Şiddet, abartılı romantizm ve mafya yerine – Kalk gidelim…

0

Siyasetin hızlı trafiği duruldu. Yeni sistem işlemeye devam ederken çok da yorum yapanlar, eleştirenler kalmadı. Çünkü herkes kendi derdinde. İşte bu yüzden de siyaset ve partiler konusunda insanın pek de yazası gelmiyor. Artık danışıklı-dövüş mü dersiniz, ‘nasıl olsa Tayyip Erdoğan seçildi, yapacak birşey yok’ düşüncesi mi dersiniz, yoksa bunlardan tamamen farklı olarak siyaset ve partiler tamamen inandırıcılıklarını yitirdiler mi dersiniz…

CHP, imza toplama ve koltuk kavgasında.

İyi Parti, Meral Hanım’ın kaprisleri ile meşgul.

HDP zaten susturuldu.

Saadet Partisi de kendi halinde.

Muhalefetin işi başından aşkın.

MGK toplantısı, ABD’yle restleşme, Çin’den kredi bulma sevinci ve Ağustos ayındaki YAŞ toplantısı.

İktidar ya da yönetimdekiler mi desek, onlar da bu işlerle meşgul.

Ülkemizin durumunu ele almak insanın içinden gelmiyor. Biz yazarken geriliyoruz, eminim sizler de okurken geriliyorsunuzdur:

Çocuğunu balkondan atanlar, sandalye kavgası, otobüste-tramvayda sıra kavgası, marketi-dükkanları basanlar sürekli kavga-dayak-şiddet-cinayet haberleri.

Nereye gidiyor bu toplum, bu ülke demekten bile imtina eder olduk. ‘Millet seviyor şiddeti kardeşim’ diyor insanlar birbirlerine. Pekala bu kadar seviyorlarsa, buyrun devam edin diyor insan…

Gündemi takip etmek istesem de, buna çabalasam da, anlayacağınız artık haberleri bile izlemek istemez oluyorum.

ABD’yle restleşen, ona ayar vermeye çalışan; Orta Doğu’da harita çizme arzusu olan bir ülkede olan olaylara bakınca pes diyorum.

Bütün bu olumsuzluklara eklenenler de cabası. Çöken binalar, çukurlara düşen araçlar, sağlık personeline yapılan şiddet ve emniyet güçlerinin şiddetiyle ölen 82 yaşındaki bir dede…

Sanıyorum ülkemiz eskiden beri böyleydi. Ama günümüzde tek fark var, dünyaya da meydan okuyan bir ülke aynı zamanda.

Hayırlısı olsun ne diyelim. Kötülük iyice yayılmadan, insanlar iyiliğin farkına varamayacaklar belki de. Yani toplumsal dönüşüm, işte bu.

Böyle zamanlarda insanın imdadına yetişen de, SANAT. Şimdi diyeceksiniz ona da siyaset ve kamplaşma bulaştı, doğru. En son yaşanan Mazhar Alanson olayı. Daha öncesinde de başka kişiler.

Gene de sanat çok güzel birşey. Belki de bugünün kültüründen kaynaklandığı için görsel sanatlar revaçta.

TV sahibi olmadığımız için izleyeceklerimize kendimiz karar veren bir aileyiz. Neyi, ne zaman, hangi sıklıkla izleyeceğimize kendimiz karar veriyoruz.

Belki de Avrupa’da yaşadığımız için, Türkiye’de yaşayan birçok vatandaşımız gibi, Avrupa ve ABD dizilerini takip etmiyoruz. Hele filmler konusunda tercihimiz Avrupa’dan yana, özellikle de Fransız filmleri.

Nedeni de yaşanan hayatın içinden olması, doğal olması.

Yayın hayatına çoktan beridir devam eden ama benim yeni gördüğüm bir dizi var: Kalk gidelim…

Bu diziyi gördüğümden itibaren izlemeye başladım. İnternetten izlediğim için de birçok bölümü yavaş yavaş tamamladım. Sonra da aklıma birçok konular geldi.

Acaba bu dizi neden tutuldu?

Çünkü insanlarımızın isteği hep başka doğrultuda olurdu:

Entrika ve aile içi ayak oyunları (sanıyorum bu Osmanlı zamanından beri toplumumuzun merakını celbeden bir konu)

Şiddet, mafyavari diziler (Gençlerin, orta yaş vatandaşlarımızın ısrarla izlediği tarz. Sanıyorum bunda da silah merakı olan millet olmamız önemli rol oynamakta)

Şiddet, aşk, mafyavari mahalle dizileri (Kaybedilen değer olan mahalleleri özleyen insanlarımızın herşeyi bulabildiği dizi türü. Ne ararsan var tarzında)

Abartılı romantik diziler (Özellikle gençlerin ve yoğun olarak da kadınların-kızların izlediği diziler. Bu dizilerle ilgili hashtagler açılması da beni bir hayli şaşırtan bir durum. Toplum olarak o kadar mı olduk diyorum. Aslında bu tamamen ayrı bir yazı konusu:  Toplumdaki sevgi ihtiyacı ve normal kadın-erkek ilişkisi)

Bunları açıkladıktan sonra gelelim Kalk Gidelim’e.

Bir Ege bölgesi dizisi. Şivesiyle, insanlarının sıcaklığıyla ve müthiş doğasıyla tamamen bir Ege dizisi. Ama hala anlayamadığım bir konu da, neden illa bir Karadeniz konusu katılmaya çalışılıyor. Acaba yönetimde olanların Karadeniz kökenli olması mı etkili demeden de edemiyorum.

