Sezai Temelli’den Erdoğan’a market eleştirisi.. Senin bindiğin geminin adı Titanic, buz dağına doğru gidiyorsun

0

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın markete gittiğini hatırlatan Temelli, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanının market alış verişini de izledik. Aklımızla alay eden bir piyar çalışması. Gitmiş 3 bisküvi almış eline. 3 bisküvi 4 buçuk lira. ‘Bak ben de alışveriş yapıyorum, ben de sizden biriyim’ imajı. Harika. Senin oturduğun sarayın aylık gideri 4 buçuk milyon. Sen bizden biraz iyisin. Aynı gemide filanda değiliz. Senin bindiğin geminin adı Titanic, buz dağına doğru gidiyorsun. Allah vere biran önce kavuşursun.

Kayyım şiddettir. Bu şiddete karşı mücadele de bizim boynumuzun borcudur. Siyaset üretemeyen bu iktidar şiddet üretmeye devam ediyor, zulmünü yaymaya devam ediyor. Yaygın bir siyaset anlayışı olarak dayatmaya devam ediyor. 31 Mart seçimlerinde ortaya koyduğumuz bu stratejik hamle toplumun seçeneksiz bırakılmamasına yönelik atılmış güçlü bir adımdır.

31 Mart seçimlerinden ders çıkarması gereken bu iktidar, bırakın ders çıkarmayı faşizmi kurumsallaştırma yönünde bir adım attı. 19 Ağustos’ta siyasi darbe gerçekleştirdi. Kürt halkının iradesini yok sayarak, 4 milyon insanın iradesini yok sayarak, 3 büyük şehrimize Amed, Mardin ve Van’a kayyım atadılar.

Sandığa tahammülü kalmamış bir iktidar var karşımızda. İstanbul’a, biliyorsunuz, 2 Mayıs tarihinde kayyım atamıştı. İstanbul’da aldığı ağır seçim yenilgisinin acısını şimdi partimizden çıkarmaya çalışıyor. Ve kayyımlarla, her türlü şiddet, saldırı ve tehditle partimize yönelik bu saldırıyla bunun acısını çıkarmaya çalışıyor. Biz de diyoruz ki, ‘kayyım rejimi faşizmdir.’ O yüzden tüm topluma çağrı yapıyoruz. Kayyım sadece Amed’e, Van’a Mardin’e atanmadı; bütün Türkiye’ye atandı. Kayyım rejimi seçmenlerin iradesini yok sayan bir anlayıştır. Kayyım rejimi demokrasinin en temel adımını, sandık hakkını yok sayan bir anlayıştır.

Televizyonlara bakıyorsunuz. Sabah akşam, adeta yalan çukuruna dönüşmüş televizyonlarda, HDP’yi konuşuyorlar. Bir dedikodu programı gibi HDP’siz HDP’yi konuşuyorlar. Tabi kayyımları da konuşuyorlar. Bu meşru olmayan kayyım rejimini, akılları sıra meşrulaştırmaya, buna bir meşrutiyet kazandırmaya çalışıyorlar. Şunu söylüyorlar, ‘kayyımlar çalışıyor, hizmet ortaya koyuyorlar.’ Hayır çalışmıyorlar, çalıyorlar çalıyorlar! Bütün belgeleriyle ortaya koyduk.

Ey gazeteciler, siz aczin fotoğrafını çekebilir misiniz? Çektiniz. Bu kayım vakalarını örtbas etmek için anneleri kullanan bu iktidar, il binamızın önüne anneleri gönderdi. Ve orada tarihin en büyük acz fotoğrafını çektiniz. O kayyımları atayan sözde İçişleri Bakanı, HDP il binasının önüne geldi, siyaseten tükenmiş hallerinin fotoğrafını verdi. Tarihe bu not böyle geçti. Yönetemiyorlar, hiçbir sorunu çözemiyorlar. Bu kayyımcı zihniyet, savaştan beslenen bu zihniyet, anneleri kendi siyasi emelleri için kullanma peşinde.

