Samsara Çemberi

0

KÖTÜLÜK KÖTÜ OLMAKTAN GELMİYOR, KÖTÜ OLMAK KÖTÜLÜKTEN GELİYOR.

İnsan bazen haddini aşar. Bu muhtemelen isteyerek yaptığı bir davranış değildir, bu öylesine o esnada ona doğru geldiği içindir veya aslında bir başkasına kızmış, dolmuştur ve o sıkıntıyı dışa vururken öfkesi size denk gelmiştir.

Kişi muhtemelen sonra yaptığının yanlış olduğunu veya aşırı olduğunu görmüştür, ama yapmış bir kere artık dönüşü yoktur. Yapabildiği tek şey kendisine “bir daha yapmam” diye söz vermesi olmuştur. Ancak hayat devam ediyor işte, gün gelmiş şartlar onu yine benzer bir öfke patlamasıyla karşı karşıya bırakmıştır. O da kendisine verdiği tüm sözleri unutmuş, tekrar aynı hatanın içine düşmüştür. Ve her seferinde olduğu gibi yine pişman olmuş, yine “bir daha yapmam” diye kendisine sözler vermiştir ama ne çare hayat devam ediyor ve insan hatasını ancak tekrarladıktan sonra sözünü hatırlıyor. Hem hatırlasa ne olacak biri tepesinde, o patlamayana kadar tepinmekten vazgeçmiyor. 

Sizde o kişilerden birisiniz ve muhtemelen herkes gibi sizde o sabrın sınırlarında dolanıyor, her patlamada ya karşınızdakini ya da kendinizi aforoz etmeye yöneliyorsunuz.  

Kötülük kötü olmaktan gelmiyor, kötü olmak kötülükten geliyor.

Söylemeliyim: Öncelikle kimse sonsuz kötü değildir, zira kötü olmak bir amaca dairdir ve bütün kötü olmak o amacı da yok ettiği için bu kimsenin istediği bir sonuç değildir.

Takdir edersiniz ki, amacın yitirilmesi bırakın kötülük etmeyi yaşama gayesini bile yok etmektedir. Belki kaybedenin kendisine kaybettirenin de kaybetmesini istediği düşüncesinden hareketle bana itiraz edeceksiniz ki, öyle düşünüyorsanız doğru düşünüyorsunuz, ama şunu da unutmamak lazım ki, birinin kaybetmesini istemekte bir amaca dairdir; bu en azından düşmüşün yanında ikinci bir düşmüş kişi istemesi amacıdır. Yani anlayacağınız, bu yaşama gayesini yitirenin kötülük etme veya kötü olma amacını yetirmesi ilkesine aykırı değildir.

Kötülüğü veya kötüyü savunduğumu düşünmeyin; demem o ki, insan kötü olabilir ama bir amacı varsa bu onun tümden kötü olmadığına işarettir, çünkü yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi tümden kötü olmak kötü olmanın amacına aykırıdır. 

Kötülük kuşkusuz insanın içindeki iyiliği yitirmesiyle bir muvazene içindedir; yani aslında kötülük ve iyilik bir şekilde birbirini beslemekte, biri yükselirken diğerinin ibresi aşağı düşmektedir. Bu bir şekilde ‘Samsara Çemberi’ gibidir, ektiğiniz her ne ise biçtiğiniz de odur. 

Samsara Çemberi, ya da çarkı size Ortadoğu dinlerine göre biraz karmaşık gelebilir,  ama onu bir anlamda Sırat Köprüsüne benzetebiliriz, çünkü Samsara Çemberi’nde olduğu gibi Sırat Köprüsü’nde de size iyilikleriniz eşlik etmekte, yolu geçmenize hayattayken yaptığınız iyi şeyler fırsat vermektedir. Tabi Samsara Çemberi’nin farkı elenenler tekrar hayat veya ölüm –reenkarnasyon- döngüsüne geri dönerken, Sırat Köprüsünden alaşağı olanlar cehennemi boylamakta. Tabi Samsara Çemberi yalnızca cezasını çekmiş cehennemlikleri o yaşam ve ölüm döngüsüne geri göndermiyor, iyiliklerini tüketmiş cennettekileri kişileri de tekrar tekrar reenkarnasyon döngüsüne geri gönderebiliyor.

Çünkü Budizm Janaizm, sihizm ve Hinduizm gibi inanışlarda iyilik yalnızca bu dünyayla sınırlı değildir, iyiliğiniz siz öte dünyalarda da takip ediyor ve Samsara Çemberi döndüğünde o iyiliklerini tüketen ruhlar da tekrar tekrar elenerek dünyaya geri dönebiliyor. Yani bir anlamda Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizm gibi dinlerde iyiliğe karşın kazanılmış ne cennetler sonsuz ve ebedidir ne de cehennemler, iyiliğinizi tükettiğiniz an iki yerden de Samsara Çemberi’ne giriyor ve tekrar tekrar yeni hayatlarla gerekli iyilikleri toplamak zorunda aklıyorsunuz. Daha kötüsü geçmiş bedenli hayatlarınızda iyi bir performans vermemişseniz veya hala büyük hırsların esiriyseniz, kötü ve uzun süreli bir bedene bile tutsak olabilirsiniz. Bu artık bir beş bin yıl bir ağacın gövdesine tutsaklık mı olur, yoksa binlerce metre yerin altında güneşe ve suya hasret bir tohumun filiz verme ve tekrar normal döngüye dönme cezası mı olur bilinmez.

