Şansa ihtiyaç Tanrı’ya ihtiyaçtır

2

İnsanın Tanrı hakkındaki düşüncesi oldum olası kendinden ötürü geliştirdiği bir düşüncedir; nerede bir akla uygunluk değeri kaybetsin oraya Tanrıyı yerleştirmektedir.

Bu, insan iradesinin aydınlatamadığı her halkada kafasındaki bir Tanrıyla halkayı diğer bir halkaya bağlaması çabasının bir neticesidir. 

Zira bilinci çözüm üretmeye şartlıdır ve onun için en sıradan bir çözüm bile hep çözümsüzlükten evla olmuştur.

Yani aslında insan çözemediği her halkayı Tanrıyla doldurmakta ve böylece yolunu inşa ederek kendisine yol alma fırsatını yaratmaktadır. 

Seçilen yolun doğru olması önemlidir, ancak bu hiçbir zaman yolsuz kalacak kadar önemli değildir.

İnsan bu yüzden seçtiği yolun muhasebesine girse de Tanrı hakkındaki düşüncelerinin muhasebesine girmez, çünkü bu muhasebeye girerse Tanrı soyutlamasının kendi soyutlaması olduğunu görmekten korkmaktadır. 

Çünkü öyle yaparsa çözemediği olayları Tanrının hikmetine yorma şansını kendi eliyle bertaraf etmiş olur.

Oysa onun böylesi bir şansa ihtiyacı var ve böylesi şansa ihtiyacı varsa bu bir Tanrıya da ihtiyacı olduğu anlamına gelir.

Şansa ihtiyaç gerçekte nedir?

Bu öncelikle insanın olayları çözemediğinin dolaylı bir itirafıdır ve doğrusunu isterseniz bu insanın çözemediği tüm olaylar için de öyledir.

Ancak insan cehaletini itiraf etmekten hoşlanmaz, zira bu itiraf aynı zamanda yenilgiyi kabul etmesi anlamındadır.  

Buda bir anlamda Tanrının yenilgiye yeğ tutulmasıdır.

İnsan bu yüzden çözemediği her karanlık noktayı Tanrıyla doldurmaya kabul eder. 

Diğer yandan insanın çözemediği her karanlık noktayı Tanrıyla doldurması kontrolü kaybetmemesi ve yoluna devam etmesi içindir.  

Bunu üzülerek mi söylemeliyim, bilmiyorum, bildiğim bu Tanrının insanın bizzat kendi zekasının bir istidadı olduğudur ve aydınlatamadığı her olayda bunu kullanmaktan kaçınmadığıdır. 

Çünkü bununla halkalar arası bağı yakalıyor ve bu sayede yoluna devam etme şansını elinde tutuyor. 

Oysa aynı insan aydınlıkta Tanrısal ışıktan yardım almadan kendi karar mekanizmalarını işletmekte, yoluna devam ederken kendi duyularının öngördüğü şeylere itibar etmektedir. 

Biz o yüzden Tanrısal olanın muhasebesine her girdiğimizde insanların kendilerince bilmedikleri veya çözemedikleri şeyleri O’na icbar ettiğini görüyoruz.

Ama dediğim gibi insanın bilmediği şeyleri tanımlamada Tanrının adını anması kesinlikle cehaletine dair bir itiraftır, onun olayı bu şekilde okumaması o itirafın yenilgiyi kabul etmesine karşılık gelmesinden ötürüdür.

Oysa biliyoruz ki kendisi için anlaşılır olmaktan çıkan her olayda Tanırının adını kullanmaktadır.

İnsan nedenleri bir müsebbip olarak Tanrıya bağlamasının sorunlarını çözmediğinin farkında mıdır?

İnsan öncelikle kendisini çözdüğünü de çözemediğini de bir nedene bağlamak zorunda görmektedir, zira yürümesi, yol alması gerektiğini düşünmektedir.

Ama diğer yandan Tanrıyı mutlak bir müsebbip olarak değil de geçici bir çözüm jokeri olarak kullanmayı seçtiğinin farkında mıdır, onu bildiğinden yeteri kadar emin değilim. 

Fakat ne şekilde izah edersek edelim insan Tanrıyı geçici bir müsebbip olarak kullanmaktadır, ta ki yerine kendisini ikna eder başka bir izah veya açıklama bulana dek.

Zira ileriye dönük attığı her adım bir halkadan diğer bir halkaya geçiş anlamındadır ve yoluna devam etmek istiyorsa o halkaları bir şekilde birbirlerine bağlamak zorundadır.

Bu halkalar arası bağın kopması düşünce sistematiğinde illiyet bağının kopması anlamındadır ve illiyet bağının koptuğu yerin karanlık bir uçurum olduğu da unutulmamalıdır. 

Yani anlayacağınız insan yol almak istiyorsa düşüncede illiyet bağının koptuğu her yerde -geçici de olsa- bir sebep bulmak zorundadır. 

Tanrı bu yüzden kendisinin orası için var ettiği akli bir soyutlamadır ve orasını Tanrıyla doldurduğunda aslında orayı değil, kafasındaki karanlığa geçici bir ışık tutmaktadır. 