Buradan bütün annelere çağrı yapıyoruz. Bugün Diyarbakır il binası önünde oturan annelere de oraya ulaşamayanlara da Cumartesi Anneleri’ne de Barış Anneleri’ne de Harbiye Anneleri’ne de sesleniyoruz. Sizi Meclis’e bekliyoruz. Ayın 8’indeki grup toplantımıza şehit anneleri de dahil olmak üzere hepsini buraya bekliyoruz. Çözümün adresi Meclis’tir. Madem bu iktidar savaşta ısrar ediyor, madem bu iktidar size savaşı dayatmaya devam ediyor. O zaman biz de annelerimizle bu çatı altında barışın sesini yükseltmeye devam edeceğiz. Madem acılarımız ortak o zaman mutlaka ama mutlaka ortak çözümü de birlikte üreteceğiz. Bu kayyımcı zihniyete karşı hep birlikte bu barışı inşa edeceğiz. Kayyım rejimi adaletsizliktir, adaletsizlik üretir.

Yargı bağımsız olmadığı sürece, yargı talimatla çalıştığı sürece bir ülkede adaleti tesis etmek mümkün değil. Dün Cumhurbaşkanı Meclis’in açılış konuşmasında yargı bağımsızlığından bahsediyor, ‘yargı bağımsız olmalı’ diyor ama Cumhurbaşkanı’na da bağlı olacakmış. Onun kuvvetler ayrılığından anladığına bakın. Yargı bağımsızlığı konusunda bunları söyleyen, arkadaşlarımız bir daha tutuklandıktan sonra “Biz bunları bırakamayız” dedi. Yargının nasıl talimatla çalıştığının belgesi kayıtlara geçti.

Adaletsizlik bitmiyor. 8-9 Ekim’de Gezi Davası var. Gezi Davası’nın ne denli büyük bir adaletsizlik göstergesi olduğunu anlamak için iddianameye bakmak gerekiyor. Sevgili Osman Kavala 700 gündür tutuklu. Neyle suçlandığı yok, doldurmuşlar yine torba iddianame. Ne bulsalar içine koymuşlar. 15 tutuksuz sanıkla beraber davası görülecek. O dava da ne denli büyük bir adaletsizlik olduğunun başka bir göstergesi. Ama adaletizlik dün başlamadı, adaletsizlik bu ülkede çok uzun süredir devam ediyor ve her geçen gün adaletletsizliğe adaletsizliğe ekleniyor.

Adalet arayışından bahsettik. Yargı reformu Meclis’in gündemine nihayet geldi. Biliyorsunuz, mayıs ayıydı yanılmıyorsam, Cumhurbaşkanı çıktı yargı reformu strateji belgesini açıkladı. Anlattı, anlattı, anlattı. Yalandan kim ölmüş. Sonra bu paket geldi. Pakete baktık tam bir fiyasko. Pakette siyasetçilere özgürlük yok, evrensel özgürlük yok. İfade özgürlüğüne dair düzenleme yok. Yargı reformu paketi değil, bir göz boyama paketi. Gerçek anlamda bir yargı reformuna ihtiyacımız var. Yargı, Meclis bu iradeyi göstermek zorunda. Gerçek bir reform için HDP’ye kulak vermek lazım. Bu konuda hazırladığımız strateji belgesini bütün kamuoyuyla paylaştık. STK’lere, sendikalara ve siyasi partilere gittik. Bir yol temizliğine ihtiyaç var. Bunu yapabilmek için TMK’den başlamamız gerekiyor. TMK’den kurtulmadan bu ülkede yargı adına atılacak bir adım yok.

Öyle bir kanun ki adeta ülkeyi terörize eden bir kanun, herkes terörist. Savcının yorumuna göre yaptığınız her fiilden dolayı terörist olarak addedilebilirsiniz. Onlarca yıl ceza alabilirsiniz. Örnek mi istiyorsunuz? İşte arkadaşlarımızın davası. İşte fezlekeler buna örnektir. O yüzden de ceza kanununun demokratik siyaset ve ifade özgürlüğünü ihlal eden maddelerinin kaldırılması gerekiyor, CMK’nin demokratikleştirilmesi gerekiyor. Çekince koyulan BM Siyasi Haklar Sözleşmesi ile AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı başta olmak üzere demokrasi, eşitlik ve özgürlükleri geliştirecek olan uluslararası sözleşmelerin tam ve yetkin şekilde kanunlaştırılması, atılması gereken adımdır. İşte reform böyle yapılır, reform bu adımların atılması ile mümkün olur. Bizler Türkiye’de hukukun üstünlüğü, demokrasinin radikalleşmesi için gerekli çalışmaları yapacağımızı ifade ettik. Bu çalışmaları da Meclis çatısı altında etkin bir şekilde sürdüreceğiz.