Sansınıza diyelim!

Sırat Köprüsü geçiş kartı alanı da almayanı da bir daha geri göndermiyor, ruhu bedene tutsak verip, tekrar tekrar öldürerek diriltmiyor ya direk cehenneme havale ediyor ya da cennette. Ve cennete giden hayattayken biriktirdiği iyiliklere karşın ödül toplarken, iyisi cehenneme giden de borçlarını ödedikten sonra sevaplarına karşılık cennetten bir miktar ödülle ödüllendiriliyor. Bir daha dönmek ise, onu Samsara Çemberi’ne yakalarını kaptıran Budist, Janist, Sihist ve Hinduistler düşünsün! 

Tabi bu arada Hinduizm, Budizm, Jainizm, Sihizm gibi dinlerde temel hesap kişilerin iyilik oranlarına göre alındığı için sıradan bir insan bir tanrı mertebesine çıkabilirken, bir tanrı da sefasının rehavetine kapılıp Samsara Çemberi’ne düşebiliyor. Yani orada herkes önceki hayatlarında yaptıkları iyiliklerden elde ettikleri hikmetleri tüketene kadar kalıyor. O güçlerini tüketenler tükettikten onları tekrar geri gönderilir. Çünkü sermaye olarak iyilik ve hikmetin toplanabildiği tek yer dünya hayatında verdiğiniz çabadır.

Ha! Bu arada Hinduizm’de büyük çilelere göğüs germiş Kadru gibi siz de tanrıların gözünü korkutabilir ve onların Kadru’yu baştan çıkarmak için gönderdikleri güzel peri Pramloça gibi bir periyle sizde yoldan çıkarılabilir, emeklerinizin heba olması tearuzlarına maruz kalabilirsiniz!  

Bilenlerin bildiği gibi, Kadru büyük çilelere göğüs germiş ve o kadar güçlenmişti ki, tanrılar bile onun o kadar güçlenmesinden korkmuş ve onu durdurması için güzel peri Pramloça’yı göndermişlerdi. Kadru Pramloça’yla mutlu olmuştu, ama bu arada çektiği onca çilenin semeresini berhava etmişti. 

Bildiğiniz gibi bu dört dinde tüm ruhlar Yaratıcının nüveleri sayıldığından, mutlak bilince erdiklerinde –bir anlamda nirvanaya ulaştıklarında- mutlak güce ulaşabiliyorlar. Bu kelimenin açılımı ise, sıradan bir insanın tanrı olabileceği ve yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi, hikmetlerini tüketen bir tanrının da Samsara Çember’ine düşüp insan bedenine esir düşebileceği anlamına geliyor.

Konuya dönersek; hani dedik ya kötü olan bir amaca karşılık kötü olur ve o kötülük amacını aştığında bu kötü olma amacına da zarar verir. O yüzden sanırım kötü olmak vardır, ama tümden kötü olmak yoktur ve kötü olmaktan dönmek ise her zaman için mümkündür. Çünkü tasvip etmesek de kötülüğün bir amacı var ve amacı olan her kötülük aslında kendisinin başta olmak üzere birinin iyiliğini amaç edinmektedir.  

Kuşkusuz kimse doğuştan kötü değildir, insanları birinin kendi iyiliği için yaptığı kötülük kötü yapar ve gerçekte biri için seçim olan kötülük bir başkası için bir zorunluluğa dönüşmektedir. Çünkü biri iyi olmak için başkasının iyiliğinden pay çalmakta, onu kötü olmak zorunda bırakarak kötülüğüne de ortak etmektedir.

Anlayacağınız şartların kötü olduğu sözü doğru değildir, birilerin kendi iyilikleri için şartlara müdahale ederken, kötülüğü seçenek haline getirmesi vardır. 

Ama belli ki biz işi şahıslara değil, şartlara irca etmeyi seviyoruz, çünkü kişilerle uğraşınca işin içinden çıkamıyoruz. 

Maddeci öngörüye göre fikir beyan edenlerin çokça ifade ettikleri gibi şartlar düzelince insanlar düzelmiyor, insanlar şartları düzenlemeye yönelince şartlar düzeliyor ve ancak ondan sonra kötülük ibresi aşağı yönlü bir yönelim alıyor. Kuşkusuz şartların kötü olmasında herkes eşit şekilde pay sahibi değildir.

Ne diyelim, umalım Samsara Çemberi tüm bu hesaplara göre dönüyor ve kimin ne kadar iyilik yaptığına, hangi şartlarda yaptığına göre dönüyor. Yoksa kötünün sefa çekmesi, iyinin de cefa çekmesi katlanabilir gibi değildir.

İbrahim Yersiz

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here