Selefilik, Selefi Guruplar ve Dernekler

3
gündogdu

Sözlükte selef “önceki nesil”, selefilik’de “bu nesle mensup olanlar” anlamı taşır.

İslâmî literatürde Selef ilk dönemlere mensup bilginler ve geçmiş İslâm büyükleri anlamına gelir.

Selefiyye terimi ise iman esaslarıyla ilgili konularda ilk dönem bilginlerini izleyerek âyet ve hadislerdeki ifadelerin zâhiri ile yetinip bunları aynen kabul eden, teşbih/benzetme ve tecsîme/cisimlendirmeye  düşmeyen (Allah’ı yaratıklara benzetmeye ve cisim gibi düşünmeye yeltenmeyen), bunları başka bir anlama çekme (te’vil) yoluna gitmeyen Ehl-i sünnet topluluğunu belirtmek için kullanılır.

“Ehl-i sünnet-i hâssa” ismi ile kastedilen zümre olan Selefiyye Hz. Peygamber ve sahâbîlerin inançta takip ettikleri yolu doğrudan doğruya izleyen gruptur.  Tâbiûn (sahabeyi takip eden nesil), mezhep imamları, büyük müctehidler ve hadisçiler Selefiyye’dendirler.

Eş‘arîlik ve Mâtürîdîlik ortaya çıkıncaya kadar, Sünnî müslüman çevrede hâkim olan inanç, Selef inancıdır.

İmam Şâfiî, Mâlik, Ahmed b. Hanbel bir kısım görüşleri itibariyle Ebû Hanîfe,  Evzaî, Sevrî gibi müctehid imamlar, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, İbn Mende, İbn Kuteybe ve Beyhaký gibi hadisçiler, Taberî, Hatîb el-Bağdâdî, Tahâvî, İbnü’l-Cevzî ve İbn Kudâme gibi bilginler Selef düşüncesinin önde gelen isimleri arasında sayılabilir.

Esasen tarihi süreç içinde Selefilik anlayışı,  mezhep olarak Ahmet bin Hanbel ile ilk dönemini, Harran’lı İbn Teymiye ile ikinci dönemi, Muhammed Abdülvehhâb ile üçüncü dönemini yaşamıştır denilebilir.

İlk dönem (mütekaddimûn) Selefiyye anlayışının en belirgin özelliği;  akaid sahasında akla rol vermemek, âyet ve hadisle yetinmek, mânası apaçık olmayan, bu sebeple de başka mânalara gelme ihtimali bulunan âyet ve hadisleri yorumlamadan, bunları bilmeyi Allah’a havale etmektir.  Bu dönem yani Hicrî VIII. asırdan önce yaşamış olan Selef bilginleri akıl karşısında kesin tavır takınıp, nakli tek hâkim kabul etmişlerdir.

İkinci dönem ibn Teymiye ile başlar. Hicri VIII. Asırdan sonraki Selef bilginleri akıl karşısındaki tutumlarını gözden geçirmişler, inanç konularında az da olsa akla yer vermişlerdir.

Bu dönemin en önemli ismi sayılan İbn Teymiyye (ö. 728/1328) sağlam olduğu bilinen nakil ile aklıselimin asla çelişmeyeceğini, dolayısıyla te’vile de gerek kalmayacağını ısrarla savunmuştur. Ona göre akılla nakil çelişirse;  ya nakil sahih değildir veya akıl sağlıklı bir muhakeme yapamamaktadır.

Ancak Selef’in akılcılığı hiçbir zaman kelâm ve felsefedeki akılcılık gibi olmamış, nasların müsaadesi ile sınırlı bir çerçevede kalmıştır.

İkinci dönemin en meşhur Selef âlimleri (müteahhirîn-i Selefiyye) arasında İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350), İbnü’l-Vezîr (ö. 840/1436), Şevkânî (ö. 1250/1834) ve Mahmûd Şükrî el-Âlûsî (ö. 1342/1924) sayılabilir.

Üçüncü dönem ve günümüzde de devam eden Selefiyye akımının öncüsü, 18. yüzyılın başında doğmuş olan Muhammed bin Abdülvahhab’dır.

Selefilik terimi günümüzde çoğu kez Hanbeli ekolünden Muhammed bin Abdülvahhab’ın öğretilerini benimseyen ve İslam Coğrafyasında karşıtları tarafından yaygın şekilde Vahhâbîlik olarak tanımlanan inanç sistemine mensup kişileri tanımlamak için kullanılmaktadır.

Vehhâbî hareketinin Müslüman toplumlarda ortaya çıkan her çeşit gelişme ve yeniliğe bid’at gözüyle bakıp karşı çıkması, son derece katı ve hoşgörüsüz bir anlayışın ortaya çıkmasına yol açmış; öyle ki bu bakış tarzı, sadece kendi din anlayışının mutlak doğru olduğuna inandıkları için, kendileri dışındaki toplum kesimlerine yönelik şiddeti meşrulaştırmışlardır.

