Süleymani’nin ölümü ve İran’ın planlarında karışıklık

    0

    Son günlerde analistler ve siyaset uzmanları, İran’daki ‘molla rejiminin’ sevgili komutanı Kasım Süleymani’nin intikamını, hangi yöntemlerle alacağı üzerine yoğunlaşmışken, meseleyi bir başka zaviyeden ele almayı tercih ettim.

    Sorulması gereken soru; Süleymani suikastının İran rejimi içindeki güç mücadelesine yansımaları neler olacaktır? Nitekim bu suikastın etkilerinin uzun bir süre daha İran siyasetini meşgul edeceği açıktır.

    İran’ın medya ve propaganda makinası, Süleymani’yi olağanüstü bir şahsiyet gibi göstermeye devam ediyor. Söylenenlere bakılırsa Süleymani, Irak, Suriye, Lübnan, Gazze ve Afganistan’ın bazı bölümleriyle Yemen’i tek başına İran’ın görkemli pelerinin altına çekmeyi başarmış biridir. ABD güçlerinin arkalarına bakmadan Ortadoğu sınırlarını terk etmesini sağlayarak benzersiz bir başarı göstermiştir. Üstelik

    Tahran’daki genç İslam Cumhuriyeti ile düello etmeye cesaret eden Hilafet Devleti’ni de ezerek ortadan kaldıran büyük kahramandır o.

    Doğrusu Kasım Süleymani, kendisini tanıtmak ve müritlerinin hayal gücünde bu imajı desteklemek için hiçbir çaba göstermiş değildir. Süleymani’nin şöhretinde, İran’ın verdiği enformasyonu abartarak yayan Batı medyası, özellikle ABD ve İsrail medyasının yaklaşımı etkili olmuştur.

    Peki İran’ın bu sözde efsane generalinin gerçek hikayesi nedir? Kasım Süleymani 1980’de İran İslam Devrimi saflarına katıldığında henüz 27 yaşındaydı. O zamanlar İranlı mollalar, halk devrimiyle başa getirdikleri rejimi korumak amacıyla Devrim Muhafızları’nı organize etmekle meşguldü. Irak savaşının patlak vermesi üzerine, Humeyni İran ordusunu batı cephesine sürdü, kısa süre sonra aralarında yüzlerce subayın da olduğu 8 bin kişilik kayıp verilmişti. Savaşta yeterince istekli olmamakla suçlanan nizami ordu yerine, yeni kurulmuş derme çatma Devrim Muhafızları tugayları ön cephelere sevk edildi. İşte bu noktada Kasım Süleymani gibi askeri eğitim almamış kişilere yükselme fırsatı doğdu. Aradan üç yıl geçtikten sonra Süleymani kendini, acemi askerlerden oluşan bir birliğin başında buldu. Kısa sürede yükselen Süleymani’nin komutası altında olan güçler, ‘sekizinci şafak’, 1. Kerbela ve 2. Kerbela çatışmalarında ağır yenilgiler aldılar. O zamanlar Devrim Muhafızlarının başkomutanı olan Muhsin Ridai bu dönemi İranlı güçler için ‘müteselsil askeri felaketler dönemi’ olarak tanımlıyordu.

    Bununla birlikte, olağanüstü dehasını ve doğaüstü yeteneklerini sergilemekle meşgul olan Kasım Süleymani, kendisini Humeyni’nin rehber pozisyonunun varisi olduğu yönünde söylentiler olan Ayetullah Ali Hamaney’in yakın grubuna dâhil ederek, nitelikli bir zafer kazanmış oldu.

    Ayetullah Ali Hamaney siyasi kariyerine İslam Cumhuriyeti Savunma Bakanı yardımcısı olarak başladı. Basamakları hızla çıkan Hamaney İran Cumhurbaşkanlığına aday gösterildi. Bu arada Kasım Süleymani, ki rakipleri onu ‘mollanın çanta taşıyıcısı’ olmakla suçlamaktadır, sürekli Hamaney’in yanındaydı. 1990’lara gelindiğinde, Hamaney, İran ulusunun kaderini tayinde en yetkili kişi olarak rakiplerinin arasından sıyrılabilmeyi başarmıştı.  General Süleymani de bu fırsattan yararlanarak Hamaney’in yakın çevresindeki rolünü daha da pekiştirdi.  

    Süleymani’nin rolünün asıl önem kazanması ise, İran İslam devriminin diğer İslam ülkelerine ihraç edilmesi yönündeki projeyle mümkün oldu. Devrimin ihracı meselesi, İran rejiminin anayasasında açıkça belirtilen kutsal dini görevlerden biri olarak kabul edilmesiyle birlikte başladı. İran rejimi bu dönemde propaganda faaliyetlerine ağırlık vererek, komşu İslam ülkelerinde devrime sempatiyle yaklaşan güçlerin ‘Hizbullah’ adı altında bir araya getirilmesini sağladı. Bu görev İran Dışişleri Bakanlığının gizli koridorlarında Ayetullah Hadi Kusrav Şahin önderliğindeki özel bir birime tevdi edildi. Bu birim, Süleymani’nin merkezden uyguladığı baskılar sonucunda dışişleri bünyesinden alınarak Devrim Muhafızları’nın görev dairesine dâhil edildi. Ancak o süreçte Süleymani özlemini duyduğu bu birimin liderliği pozisyonu elde edemedi, söz konusu birimin başkanlığına, şimdilerde Kasım Süleymani’nin halefi olan Albay İsmail Kaani atandı. Süleymani bu dönemde İsmail Kaani’nin ayağını kaydırmak için girişimlerde bulunmaktan çekinmeyerek, bu konuda da başarılı oldu. Kaani Devrim Muhafızları başkan yardımcılığı görevine getirildi. O dönemlere şahitlik edenler Kasım Süleymani’nin Devrim Muhafızları baş komutanlığı pozisyonuna getirilmediği için öfkeli olduğunu aktarıyor.

