerin muhteşem kini
Ben sömürgeciliğe, emperyalizme
Ve yerli gericiliğe karşı
Şaha kalkan halkımın gür sesi
Ben baştan başa isyandım

Ne beş meteliğe ırzını
Vermeye hazır bir hain
Ne de yediği insan eti, içtiği kan olmuş bir sultandım

Ben insandım
Ben Karadeniz’de derya dibinde
Balıklara yem edilen on beş özge candım
Ağrıydım ben, Koçgiriydim
dersimdim, Zilandım
Günyüzü görmemiş bebeydim ben
Süngülerin ucunda sallanandım

Ben insandım
Zulüm ve işkence dert ve kahır unutulur belki de ben unutulmam
Çünkü ben dilden dile dolaşan bir destandım
Dağlardan, barikatlardan
Düşmana kurşun sallayan
Gerillanın göğsündeki nişandım

Ben insandım
Ben pençelerini ve iğrenç dişlerini
Vücuduma geçiren sömürgecinin ağzındaki kandım
Ben toplu imhalar, ben idam, ben sürgün
Ben mecburi iskandım
Elleri ve kolları birbirine bağlı
Kirve, hısım ve akraba
kimileriyle akrandım
Oracıkta benzin döktüler üstüme
Küllerimiz birbirine karıştı
Yüzbinlerle cayır cayır yanandım
Benzerlerimdi katledenler beni
Ama ben insandım
Tarihtim ben
Ezilenlerin, horlananların tarihi…

Geçtim zulüm cenderesinden
kan kızıla boyandım
İmparatorlar, sultanlar, cümle iblisler
Yok etmek istediler beni.
Saldım toprağıma kökümü,
Bugüne dek dayandım

Ben insandım
Uçurdum kellesini Dehak’ın
Demirci Kawaydım ben
Örse çekiç sallayandım
Eksilmedi bir daha hiç
Toprağımda isyan ateşi
kızıl bir meşaleydim ben
Bütün 21 Martlarda
Dağların doruklarında yanandım

Ben insandım
Spartaküsle beraberdim Roma arenalarında
İlk umudu
İlk gerillasıydım cihanın
Efendilerine karşı ayaklanandım
1879’da Paris’te, Rusya’daydım Ekim 1917’de
Çin’de, Kore’de, Küba’da, Vietnam’da
Kızıl bayrağı taşıyandım
Laos’ta, Kamboçya’da, Mozambik’te, Angola’da
Kan kusan mitralyözdüm ben!…
Deştim karnının hainin, sömürgecinin
Cepheden, cepheye yankılandım
Yurt sevgisini iğrenç bir maske gibi
Suratlarında taşıyanlar
Canım aldılar ecelsiz

Ben bir Militandım
Savaşsız, sömürüsüz
Bir dünya içindi kavgam
Henüz yirmi yedisindeyken ve gencecik bir fidanken daha,
Bağımsızlığın ve özgürlüğün kutsal özlemi uğruna
Al kanlara boyandım

Ben insandım
Ben bitmeyen kavga
Ben bağımsızlığa susamış ülke
Ben kurtuluşun gübrelenmiş toprağı
Ben KÜRDISTANDIM!…

Ali Haydar Kaytan


Kayıt Tarihi : 5.7.2001 19:31:00

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here