Buradaki güvencesi nedir?

Kuşkusuz buradaki tek güvencesi herkesin onun gibi aynı şeyi yapmasıdır ve kendisini ortaklaşmış bir Tanrı soyutlaması içinde bulunca kendisini ikna etmesinin daha kolay bir hale gelmesinden ötürüdür.

Gerçek bir Tanrı var mıdır?

Aslında bu soru başka bir konunun sorusudur; ancak bir cevap verecek olsam diyeceğim şudur; Tanrıya inanmak istediğiniz sürece ne şekilde var olduğu veya ne şekilde inandığınız sorusu tali bir konudur, önemli olan her bilinmezde onun bir ışık olarak yolunuzu aydınlatması, sizdeki o boşlukları doldurma konusunda iş görmesidir.

Tanrının yolunuzu ne düzeyde aydınlattığı sorusu ise bütünüyle ona ne düzeyde inandığınızla ilgili bir sonuçtur.

Ancak bu yine Tanrının kafanızda olduğu, düşünce sistematiğinize bağlı olarak fonksiyon gördüğü gerçeğini değiştirmemektedir.

2 YORUMLAR

  1. Aslında inanç konulu yazılarınız tam bana ve benim gibilere hitap ediyor. Mesela bu yazınız Yaratıcı’nın varlığıyla ilgili düşünce yolculuğuna yeni başlayanlar için. Zaten Tanrı’nın olmadığını iddia edenler bu gibi ilk adım düşüncelerin ötesine geçemezler, geçmeleri de çok zor. Artıyla eksiyi elmayla armutu toplamaya çalışıp durdukları için hesap da hiç denk gelmez.

    Bir kere şansa olan inançla Tanrı’ya olan inanç asla bağdaşmayan farklı meseleler. Şans bir inanç değildir, hiç bir nedene dayanmayan aptalca bir umut veya Tanrı inancı olmayanların sebebini bilemediği için düşünemediği rastlantı diye adlandırdığı gerçekte ise belli sebeplere istinaden Yaratıcının bizzat yardımıdır. İnanç ise aklın tamamını kullanarak ulaşılan ve aksini düşünmenin dahi mümkün olmadığı net bilgidir. Bu Yaratıcıya olan inancın tarifidir.

    Yaratıcıya olan inanç durup dururken ya da oturup düşünürken ulaşılabilen bir bilgi değildir. Aklen ve fiziken uzun, bazen hayat boyu süren bir arayışın neticesinde ulaşılabilen bir bilgidir. Bu arayış da sebepsiz başlamaz varlığı öncekiler tarafından bilinen bir Yaratıcıyı arayıştır. Öncekiler nerden biliyor? Yaratılan ilk insandan itibaren, Yaratıcı yarattığı ilk insana bizzat kendini bildirmesi ve nesiller boyu aktarılan ve son peygambere kadar da binlerce tazelenerek yinelenen bilginin bilinegelmesi ile. Yaratıcı ilk insana kendini bildirmeseydi dünyada yaratıcı inancı da olmazdı ki bu da akla ters. Çünkü insan fıtraten bir Yaratıcıya muhtaç olduğu halde EGO’su ona Yaratıcıyı inkar ettiriyorken neden kendine hükmeden bir Tanrı yaratsın?

    Ben Tanrı inancını sorgulayan insanlara şunu söylüyorum; hayatınızda mutlaka tam bir çaresizlik içinde bir çıkmaza düştüğünüz anlarınız olmuştur. Sizi hiç bir mantıklı açıklamasını yapamadığınız o çıkmazdan kurtaran neydi? İyi düşünün.

  2. Yaratıcının varlığını kabul edenlerin temel sorunu Yaratıcının özelliklerini bilememesi ve nereden ve nasıl öğrenebileceğine dair bir arayışın içine girmemiş olması dolayısıyla da anlamlandırmada kolaya kaçıp kendi kafasından bir Tanrı uydurup onu istediği gibi şekillendirmesidir. İslam dininde anlatılan ‘şirk’ de tam budur işte.

    İnsan Yaratıcıyı bizzat Yaratacı’nın kendisinden öğranmediğinde ya da eksik öğrendiğinde “İnsan nedenleri bir müsebbip olarak Tanrıya bağlamasının sorunlarını çözmediğinin farkında mıdır?” cümlesinin dikkat çektiği gibi nedensel bir kargaşa yaşamaktadır. Yani Bizzat kendi sebep olduğu kendi eliyle yaptıklarını da Tanrı’ya atfedebikmekte, O böyle yaptı diyebilmekte.

    Halbuki Yaratıcı kendinin nasıl bilinebileceğini de bizzat öğretiyor. Neleri bilip neleri bilemeyeceğini de, bilemediği durumlarda nasıl hareket etmesi gerektiğini de öğretiyor.

    Faydalandığım güzel bir yazı teşekkürler. Sabah yazdığımda şans konusunda muhalif gibi olmuşum ama siz haklısınız, şansa ihtiyaç duyan aslında Tanrı’ya ihtiyaç duyuyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here