    Kibirli bir şahsiyet olan Süleymani yer yer aşağıladığı üstlerine itaat etme noktasında zorlanıyordu. Rehber Ali Hamaney’in desteği ile Süleymani sonunda kendisine bağımsız bir egemenlik alanı kurabileceği Kudüs Gücü komutanlığına getirildi. Kudüs Gücü Her ne kadar Devrim Muhafızları’nın bir parçası olsa da, özel bütçesi vardı ve emirleri doğrudan İslam İnkilabı Rehberi Hamaney’den alıyordu.

    Bu süreçle birlikte Kasım Süleymani, Tahran’ın dış politikalarının en önemli dosyalarında etkinliğini arttırdı. Arap ülkeleri, Afganistan, Kuzey Kore, Güney Amerika ve Rusya dosyalarında adeta mutlak kontrol sağladı. O zamandan beri kimse, ne cumhurbaşkanı ne dışişleri bakanları Süleymani kadar Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile doğrudan görüşme imkânı bulamamıştır. Söylenenlere göre, İran İslam Cumhuriyeti’nin Bağdat, Şam, Beyrut, Doha ve diğer önemli Arap başkentlerine atadığı büyükelçilerin önce Süleymani tarafından onaylanması gerekiyordu.

    General Kasım Süleymani’nin İran’da sahip olduğu nüfuzun boyutlarının çarpıcı bir örneği olarak şu olay gösterilebilir; Süleymani Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve dışişleri bakanına dahi haber vermeden, Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in özel bir uçakla Tahran’a inmesini sağlamıştı. Dışişleri bakanı, Esed ile İran Mürşidi Hamaney görüşmesine haberi olmadığı için katılamamıştı.

    Kontrol düşkünü olan Süleymani en küçük meselelerde dahi kararları bizzat kendisi alırdı. Geçen yılın Kasım ayında kendisiyle yapılan bir röportajda, Lübnan Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın tüm kararlarında kendisine danıştığını, görüşüne başvurmadan adım bile atmadığını söylemişti.

    General Kasım Süleymani, İran’da adeta devlet içinde devlet kurmuştu. Gümrük bakanlığının verilerine göre Kudüs Gücü’nün İran’ın en büyük beş limanında, 25 bağımsız iskelesi bulunuyor. Kudüs Gücü bu iskelelerden muhtelif ihtiyaçları için gümrüğe bildirmeksizin ithalat-ihracat yapabiliyor. Ayrıca yurt dışından ithal edilen otomobil vergisinin bir kısmı, Kudüs Gücü’nün kontrolü altındaki özel bir fona yatırılıyor. Böylelikle Irak, Suriye ve Lübnan’da devam eden operasyonların ve İran’a sadık Filistinli grupların desteklenmesi mümkün olabiliyordu.

    Süleymani birçok Arap ülkesinde ve bazı Batı demokrasilerinde gizli ağlara sahipti. Yüzlerce İranlı ve Arap militan, Kudüs Gücü’nün sağladığı burslarla batı üniversitelerinde eğitim aldı.

    Kudüs Gücü aynı zamanda, üyelerinin konut ihtiyacı bahanesi adı altında İran’daki geniş kamu arazilerine sahip oldu. Kudüs Gücü’nün 20’den fazla şirketinin, banka ve kargo şirketleri ile bir uçak firmasının olduğu biliniyor.

    Ortadoğu’daki çeşitli savaş alanlarında savaşan milisleriyle özçekim (selfie)  yapmayı seven Kasım Süleymani, şiddetli çatışmaların yaşandığı ön cephelerden kendini sakınan biriydi. Ortalık durulduğunda ortaya çıkıp, savaşan gençleri övmeyi ve bol bol hatıra fotoğrafı çektirmeyi tercih ediyordu. Kendisini ön plana çıkarmayı seven Süleymani, olağan askeri hiyerarşi mekanizmasına dahil olmadan ‘general’ rütbesini almıştı. İronik olarak ölümünün ardından mareşal rütbesine yükseltildi.

    Tahran’ı yakından takip eden bazı analistler, Ayetullah Ali Hamaney’in Kasım Süleymani’yi, 2021 yılındaki seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak göstermeye hazırlandığını söylüyor. Bu doğrultuda Süleymani’nin ‘sufi komutan’ olarak imajının parlatıldığı, ABD’nin Florida eyaletinde de Süleymani’nin cumhurbaşkanı adayı olması için bir dizi faaliyet gerçekleştirildiği iddia ediliyor. Bilindiği üzere Sufi lider sıfatı 16. Yüzyılda İran’da hüküm sürmüş Safevi sultanlarına veriliyordu. Eğer Hamaney’in planı bu yönde idiyse şüphe yok ki Süleymani’nin ani ölümü,  yakın gelecekteki İran politikalarının seyrini daha da belirsiz hale getirmiş olmalı.

    Bu yazı Suud gazetesi Şark’ul Avsat’ta yayımlandı; yazarı İran asıllıdır