Serbest Kürsü: Kimileri için Din ve Milliyetçilik, kimileri için sürekli zenginlik

1

Anlaşılma gibi bir derdim yok. Kaç kişinin anlayacağını da çok önemsemiyorum. Sayıların öneminin olmadığını dünyaya geliş şekli aslında ortaya koyuyor. Milyonlar saldırıya geçiyor ama sadece bir tanesi hedefe ulaşıyor ve hayata adım atılıyor. Demek ki, sayılardan ziyade hedefe kilitlenme önemli. 

Her köşenin ayrı bir derdi var. 

Suriye, İdlib, petrol yatakları, Korona virüsü (yeni adıyla Kovid 19), sınırı geçme yarışındaki mülteciler, mültecilere destek verenler, ‘oh olsun’ diyenler, dinsel acı ve tatmin yaşayanlar, milli acı ve tatmin yaşayanlar, hastalar, sağlar ve akıp giden zaman…

Ateş düştüğü yeri yakıyor sözünü en iyi ateşlenip hasta olunca anlıyoruz. Biz ateşli hasta yatarken, en yakınlar yemeklerini yemek zorundalar. Kimine göre acımasızca, kimine göre ‘hayat devam ediyor’ cümlesiyle özetlenen bir gerçeklik. 

Şehitlerin azlığı ya da çokluğu bile kimilerini ilgilendirmiyor, çünkü tarifi mümkün olmayan o acıyı yakınları biliyor. Diğerleri de, işte numaradan ‘üzülme’ şovları yapıyorlar. Çünkü bunu anlayamazlar, anlamak için yaşamak gerek. O yüzden değil mi, şiirde geçen ‘tepe boş mu değil mi’ diye bir sürü boş muhabbet. 

İşin aslı konusu çok önemli. 

İşin aslını düşünmek ve fikir yormak zor. Zor olduğu için zaten bu görevi başkalarına bırakıyoruz ve o başkaları ne derse deli gibi savunuyoruz. Bu, kim olursa olsun böyle. Kimisi için din adamı, kimisi için eşi, kimisi için anne-babası, kimisi için siyasetçiler…

‘Dinler neden bozulmuş’ sorusunu düşünen kaç kişi vardır? Neden bozulmuş ve neden yenileri gelmiş? O bozulan dinler, nasıl bir bozulmaya uğramış ve kimler bozmuş? 

Reklam

İnsan. 

Hangi dinden, hangi milletten olursa olsun, insanlar dinleri bozmuşlar. 

Dinler mi bozulmuş, dine inananlar mı? 

Ya da milliyetçilik dediğimiz o esrarengiz janjanlı uyuşturucuya ne demeli. 

Bu ikisi de tam bıçak sırtı kavramlar. An oluyor en yararlı inanç olabiliyor, an oluyor 6 milyonun yakıldığı-yok edildiği bir katliam. 

Bu iki tehlikeli kavram artık bugün hit. En sevilen, en gururlanılan, en çok bağlanılan kutsallar. Enlerin hepsi onlarda anlayacağınız. Enlerin hepsinin bu ikisinde olması aslında normal, insan varlığı sınırları zorlamayı seviyor. Bu yüzden değil midir, kutsal metinlerdeki ‘haddi aşanlar’ tabiri. Haddi aşmak, yani ölçüyü kaçırmak, sınırı aşmak.

Ölçü kaçmasın da, peki ölçüyü kim belirleyecek? 

Din adına konuşursak Yaratıcı Rabb. Tabii o da şüpheli, çünkü din adamları ayetleri istedikleri gibi eğip-bükebiliyorlar. 

Reklam

Peki ya Milliyetçilik için ölçü ne? 

Hangi milletten, hangi coğrafyadan ve hangi aileden doğacağına karar veremeyen aciz varlık insan kalkıyor bir milliyeti kutsama yarışını giriyor. Bre cahil! Sen kim, karar veremediğin ırkınla böbürlenmek kim…

Din ve milliyetçilik çok seviliyor vesselam. Ne olduğu, muhtevası ve içeriği düşünülmeden hissedilen bir sevgi bu. Aşk gibi bir şey yani. Hani bir kıza aşık olan gence sorsanız: ‘Bu kız acaba tuvalete gider mi?’ diye. Sizi hemen tersler ya, hah işte aynen öyle. Soramazsınız bile… Ne münasebet…

Bu kadar sevilince de, bu sevgiyi istismar edenler sürekli çıkıyor. 