Sağlıklı ilişkilerin sergilendiği bir aile dizisi. Abartılı romantizmi barındırmayan, ayakları yere basan, aile içi anlaşmazlıklar, çekememezlikler olsa da sevgi temeli üzerine kurulu.

Zenginlikten sonra malını kaybeden bir insanın varlık mücadelesinin kutsallığı da çok önemli. Aynı zamanda kapitalist dünyadan sonra değerler dünyasını keşfetmesi ve ona bağlı kalarak israf etmeyi bırakan bir tarzın sunulması.

İlişkilerin doğallığı, samimiyetin büyülü cazibesi ve sade bir hayatın doğallıkla sunulması da dizinin tutulmasında önemli bir faktör. Sanki sanırsınız ki, bu insanlar gerçekten böyle bir hayat yaşıyorlar ve bu insanların hayatını tutup filme almışlar ve gerçek bir hayatı sergiliyorlar.

İnsanlarımız neden beğeniyor?

İçlerindeki özlemler sebebiyle mi yoksa kaybedilen değerleri arama tutkusu mu? Her ne olursa olsun, beğenilmesi ve tutulması çok güzel. ‘Normalliğe açız ve artık normallik yaşamak istiyoruz’ düşüncesini kuvvetlendiriyor.

Dizideki bir kişi var ki, ben onun hayatında Türkiye toplumunu görüyorum:

Erkan Sever’in canlandırdığı ‘Mustafa Ali’. İsmi de özel seçilmiş gibi. Hem Mustafa, hem Ali.

Sanatçılığını en iyi şekilde sergileyen Erkan Sever’i de bu vesileyle kutluyorum.

Neden mi Türkiye toplumunu görüyorum?

İstanbul’a yerleşip zengin olan, maddi güce aç ve ona ulaşan, modern hayatı yaşamayı öğrenen ve hakkını veren ama bu arada öz değerlerini unutan, bundan dolayı da beslenemeyen ve daha sonra modern hayatın içinde yok olmaya başlayan ve sonrasında da iflas eden. Ama yılmayıp ayakta kalmayı başaran. Öz değerlerine dönen ve onun kıymetini anlamaya başlayan. Anladıktan sonra da hem öz değerlerini ve hem de modern hayatı aynı anda götürmeye çalışan ve umarım da başaracak olan bir karakter.

Aynı Türkiye toplumu.

Modern hayatı isteyen. Ama bugünlerde olduğu gibi öz değerlerini unutan. Ve sonra tekrar öz değerlerinin kıymetini bilecek olan. Ve ardından da bu ikisi arasında dengelemeyi başaracak olan Türkiye toplumu.

Erkan Sever’in canlandırdığı Mustafa Ali iki hayatı da götürecek. Sanıyorum Erkan Sever’in İzmir doğumlu olup, İzmir’in kültüründe yetişmesi de canlandırdığı karaktere içtenlik kazandırması açısından çok önemli.

Türkiye hem batıyı hem doğuyu yaşayan bir ülke, bir geçiş ülkesi. İşte bu özelliğimizi tekrar kazandığımızda asıl Türkiye olacağız.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikMGK’dan ABD açıklaması.. Ülkemize karşı kullanılan tehdit dili ittifak ilişkilerine saygısızlık ve asla kabul edilemez
Sonraki İçerikYükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçları açıklandı..
Sinan Eskicioğlu
Sinan Eskicioğlu kimdir? (Deutsche Version, Unten) 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun......... Wer ist Sinan Eskicioğlu? Er wurde 1974 in Izmir geboren. Seine schulische Laufbahn begann er an der Agah Efendi Grundschule. Nach seinem Abschluss an der Izmir İmam Hatip High School bestand er die ÖSYM-Prüfungen und wurde an der Theologischen Fakultät der Dokuz Eylül Universität zugelassen. Mit seiner Abschlussarbeit im Fachbereich Theologie mit dem Titel „Allahs Wille und das Problem der Kausalität” schloss er sein Studium im Jahr 2000 mit einiger Verspätung ab. Aufgrund der Auswirkungen des 28. Februar-Prozesses, durch den Absolventen der Theologischen Fakultät keine Lehrstellen erhielten, beschäftigte er sich bis 2002 mit Handel. Im Jahr 2002 begann er ein Masterstudium im Fach Religionsphilosophie an der Theologischen Fakultät der D.E.Ü. Im selben Jahr brach er sein Masterstudium ab und ging nach Deutschland. In Deutschland war er als Ausbilder und Lehrer in verschiedenen Moscheen tätig, die der Diyanet unterstehen. Er studierte Sozialarbeit und Management an der Universität Duisburg-Essen. Von 2007 bis 2011 war er als Direktor des Bildungszentrums der IGMG (Europäische Nationale Sichtweise) in Düsseldorf und als Regionalausbilder tätig. Von 2011 bis 2013 setzte er seine Ausbildung an der Universität Osnabrück im Fachbereich Protestantische Theologie fort. Seit 2016 ist er Kolumnist bei der Zeitung Ocak Medya. Seit 2020 ist er Chefredakteur der Zeitung. Der Autor spricht Deutsch und Englisch. Bislang hat er sieben Bücher veröffentlicht. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam (Beende die Versklavung des Menschen durch den Menschen – Personalisierter Islam), Zeytin Ağacı (Roman) (Der Olivenbaum), Katar istanbul (Katar Istanbul), Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık (Von den Muslimbrüdern zur AKP – Islamismus), Tarihteki Dindar Zalimler (Religiöse Tyrannen in der Geschichte). İbn Sina, İbn Haldun