Siber Saldırının Günlük Hayatımıza Etkisi: Bayramın İkinci Günü Ayaklarımız Yere Değdi!

0

“Pandemi bizleri evlere hapsetti!” diye birçoğumuz dert yanarken, bizler Amerika’nın doğu kıyısında siber saldırının etkisi nedeniyle kısmi olarak evlere kapanmaya başladık. Live Cyber Attack Threat Map internet sitesine göre, dünya genelinde bugün, şu saate kadar 43 milyon civarında siber saldırı gerçekleşti. Ne kadarı ciddi hasar verdi veya hedefe ulaştı bilmiyorum doğrusu. Önceleri, birbirlerine rakip veya düşman şirketlerin/ ülkelerin gövde gösterisi olarak gerçekleştirdikleri bir eylem olarak görürdüm siber atakları. Karşı şirketin veya ülkenin internet sitesi ele geçirilir ve kendi logoları/ bayrakları veya sloganları yayınlanırdı. Zararsız, muzipçe bir hamle idi bir taraftan. Yeniyetme bilgisayar korsanlarının imzalarını atma şekli idi, adı büyük kuruluşların internet sitelerini hack’lemek! Veya “Güvenlik açıklarını yetkililere gösterdiğim için aslında tam tersine beni ödüllendirmeleri gerekir” diyen bile çıkıyordu aralarından!

Bundan yaklaşık 7-8 sene önce ülkemizin dört bir köşesinden aynı anda saatlerce süren elektrik kesintisinin de olası bir siber atak olabileceği üzerinde durulurken (esas nedenini ben bilmiyorum doğrusu, resmi bir açıklama yapılmaktan ziyade sessiz kalınması tercih edildi) geçen sene Almanya’da bir hastaneye gerçekleştirilen siber saldırı sonucu bir kişinin yaşamını yitirdiği açıklandı. Acil ameliyat olması gereken bir hastayı saldırı nedeniyle başka bir hastaneye transfer etmeleri gerektiği ve kaybedilen zaman nedeniyle de hastanın yaşamını yitirdiği bildirildi. Tarihe geçen, siber saldırıya bağlı can kaybının olduğu ilk vaka bu olsa gerek. Ben de bir ara iş görüşmesi için gittiğim bir hastanede, iş görüşmesi yapmam gereken başhekim, bir gece önce hastanenin altyapısına gerçekleşen siber saldırının hasarını gidermekle uğraştı gün boyu (basına yansımayan ufak saldırılar). Saldırı sonucu ele geçirilen hastane kayıtlarının geri verilmesi için belli bir ücret talep edildiği iddia edilmişti. 

Duymuşsunuzdur, geçen hafta içinde ABD’nin doğu yakasının benzin ihtiyacını karşılayan benzin borularının işletmecisi Colonial Pipeline’a siber saldırı gerçekleştirildi. Saldırı sonucunda benzin borularındaki benzin akışı durma noktasına geldi; çünkü tüm bilgilere, yani hangi bölgeye hangi hızda, ne miktarda akış sağlanacağına dair olan tüm bilgisayar ortamındaki verilere siber saldırıyı gerçekleştirenler el koymuştu. Gün be gün azalan benzin tedariki,  önce benzin istasyonlarının önünde uzun kuyrukların oluşmasına, artık bugün itibariyle de çoğu istasyonda benzin kalmaması nedeniyle hayatın durma noktasına gelmesine yol açtı.  Geniş bir coğrafyaya yayılmış Amerikan yaşamının benzin bağımlı bir ekonomi olduğunu eklememiz gerekir bu noktada. Acil olmayan doktor randevuları iptal edildi öncelikli olarak. Pandemi sayesinde uzaktan çalışma sistemine iyice alışan şirketler, geri çağırmaya başladıkları çalışanlarına sorun çözülene kadar evden çalışmaya devam etmelerini salık verdi. Ve, bugün okullar da kapandı. Son birkaç aydır tüm kademelerde yüz yüze yapılmaya başlanan eğitim, tabi yine alt yapısı hazır olduğu için uzaktan eğitime dönüverdi birden. ABD’deki uzaktan eğitim ile ilgili de bir iki noktaya temas edeyim izninizle: Pandemi başladıktan sonra, olayın boyutu anlaşılır anlaşılmaz, ailelerin gelir seviyesine bakılmaksızın, talep eden her öğrenciye bilgisayar (chromebook) temin edildi burada. Kreşler kısa bir kesintinin – belki en fazla 3 ay- ardından yıl boyunca açık kaldılar. Yılbaşı gelmeden de kademeli olarak anasınıfları, ilköğretimin ilk sınıfları yüz yüze eğitime ilk geçenler oldu. Ortaokul ve lise öğrencileri ise, halen isteyenler için uzaktan eğitim bir seçenek olarak kalmakla birlikte, Mart başı itibariyle azaltılmış sayılarla, yani dönüşümlü olarak okullarına, arkadaşlarına ve öğretmenlerine kavuştular. Önceliğimizin, turistlerin konaklayacağı işletmeleri değil, gelecek nesilleri yetiştirecek eğitim kurumlarının açılması olması gerektiğini ekleyip konumuza dönelim!

En son ABD başkanının da açıklama yaparak olayı takip ettiklerini ve önlerindeki ivedi konularından birisinin her kurumun siber saldırılara karşı korunaklı alt yapıların inşa edilmesi olduğunu belirtmesi de, dünyanın gittiği yönü göstermiş oldu.

Kış ortasında, hiç beklenmeyecek bir şekilde kar ve soğuk ile karşılaşan Texas’daki ısınma/ enerji sorununu birbirlerine atarak sorumluluktan kaçma veya prim kazanma/ itibar elde etme amacı olarak görmüştü, temiz enerji ve karşılarındaki petrol krallıkları. Bu petrol krizinde de elektirikli arabalara sahip olanların ne kadar da avantajlı olduğu konuşulur oldu. İşte, her krizin bir kazananı var derlerken kast edilen bu oluyor sanırım. Siber saldırıyı gerçekleştirenlerin 5 milyon dolarlık bir fidye kopardıkları iddia ediledursun, Tesla ve yatırımcılarının ne kadar prim yaptığını ölçecek bir hesaplama yöntemi şimdilik yok sanırım.

Neyse, biz yine nereden geldiği belli olmayan mesajlardaki, e-postalardaki linklere basmamaya devam edelim. Çözülmesi zor şifreler koyarak siber saldırılara karşı kendimizi koruduğumuz var sayalım. Aslında evrendeki görece ağırlığımız ölçüsünde hedef alındığımızı hesaba katarsak, şimdilik bizler siber saldırganların zamanlarını bile harcamaya gerek duymayacağı bir özgül ağırlığa sahibiz. Bizlerin özgül ağırlığının artmasına bağlı olmaksızın, ne zaman ki herkes kolay yoldan para kazanma hırsı ile yeni nesil hırsızlığa soyunur, o zaman işte biz de hedef tahtasına oturtuluruz. O öngörülmez sandığımız birbirinin tekrarı olan şifrelerin aslında ne kadar da kolay tahmin / tespit edildiğini görmüş oluruz. Veya her zaman karşılaştığımız bir haber portalının aslında bizleri avlayan bir siteye dönüştüğünü anlayıveririz…

Dünya sadece dönmüyor, hızlıca da değişiyor…

Yakalayana…

Önceki İçerikTasallut
Sonraki İçerikTraktör devrildi.. 3’ü çocuk 4 kişi hayatını kaybetti
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here