Adalet yoksa, hukuk devleti yoksa, hukuksuzluk her yeri kaplamışsa, tecrit hukuku her yeri kaplamışsa, iktidar da savaş politikalarında ısrar eder, öyle de oluyor. Bu hukuksuzluk ortamında insanlara şiddet ve savaşı yegane seçenek olarak dayatan bir iktidar anlayışı var. İşte Suriye meselesi buna örnek bir meseledir. Dünkü konuşmasında da Cumhurbaşkanı sıfatı ile konuşuyor, Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyamıyor. Bir partinin genel başkanı olarak konuşuyor. Suriye meselesini ele aldı. Daha önce BM’de de konuştu. Orada bir harita gösterdi. Dünyaya bir harita gösterdi. O harita Suriye haritasıydı. Suriye haritasının bir bölümünü çizip aldığı bölümde neler yapacaklarını anlatıyor. Cumhurbaşkanı değil sanki emlak ofisi. Yok köy yapacakmış, yok ilçe yapacakmış, yok bina dikecekmiş. Hep birlikte şunu söylüyorlar: tahammülümüz kalmadı. Bence tahammülü kalmayan müteahhitler battıkça müteahhitlere alan açmak için Suriye’yi işgal etmeye çalışan bir devlet var. Böyle bir iktidar olabilir mi? Bu kabul edilebilir mi? Tabi ki kabul edilemez.

Ben buradan Meclis başkanına da çağrı yapmak istiyorum. Bu kürsülerde savaş çağrısı yapanlara yer vermeyin. Savaşla, şiddetle arasına mesafe koymayanlara bu kürsülerde yer vermeyin. Cumhurbaşkanı olsa bile. Bu Meclis ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ anlayışı üzerine yükselmiş bir Meclis’tir. Bu Meclis 1910’ların ittihatçı anlayışına bir reddiyedir. İttihatçılar, bu ülkeye savaşa sürüklerken, büyük bir felaketi dayatırken bu Meclis o ittihatçı akla karşı çıkmıştır. O yüzden de bu Meclis kürsüsünde savaş değil barış konuşulmalıdır. Toplumsal barış olduğu kadar komşularla barışı gözeten bir anlayış hakim olmalıdır, savaşı değil. Şiddet değil savaşın dili değil.

İkinci büyük savaşa girmedik. İkinci büyük savaşa girelim diye bu Meclis’te konuşanlar, faşizmi körükleyenler, Nazi sevdalıları vardı. Ama o gün yine bu Meclis, iradesini ortaya koymuş ve savaştan kaçınmıştır. Dönemin cumhurbaşkanı bu savaşı engelledi diye ona karşı çıkanlar, ‘Senin yüzünden büyük bir savaşı kaçırdık, ekmeğimizden olduk’ demişti. Bunu diyenlere çok manidar bir cevap verdi, ‘Ekmeğinizden oldunuz ama çocuklarınız babalarından olmadı.’ Bu Meclis’in hafızası budur. Bu hafızadan yoksun olanların bu Meclis kürsüsünde savaş çığırtkanlığı yapmasına izin vermeyeceğiz. Bu Meclis’te de barış mücadelemizi yükseltmeye devam edeceğiz.

Ekonomik kriz çok derin. Ama dinleseniz aslında mucizeyi bulmuşlar. Cari açık düşecek, bütçe açığı düşecek. Büyüme bu sene yüzde yarım ama seneye 10 kat artacak ve yüzde 5 olacak. Enflasyon düşecek, işsizlik düşecek, harika bir mucize. Peki, nasıl olacak bu mucize yapısal dönüşümler? Nasıl gerçekleşecek, kaynağı nasıl bulacaksınız, kaynak ne? Kaynağı bulmuşlar. Kaynak halk. Halkı yoksullaştırmak ve halkın elinde ne varsa almak.

