Muhafazakarlığı korumanın kısa hikayesi: Bazen ‘aile’ bazen ‘sermaye’

    0

    Bir süre yazamadım. Nedeni, tatile çıkmış ve hemen dönememiş olmam. Hayır şu an tatilde değilim, çünkü bayramları tatile ekleyip, aile büyüklerini mahzun etme taraftarı değilim. Bayram en çok yaşlıların ve çocukların hakkıdır. Bu vesile ile Kurban Bayramınızı kutlarım. Allah nice bayramlara vasıl etsin.

    Ne diyorduk, evet, tatil.

    Yıllar önce son verme sözü verdiğim deniz aşkım arada sırada da olsa depreşiyor.

    Bilenler bilir, “Bir mütesettirin tatil güncesi” başlığıyla bir yazı kaleme aldığımda yıl 2008’di, o zamanlar Radikal diye bir gazete vardı ve Cumartesi ekini şimdi nerede ne yaptığını merak ettiğim Nur Çintay yapıyordu. Ek için yazı talep edildiğinde ben de tesettürlü bir kadının -bırakın siyasi taleplerini bir yana- tatil yapmasının bile ne kadar çok meşakkat getirdiğini yazmıştım. Yazı çok ilgi görmüştü. Çünkü bir başörtülünün gündelik hayatta, misal ‘tatilde’ neler yaptığını, öte yandan da hem militer laik cephenin hem de kendi mahallesinin dayatma- önyargı-suistimallerinin hiç tatil yapmadığını anlatmıştım. ‘Türban’ diye bir kavramsallaştırma icad edip onu da ‘siyasal İslam’a etiketleyenlerin bunu yaparken ne kadar yanıldıklarını, onlarla hiçbir polemiğe girmeden, kendi tecrübelerim içinden anlatmıştım.  İlgi görmesi kadar doğal bir şey yoktu. Tesettürü kamusal alan için yasaklı hale getirenlerin ‘kamusal alanı’ ne kadar genişlettiğini, bu durumu ticari bir fırsata dönüştürenlerin de ‘tesettür oteli’ ya da ‘helal tatil köyü’ gibi konseptlerden ne kadar orantısız kârlar elde ettiğini yazmıştım.

    Aynı şey, tesettür giyim firmaları için de geçerli ve işin ilginç tarafı o günden bugüne çok fazla bir şey değişmedi. Muhafazakar giysileri üreten firmaların sayısı artıyor ama hizmet kalitesi yükselmediği için değişen çok fazla bir şey olmuyor.

    Tesettür giyim firmaları hala ‘bakın yaz mevsiminde uzun kollu bir giysi bulmanızı sağlıyoruz, daha ne istiyorsunuz?’ üsttenciliği ile yazın giyilecek kapalı giysileri polyester, tencel, rayon gibi sağlıksız ve insanı saunadaymış gibi terleten materyallare boğuyor. Aynı mantıkla, tesettür otelleri de ‘Erkeklerin olmadığı, kadınlara ayrılmış bir alanda teninize deniz ve güneş değsin istiyorsanız bu tür yerlere gelmek zorundasınız, sanki onlarca seçeneğiniz mi var?’ diyerek kötü işletilen otel ve plaj için çok ama çok yüksek fiyatlar talep ediyor ve kötü hizmet sunuyor. Bu segmentteki ortalama otel ile en iyi otel arasındaki günlük oda fiyatları 1200-5000 TL arasında gidip geliyor diyeyim, durumun vehametini anlayın.

    Ülkenin %60’ının kadınları başörtülü ve güya bu ülke muhafazakar bir ülke;  ama başörtül/tesettürlü  olmak ve ‘denize girmek’ gibi, ortalamanın bir tık üzerine beklentilere sahip olmak hala çok ‘pahalı’. Dahası her birinin önemli ve düzelmeyen eksiklikleri var. Plaj iyiyse odalar kümes gibi. Odalar iyiyse plaj branda ile çevrelenmiş, komik bir oyun havuzuna dönüştürülmüş durumda.

    Aslına bakarsanız bu tür yerlere başörtülü olmayan ama üzerinde mayo-bikini olduğu halde başka erkeklerle aynı mekanda denize girmeyecek kadar muhafazakar olan kadınlar ve aileleri de ilgi gösteriyor. Lakin takdir edersiniz ki, gerek fiyatlar, gerekse bu fiyatlara verilen hizmet kalitesi ‘teşvik edici’ değil. Çünkü bu otelleri işletenlerin muhafazakarların çok çeşitli  segmentleri olabileceği yönünde herhangi bir sosyoloji okumaları yok. Hizmeti çeşitlendirmeye gerek görmüyorlar.  “Fiyatları biraz makul tutalım da, başörtülü olmayan ama muhafazakar olmayan aileler de gelsin, onlar da faydalansın. Böylece bu hizmet gettolaşmaz, daha çeşitli bir populasyona hitap etmiş oluruz. Bu bizi de geliştirir ve kalitatif hale getirir” gibi dertleri yok. Çoğu bu işi dönemlik yapıyor, bir iki yıl yapıp, ‘parayı kaldırıp’  başkasına devrediyorlar. Ayrıca bu işletmelerin son kertede hesap verdiği bakanlığın da böyle bir derdi olduğunu sanmıyorum.

    Reklam

    Son günlerin çok tartışılan konu başlıkları ile beraber baktığınızda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: İşin içinde kârdan fedakarlık etme varsa Türkiye’nin çok büyük bir kesiminin dünya görüşü olan muhafazakar değerlere uygun regülasyonlar yapma ve  ‘Muhafazakar aile yapısı’ kimsenin umrunda değil. Ama işin içinde ‘Netflix’ten ve benzerlerinden  alınabilecek vergi vs varsa, aaaa, bakın o zaman ‘bu toplum muhafazakar, aile değelerimiz var, orada dur, denetleriz!’

    Malum, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ‘Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik’ ile Netflix, BluTV ve Puhutv gibi dijital platformlar RTÜK’ün denetimi kapsamına girdi.

    Konu başından beri Netflix üzerinden tartışılıyor. Çünkü düzenlemenin kapsama alanındaki en ünlü platform Netflix ve özellikle ‘lgbt propagandası yapıyor’ ithamları da ağırlıklı olarak Netflix’e yöneltiliyor. Oysa en az Netflix kadar hatta daha ‘popüler’ başka bir yayın platformu daha var: Digiturk’ün “Be in connect” uygulaması ki, aslına bakarsanız Netflix’ten farklı değil.

    Hem de hiçbir bakımdan.

    Yazının devamı için