Bravo!

Yaşa! Nidalarıyla. 

Ama maddi güçlerine güç katanlar da sürekli artıyor. Parasına para katanlar. Sürekli zenginleşenler. 

‘The Guardian gazetesinde yer alan habere göre 30 milyon dolar ve üzeri servete sahip ultra zenginlerin sayısında geçen yıl yüzde 6 artış yaşandı….’ haberini okuyunca sarsılmam bu yüzden. Sadece o kadar ultra zenginler mi? Tabii ki hayır. 30 Milyona kadar gitmeye gerek yok. 1 milyona doğru uzananların sayıları da sürekli artıyor. 

Şirketler de sürekli hedefler koyuyorlar. Bir sonraki senenin hedefleri, ama hep kazanç hep kazanç. 

Birilerini durmadan zenginleştiren işçiler/ çalışanlar….

Onlar sürekli çalışıyorlar… 

İşçi hakları, çalışanların maaşları konuları hiç gündem olmuyor, dikkat ettiniz mi? 

Neden? 

Çünkü din ve milliyetçilikle meşguller. 

Onlar bunlarla meşgul olurken, birileri sürekli zenginleşiyor. 

Sürekli ve durmadan zenginleşme…

Bu zenginleşenlerin dini, milliyeti hiç fark etmiyor. Zenginler/zenginleşenler dediğimde, birileri gene çıkıp, dini ve milli motiflerle bazı insan gruplarını hedef gösterecekler. İşte bunu bilmek ve bile bile yazmak da enteresan. 

Şubat ayında vefat eden Erbakan’ın Suriye ile ilgili sözleri sürekli kullanılıyor, bilmiyorum sizlerin de dikkatini çekti mi? ‘Konu Suriye ise hedef Türkiye’dir’.

Herkes bunu söylüyor ama adamın yıllarca anlattığı ‘Adil Düzen Prensipleri’ hiç konuşulmuyor. 

Peki neden? 

Çünkü işlerine gelmiyor. 

Adil Düzen deyince işçilerin/çalışanların hakları ve ücretleri konusu açılacak. Ve bu da birilerine batacak. 

‘Neye layık iseniz onunla idare olunursunuz’ cümlesi siyasi bir cümle değil. Kastım siyaset hiç değil. İnsanlar ezile ezile çalışmaya layıksa, kapitalizmle idare olunurlar. 

İnsanlar, düşünmeden din ve milliyetçiliği heva ve hevesleri yapıp hayatlarını yaşamaya devam ederlerse, vahşi sistemle idare olunmaya ve zenginlerin hayatlarını izlemeye de devam edecekler. 

Birileri din ve milliyetçilikle tatmin yaşarken, birileri de o silahları (savaş aletlerini) satarak parasal gücün tatminini yaşayacak. 

‘Neden’ sorusu akıllıca mı sizce? 

Değil. 

Aşık olan gence sorulamadığı gibi…

Sevgi ve Bilgiyle kalın 

1 YORUM

  1. SİNAN ESKİCİOĞLU BUGÜNKÜ YAZISINDA DİYOR Kİ:
    “Şubat ayında vefat eden Erbakan’ın Suriye ile ilgili sözleri sürekli kullanılıyor, bilmiyorum sizlerin de dikkatini çekti mi? ‘Konu Suriye ise hedef Türkiye’dir’.

    Herkes bunu söylüyor ama adamın yıllarca anlattığı ‘Adil Düzen Prensipleri’ hiç konuşulmuyor.

    Peki neden?

    Çünkü işlerine gelmiyor.

    Adil Düzen deyince işçilerin/çalışanların hakları ve ücretleri konusu açılacak. Ve bu da birilerine batacak.

    ‘Neye layık iseniz onunla idare olunursunuz’ cümlesi siyasi bir cümle değil. Kastım siyaset hiç değil. İnsanlar ezile ezile çalışmaya layıksa, kapitalizmle idare olunurlar.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here