Bunun yöntemi de zamlar. Tam bu mucize açıklanırken elektriğe yüzde 14.90 zam yapıyorlar. Bir yıl içinde elektriğe yüzde 60 zam yapılmış, doğalgaza yüzde 52, akaryakıta yüzde 30, ben gelmeden buraya biraz önce 25 kuruş daha zam yaptılar. Yüzde 32 oldu yani. Gıdaya yüzde 50, süte yüzde 50, her şeye zam. Ekonominin büyümesinden anladıkları aslında bu toplumsal yıkımdır. Kentleri yıktıkları gibi emekçileri de yoksulları da bu toplumsal yıkıma mahkum ediyorlar. Cari fazla ile övünüyorlar, evet cari fazla iyi bir şey ama nasıl verdiğiniz önemli. Cari fazla verdiğimiz yılları hatırlatmak istiyorum: 1994 büyük kriz. 2001 büyük kriz. Şimdi yine cari fazla verdiğimiz yıl büyük bir krizin içinden geçtiğimiz yıl. Bu denli büyük bir adaletsizlik varken hiçbir ekonomi programı başarılı olamaz. Hele böyle bir YEP’çi rapçi bakanla hiçbir başarı olamaz.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen bu uydurma sistemle yol almamız mümkün değil. Bunu bin kez biz söylesek diyecekler HDP söylüyor. Kendileri de söylüyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hasta, ölmüş. Neyi rehabilite edeceksiniz? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sadece Türkiye’de değil, bütün çevremizde Suriye’de Irak’ta çözümsüzlüğün de nedenidir.

Birisi çıkıp diyor ki ‘Cumhurbaşkanını yüzde 50 +1 ile değil yüzde 40 ile seçelim.’ Tamam, iki kişi yüzde 40 alınca eş cumhurbaşkanlığı sistemi mi olacak? Bunlar aritmetik de bilmiyorlar, birinci sınıfa gitmişler, oradan terketmişler. Sen şimdi yüzde 40 dedin ama son araştırmalara bakmamışsın. Son araştırmalar diyor ki küçük ortağınla birlikte yüzde 40 bile etmiyorsun. Haftaya yüzde 35 sonra yüzde 30. Böyle gider. Bu gidişata dur demeliyiz.

Cumhuriyetin demokratikleşmesi bugün yüz yıllık deneyimimizden aldığımız en net siyasi mesajdır. Eğer cumhuriyeti demokratikleştiremezsek tek adam yönetimine kapı aralamaya devam edeceğiz. 100’üncü yıl. 1920’nin yüzüncü yılını bu yıl hep birlikte yaşayacağız. Meclis başkanı dünkü açılışta buna bir gönderme yaptı. Çok sevindim. 1920 önemli bir tarihtir. O Meclis’in hukuku önemlidir. O günden bugüne yaptığımız hatalarla övünmek yerine hatalardan ders çıkararak 1920’deki hukukun gereğini yapmalıyız.

1920’de ortaya koyduğumuz o önemli hukukun gereğini yapmalıyız. O Meclis’e dönüp bakın kimler var. O Meclis’te olanlarla birlikte ancak ortak vatanda demokratik cumhuriyeti var edebiliriz. O yüzden 1920 Meclis’i, o yüzden 1921 Anayasası referans bir metin olabilir. Şimdi bu anlayışı, bu hukuku geliştirebiliriz. Günün koşullarında bugünün dinamikleri, bugünün siyaseti ile yeni bir yolu, üçüncü yolu hep birlikte açabiliriz. Bu toprakların tarihi, bu toprakların geleneği kültürü buna olanak sağlıyor. Bu topraklar, kadim halkların bir arada yaşama iradesinin cisimleşmiş halidir.

Bunu yok sayarak, tekçiliği dayatarak yol almak mümkün değildir. 1920 dediğinizde dönüp bakmanız gereken çoğulculuk, laiklik ve cumhuriyetin demokratikleştirilmesidir. Bizim üzerimize düşen de demokratik cumhuriyet mücadelesini bu Meclis çatısı altında, olduğumuz her yerde yükseltmektir. Kayyım rejimine karşı yerel demokrasi mücadelesi ile yeni bir cumhuriyeti, demokratik cumhuriyeti hep birlikte var edebiliriz. Felakete giden yol kaderimiz değil. İktidarın kötü yönetimi savaş politikaları ve çıkar hesaplarının sonucudur. Bu gidişatı durdurmak bizim boynumuzun borcudur.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here