Yine Vehhâbîlerin kendileri dışındaki her çeşit inanç, fikir ve sembole hayat hakkı tanımadıkları gibi, Şirk ve küfür ile de itham etmişlerdir. Etkin oldukları bölgelerde ve şehirlerde, Tarihi eserleri (özellikle Türk ve Osmanlı kültürünü)  temsil eden mimari eserleri tahrip etmiş olmalarından da anlaşılır.

Tarihi süreç içerisinde aşırı bir mezhep taassubuyla birlikte katı bir şekilciliğe ve kuralcılığa bürünen Vehhâbîlik, Selefilik’ten çıkmış, başkalarını tekfîr etmeyi öne çıkaran dinî bir ideolojiye dönüşmüştür.

Her ne kadar özellikle siyaset alanında bir güç haline gelmiş olsalar da, Vehhâbî çevrelerin dinî metinlerin sadece zahirlerine bağlı kalarak yüzeysel ve katı bir din anlayışını öne çıkarmaları, bu çerçevede akla, fikir hürriyetine ve hoşgörüye yer vermeyen özelliklerinden dolayı Selefilik’ten ziyade, Hârici anlayışı benimsedikleri görülmektedir.

Onun için Osmanlı uleması da selef söylemi ile Harici eylemleri arasındaki bu farklılığın farkında olduğunu göstermek amacıyla Vehhabiliğe, “Yeni Haricilik” demişlerdir.

1783-1836’de yaşamış Şam’lı Hanefi fıkıh alimi İmam İbni Abidin es-Șami, Vahhabileri ifrat ve  köktendincilikle itham edip Harici olarak nitelendirmiştir. (El Fadl, Khaled Abou. (2001) “Islam and the Theology of Power.” Middle East Report. c. 221: s. 28-33)

Yine günümüzde  Işid/Deaş gibi guruplar veya terör örgütleri kendilerini Selefi olduklarını idda etseler de, görüş ve düşünceleri,  Vahhabi’lerin hârici anlayları ile örtüşmektedir.

Vahhabiliğin kurucusu Şeyh Muhammed bin Abdülvahhab’ın görüşleri ile Deaş’ın kurucusu Ebu Ömer el-Bağdadi’nin görüşleri aynı düzlemdedir.

Yakın geçmişte öldürülen, Ebu Ömer el-Hüseyni el-Kureyşi el-Bağdadi’nin kaynaklarda geçen görüşleri; Işid/Deaş hareketinin temel düşünce yapısı ve itikadi görüşlerini ortaya koymaktadır. Şöyle ki;

“1.Şirkin her türlüsünü ve şirke ileten yol ve araçların hepsini ortadan kaldırılacaktır. Şiiler/Rafiziler, şirk ve ridde taifesindendir.

2.Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir.

3.Endülüs’ün yıkılmasından itibaren, İslam ülkelerinin kurtarılması için cihad, farz-ı ayndır.

4.Mevcut İslam ülkelerinin yönetim ve ordusu mürted ve kâfirdir. Ancak halkı kâfir değildir.

Mevcut İslam ülkelerinin yönetim ve ordusuyla savaşmak, Haçlılarla savaşmaktan ‘daha vacip’tir” şeklindedir.

Günümüzde “Haricilik” diye bir mezhep yoktur. Ancak kendilerine Selefi diyen bazı guruplar arasında Hârici fikirlerin ve anlayışın yaygınlaştığını ve de devam ettiğini görüyoruz.

Bilgiden önce hamasetle hareket etme isteği Hariciliğin ilk kuruluş yıllarında olduğu gibi  bugünde bu guruplar arasında vardır. Fütursuzca insanları kafirlikle ve  müşriklile suçlamak hala devam ediyor.

İslam dünyasında, içerisinde bulunduğu siyasi, askeri, ekonomik ve yönetim biçimi açısından ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.  Birçok alanda çöküntü yaşayan Müslümanlar, bazı bölgelerde, buhranlarından kurtuluş yolları, dini ve siyasi çeşitli alternatifler ve bu doğrultuda  bazı  arayışlar içine  girmişlerdir.

Mevcut durum itibarıyla küresel  güçler altında ezilmiş olan Müslümanlar, inançlarının gerçekliğini kanıtlamak istercesine, dar alanda ve yerel bağlamda söylemlerini gerçekleştirmek amacıyla özel oluşumlar gerçekleştirmek isteklerine cevap, yine küresel güçler tarafından gelmiştir.

Ülkemizde de, Hârici düşünceler temelinde, şiddet öncelikli, dini görünümlü,  dernekler, örgütler kurmak, lojistik destek ve finansmanını  sağlama şeklinde gerçekleştiği görülmektedir.

Hatta Cübbeli Ahmet diye maruf, Ahmet Ünlü,  bu Selefi diye anılan, ancak harici fikirlerin ve akımların tesiri altında olan gurup ve derneklerin silahlandıklarını iddia etmektedir.

Selefi söylemleri ile öne çıkmış, bu gurup ve dernekler gerçekte Selefi değil,  Hârici akım ve düşüncelerin tesiri altında kalmış, küresel güçlerin maşalarıdır. Vesselam

3 YORUMLAR

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here