Yeni bir çözüm arayışı mı? (2)

    0

    Öcalan ile yapılan görüşmeler hakkında yaygın spekülasyon üretiliyor. En revaçta olanı, 2012 açlık grevleri ardından başlayan çözüm süreciyle kurulan paralellikler oluyor. İktidar partisinin, çözüm arayışlarını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kazanmak için araçsallaştırdığı görüşü de revaçta…

    Gerçekten 2012 sonlarında gündeme gelen çözüm süreci koşulları ile paralelliklere kurulabilecek koşulları mı yaşıyoruz ya da böyle bir şey yok, hükümet muhafazakâr Kürt oylarını avlamak için siyasi oyun mu oynuyor?

    İkinci görüşün sahipleri, Kürtlerin her adımına şüphe ile bakacak kadar gözleri kararmış. Öcalan’ı da bu oyuna dahil etmekten sakınmıyorlar.

    Belki de yazının ilerleyen bölümlerinde söylenmesi gereken cümleyi baştan söyleyeyim: Suriye’deki gelişmeler “gizli” veya açık Öcalan ile bir şekilde görüşülecekti.  Açlık grevleri görüşme halini erkene aldırdı. Legalize etti. Kamuoyuna açık hale getirdi.

    Öcalan temsil düzeyi yüksek siyasi özne. Konumu ve kapasitesi belli. Bu açıdan açlık grevleriyle ilgili dahi olsa Öcalan’ı muhatap almanın sonuçları var. Başka bir ifadeyle, Öcalan’ı muhatap almak demek, açlık grevlerinin bitirilmesi için bir siyasi özneyi muhatap almak değil sadece. Kürt halkının çok geniş bir coğrafyaya yayılan, Ortadoğu’da çözüm gücü özelliği kazanmış bir hareketi ve uluslararası alanda kabul gören başkanını muhatap almak demek. Dolayısıyla sen onunla sadece açlık grevini konuşamazsın.

    Nitekim sadece açlık grevleri konuşulmadı. Avukatlarının açıkladığı metin ve mesajlar ortada. İktidarın Öcalan ile görüşmeler yaptırırken başından itibaren amacı açlık grevinden öteydi. Yoksa Bahçeli’nin ‘kafasına taş mı düştü’ ki “Avukatları ile görüşebilir” dedi. Mesele sadece açlık grevleri olsaydı, Öcalan’la avukatlarını görüştürme, onlar üzerinden kamuoyuna ve SGD’ye mesaj gönderilmesi riskine girmezdi iktidar.

    İçeride ve dışarıda sıkışma!

    Şu açık değil mi? Bir zamanlar fiilen içeride ve dışarıda savaş şiarıyla heyheylenen iktidar partisi nerede, bugün içeride ve dışarıda sıkışan iktidar partisi nerede?

    Reklam

    İktidar Suriye’de çözüm gücü olmaktan çıkıyor.

    “Beka sorunu” tutmadı ki yerel seçimlerden de yenilgiyle çıkıyor.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini “yenileme” atraksiyonu hüsranla sonuçlanmak üzere. Muhafazakâr Kürt oylarıyla ilgili bildik girişimler hüsranı katlıyor. Muhalefetin, şekli solcu, cumhuriyetçi; özü beyaz, milliyetçi olan kanadının belli ki hiç tanımadıkları Kürt halkını her aşamada sigaya çekmelerine rağmen hüsran engellenemiyor. Türkiye’nin ekonomik durumu da kötü sinyaller veriyor. Siyasi sıkışmışlık zorluyor.

    Öncesini biliyoruz: İlgili olduğu konular hakkında İktidar sıkıştıkça Öcalan’a giderdi. Öcalan’ın da bu sıkışmışlık halini istismar etmediğini, olumlu çözüm gücü rolü oynadığını biliyoruz. Onun için önemli olan meselenin esasıydı. Buna helal gelmedikçe, “yardım etme”nin faydası vardı, zararı yoktu. Konuşulur, sorun çözücü, pozitif bir liderlik halinin devlet aklında pekişmesi az bir şey değildi, daha zorlu sorunların çözümünde. Eşme ve 6 – 8 Ekim 2014 hadiselerine, son açlık grevlerine yaklaşımı da böyle oldu.

    Siyasi sıkışmışlık iktidarı zorluyor. Ekonomik sıkışmışlık hakeza. İçeride ve dışarıda savaş politikası ters tepiyor. Siyasi sıkışmışlık içeriyle de sınırlı değil. Dışarıda Sudan’da, Irak’ta, Körfez’de, özellikle Suriye’de ve Suriye üzerinden siyasi İslamcı yapılanmalarla geliştirilen politikaların tıkanması, artan ölçüde sıkışmışlığa tekabül ediyor.

    İşte bütün bu nedenlerle açlık grevi iktidar için vesile oldu. İktidarın tarihin bu anında Öcalan ile görüşmesinin temel nedeni Suriye meseleleri oldu.

    Neden Suriye?

    İdlib olayında Türkiye’ye, özellikle Rusya tarafından yerel seçimlere kadar zaman tanınmıştı. İşte yerel seçimler bitti. Kala kala İstanbul’da “yenilenen” seçimler kaldı. Ancak İdlib sorunu, sorun olarak duruyor. Nitekim Rusya ve Suriye ortak operasyonlara başladı bile. Türkiye’nin bu operasyonları durduracak yaptırım gücü olmamasına rağmen risk almıştı. İdlib’i boşaltmak için ya cihatçı güçlere sözü geçmedi ya da Tahrir-Şam’ın da (HTŞ) baskısıyla boşaltamayınca, zamana yayarak Rusya’yı uyutma politikası güttü, ancak sonuç yok.

