Barış Pınarı nereye akacak?

    0

    Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda kurmayı planladığı güvenli bölge mekanizmasında, ortağı ABD’ye verdiği mühletin dolması üzerine operasyon için geri sayım başladı. 

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hafta sonu “Amacımız, Fırat’ın doğusunu da, altını çiziyorum, Barış Pınarıyla sulamaktır” ifadeleriyle ismini dahi koyduğu operasyonun önündeki son engel olan bölgedeki Amerikan askerleri, sınırdan güneye doğru çekilmeye başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki telefon görüşmesi sonrası açıklanan karar bölgede şok etkisi yaratırken, bir anda çoğunluğunu YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Pentagon dışında herkesin memnun olduğu bir tablo ortaya çıktı.

    Başkan Donald Trump memnun çünkü ülkesindeki başkanlık seçimlerine bir yıl kala seçmenlerine verdiği sözü tutarak Amerikan askerlerini evine gönderecek. Nitekim Türkiye’nin operasyonuna yeşil ışık yakması ile birlikte attığı bir dizi tweette de buna vurgu yaparak “Sonu olmayan saçma savaşlardan çıkmamızın zamanı geldi” dedi. Pentagon’un 3 senedir “Suriye’nin kuzeyinde SDG ile kalalım” baskılarına direnen Trump, hala “taviz vererek Türkiye’yi Atlantik ittifakının bir parçası olarak tutabileceğini” zannediyor.

    Yeni şekillenen senaryodan mutluluk duyan bir diğer taraf ise Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan. Barış Pınarı Operasyonu sayesinde Türkiye, en önemli ulusal güvenlik tehdidi olarak kabul ettiği Fırat’ın doğusundaki SDG güçlerini temizleyerek Suriye sınırını güvenli hale getirecek. ABD’yi yıllardır eğitip donattığı ve kendi kurduğu müttefiki SDG’den koparmayı başaran Ankara, sadece bununla da kalmayarak oluşturacağı Güvenli Bölgeye 2 milyon Suriyeli mülteciyi yerleştirmeyi planlıyor. 

    10 ilçede, 155 köyde kurulacak yeni yerleşimler ile birlikte bölgenin demografisini“kendisine sadık Sünni Araplar lehine” değiştirmek isteyen Türkiye, böylece Suriye denkleminde yeni bir sayfa açacak. Belki de bu, Fırat’ın doğusunda 10 yıllarca sürecek bir hâkimiyetin kapısını aralayacak. Ankara “mültecilerin eve dönüşüyle” büyük bir ekonomik yükten de kurtulmayı arzularken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da mali kriz nedeniyle düşen popülaritesini “terörü dize getiren lider” olarak yeniden ayağa kaldıracak. 

    “Barış Pınarı”na kadeh kaldıran son lider, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin. Suriye’de daha önce defalarca SDG’yi ABD’den ayırmaya çalışarak Esad rejimiyle masaya oturmaya davet eden Kremlin sonunda istediği fırsata kavuştu. Moskova yönetimi bundan sonra Washington’ın yüzüstü bıraktığı SDG’nin “kısıtlı anayasal otonomi” karşılığında kontrol ettiği toprakları rejime devretmesini bekleyecek. Nitekim Trump’ın ihaneti sonrası bir yandan hendek kazarak TSK-ÖSO saldırısına hazırlık yapan SDG, hiç vakit kaybetmeden Şam’a müzakere elçisini yolladı bile.

    Operasyonun önündeki engellerin kalkmasıyla oluşan yeni denklemin iki kaybedeniyse hiç kuşkusuz Pentagon ve SDG. Amerikan askeri çevreleri Trump’ın kararından endişe duymuş olacak ki Pentagon’a en yakın siyasetçi olan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham aracılığıyla Başkan’a tepkilerini gösterdiler. Graham, Suriye’nin kuzeydoğusuna girmesi durumunda Türkiye’ye yaptırım uygulayarak NATO üyeliğinin askıya alınmasını isteyeceklerini duyurdu.

    Mesajı alan Trump, ivedi bir şekilde, “Limiti aşarsa Türkiye’nin ekonomisini yok ederim” tehdidinde bulunarak Amerikan elitlerinin içine su serpti. Ancak Pentagon’un gerçekçi olması gerekir ki gün geçtikçe başkanlık seçimlerine daha fazla odaklanan Trump için, askerleri eve getirmek SDG’nin arkasını kollamaktan daha önemli. Hele ki başı, muhalefetin başlattığı görevden azil soruşturmasıyla dertteyken…

    Pentagon’un müttefiki ve en büyük kaybeden SDG ise tüm dünyaya propagandasını yaptığı “Rojava devrimini” kaybetmenin eşiğinde. SDG, son çare olarak bünyesindeki yabancı -Fransız, İngiliz, İspanyol ve ABD’li- savaşçılar üzerinden Batılı hükümetleri ayağa kaldırarak Barış Pınarı’nın önüne diplomatik engeller çıkarmaya çalışacak.

    Yazının devamı için