    Reklam

    İktidar üzerinden Türkiye, Ortadoğu halklarının nezdinde çok yıprandı. Sözüne güvenilmez, işgalci, cihatçı güçlerle suç ortaklığı gibi iddialar yaygın. Cihatçı güçler İblid’de tasfiyeye yatırılmış vaziyette. Şayet tasfiye olurlarsa muhtemelen El Bab, Azez, Afrin gibi bölgelere sıra gelecek. Suriye El Bab’ı açık söyledi. SDG’nin de Afrin’e ciddi olarak hazırlandığı duyumlarımız arasında. “Suriye’nin toprak bütünlüğü esastır” deniyorsa olacağı olan buydu zaten!

    Ancak her şeye rağmen iktidar, Suriye’de masadan da kopmak istemiyor. Öcalan’ın, “Türkiye’nin hassasiyetleri konusunda SDG’nin dikkatini çekmesinin” bir yanı bu. Buna karşın iktidar çözüme kapalı, sert politikalarda ısrarlı. Bu politikalarda ısrar edildiğinde, T.C. devleti ile Kürtler arasındaki meseleler kolay kolay bitmeyecek. Sürecek. Kürtleri en çok Türkiye, dolayısıyla Türkiye’yi de en çok Kürtler sıkıntıya sokacak. Çözüm anahtarı Türkiye’de; Türkiye bir ölçüde yumuşarsa temel sorunların çözümünün önü açılacak…

    Gelinen noktada iktidar, Kürtlerle bu şekilde götüremiyor, götüremez de, bu açık. Ortadoğu’da masada kalmak ve üstelik önemli bir çözüm gücü olarak kalmak istiyorsa, Kürtlerle ilişkiyi rasyonalize etmesi gerekiyor. Bu kaçınılmaz bir gerçeklik. Öcalan’ın mektup yazmasının önünün açılması ve Öcalan’ın da SDG’ye “Türkiye’nin hassasiyetlerine…” dikkat çeken mektup yazmasının altında yatan kanımca bu gerçeklik…

    Başka bir ifadeyle, iktidarın, özelde Erdoğan’ın Kürtlere ihtiyacı var. Öcalan’ın da yazdıklarından anlaşılıyor ki sürecin önünü açmaya, ortamı yumuşatmaya ihtiyaç duyuyor. Bunun Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi gibi bir sonucu da var. Kanaatimce hükümet bir noktaya gelirse, Suriye’de onurlu bir geri çekilmenin hesabını da masada tutma hazırlığında. Öcalan’ın mektup yazmasının, SDG’yi uyarmasının önünün açılması buralarda bir yere de oturuyor gibi…

    Suriye’de “Yerel Demokrasi”, Türkiye’ye de mesaj (mı?)

    Kürt güçlerinin Suriye rejimiyle ilişkileri normalleşme eğilimi gösteriyor. Kürtler, ABD ve Rusya‘yla da bir denge kuruyorlar. Bu dengede geçmişte kantarın topuzunun yer yer ABD lehine ağır basmasının, Rusya, Suriye ve İran tarafından nasıl algılandığını, bunun nasıl bir hasara yol açtığının ayırdındalar. Öcalan’ın ağzından dile gelen bu farkındalık, Öcalan’ın ABDTürkiye ilişkilerinin en netameli döneminde “Türkiye’nin hassasiyetlerini” gözetmesini getiriyor.  Bu aynı zamanda Öcalan’ın en “yerli” Kürt önderliği duruşunu da pekiştiriyor. Çözüm yolunun açılmasında “milliyetçi”, “yerlici” itirazların yumuşatılması gereği düşünülürse, bu az bir şey mi?

    Üstelik cihatçı guruplar İdlib’e sıkışmış vaziyetteler; şayet tasfiye olurlarsa, Türkiye’nin Suriye’de bir dayanağının kalmayacağından, geri çekilmeleri kuvvetle muhtemel… Erdoğan bunu görüyor. Öcalan da Suriye’de ne olup bittiğini görüyor. Dikkat ederseniz Öcalan Suriye’nin lafını ederken “Suriye’nin toprak bütünlüğü, Anayasal güvence altında yerel demokrasi” diyor, “ayrılığı” ya da toplumu zorlayacak, yeni çatışmaları çağrıştıracak cümleler kurmuyor.

    Böylece, Suriye’ye dönük açıklanan siyasi/demokratik çerçeve, vekalet savaşının bitirilmesi üzerinden, Türkiye’de çözümün ve demokratik siyasetin önünü açmaya dönüşen bir çağrı da olmuş oluyor.

    Suriye’de 13 Mayıs 2019 tarihinde basına yaptığı açıklamada Salih Müslim; “Öcalan doğru yolda olduğumuzu gösteriyor” diyerek ve Öcalan’ın bakış açısını, duruşunu sürdürdüklerini ifade ederek, Öcalan’ın elini güçlendiriyor…

    Yeni bir başlangıç mümkün mü, nasıl?

    Yazının devamı için