- Sahne Değil, Hesap Kapandı/ Keine Bühne, sondern… - 10 Ocak 2026
- Karanlığa rağmen umut/ Hoffnung trotz Dunkelheit - 3 Ocak 2026
- Erkeklerin kör noktası/ Der blinde Fleck der Männer - 27 Aralık 2025
Kişiliğinin temelini, ailedeki konumunu, toplumda kabul görmesini umduğu varlığını korumaya çalışan kadınlar eş ya da akrabalık ilişkisi bulunan ya da bulunmayan erkekler tarafından her yeni gün bir tık artırılan bir biçimde fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik açıdan zorbalık ve şiddete maruz kalmaya devam ediyor.
Kadınlar; eşitlik, özgürlük, hak, hukuk, adalet kavramlarını daha çok dillendirdikçe üzerimizde baskı kurmaya çalışan eril tahakküm daha da çıldırmış bir şekilde sınırlarımızı ihlâl etmeye, baskı ile bizi yola getirmeye, sindirmeye, susturmaya çalışıp en sonunda da işi göz kırpmadan canımızı almaya kadar vardırıyor.
“Gelinlikle çıktığın eve ancak kefeninle dönersin.” diyen baba evi, “Ya benimsin, ya kara toprağın!” diyen koca evi arasında sıkışıp kalan kadın, son umut olarak devletinin kendisine sahip çıkması için yollara dökülüp ses yükseltince yüce devletimizin cesur polis memurlarının lezzetli coplu menüsü ile karşı karşıya kalıyor.
Yargı desen, adaletin adı mahkeme duvarlarında yazılı bir tabeladan ibaret oldu olacak neredeyse. Hiçbir şeye güvenimiz kalmadı, her şeyin içi boşaldı…
Hatırlarsanız, geçtiğimiz günlerde Tokat’ta eşi Özlem Ağ’ı 23 yerinden bıçaklayıp tahliye edilen erkeği salıveren hâkim ve savcı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bile isyan ettirmişti. Genç kadın ‘öldürüldüğümde mi devletim bana sahip çıkacak’ diyerek korku içinde yaşamını sürdürmeye çalışırken, Cumhurbaşkanının olaya müdahil olması sonrası cani erkeğin tekrar içeri alındığının ardından hâkim ve savcının görev yerlerinin değiştirildiğinin haberi düşmüştü manşetlere.
Neydi şimdi bu? Cumhurbaşkanımız arkamızda diye sevinelim mi üzülelim mi ben bu işten birşey anlamadım. Şanslı olup akıbeti yüksek makamlarda dillendirilenler, peki ya diğerleri…
Sessiz ve kimsesiz çoğunluk.
Koskoca Türk Devletinde canımızın korunması, hakkımızın aranması, adaletin lâyıkıyla tesisi için illa Cumhurbaşkanının birilerinin kulağını çekmesi mi lüzum gelmekte? Çatısı altında buluştuğumuz güçlü Türk yargısı ve adaletinin yargıçları, savcıları, hâkimleri, avukatları ne güne duruyor? Yaşadığımız bazı şeyleri anlamakta insanın aklı çalışmıyor, havsalası almıyor gerçekten de.
Tecavüze uğradığımız, şiddete maruz kaldığımız, taciz edildiğimiz, öldürüldüğümüz halde neden adaletin terazisi bizden tarafa değil de hep erk olana doğru meylediyor bir türlü çözemiyorum. Hangi yasadaki boşluk, hangi kanundaki aksaklık karısını katleden bir vahşiye “bunun savunulacak bir tarafı yok” dedi ve sözüm ona yüksek empati becerisini! sanık taburesindeyken kullanıverdi diye “iyi hâl indirimi” uygulamayı kendine reva görüyor şaşıp kalıyorum. Aynı indirim daha dün karısının boğazını kesmeye çalışan bir vahşinin lehine de kullanıldı. Hiç mi vicdanınız sızlamaz sizin!
Tüm bunlar toplum vicdanında onulmayacak yaralara neden oluyor. Travmalarımızı ziyadesiyle kanatıyor.
Kurum, kuruluşlar ve akademisyenler, sivil toplum örgütleri, destek örgütleri, şiddet mağdurlarını ve şiddet faallerini herkesi dinlediklerini belirten TBMM Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu Başkanı Öznur Çalık, kadına yönelik şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonunda kapsamlı bir rapor hazırladıklarını açıkladı. Raporda sorunların dışında çözüm önerilerini de içerdiğini de hatırlattı.
Raporda, bu durumun, mağdurların utanma, başvuru mekanizmalarını bilmeme, erteleme, faile şans verme ve toplumsal baskılar gibi nedenlerden kaynaklandığı değerlendirildi.
Tüm şiddet biçimlerinde eğitim seviyesi arttıkça kadına şiddetin azaldığı vurgulanırken, ilkokul seviyesinde eğitim alan kadınların gördükleri şiddet biçimleri incelendiğinde, yüzde 68,6 ile en fazla maruz kalınan türün cinsel şiddet olarak saptandığı kaydedildi.
KADES uygulamasının, sağlık çalışanları ve öğretmenler başta olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan tüm kadın personele, köylü-kentli toplumu oluşturan tüm kadınlara tanıtımının yapılarak akıllı telefonlarına yüklemelerinin sağlanması talep edildi.
Toplumda kadına yönelik işlenen suçlarda cezasızlık veya az algısına yol açan uygulamaların sona erdirilmesi ve kadına yönelik olarak işlenen şiddet suçları ile etkin şekilde mücadele edilebilmesi amacıyla kamuoyunda kravat indirimi olarak bilinen iyi hal indiriminin, kadına şiddet suçları nedeniyle hükmedilen cezalarda uygulanmamasına yönelik mevzuat düzenlemeleri gerçekleştirilmeli dendi.
Türk Ceza Kanununda yapılacak yeni bir düzenleme ile ısrarlı takip fiilleri etkili ve caydırıcı nitelikte bir yaptırıma bağlanması gerektiğinin altı çizildi.
Yetkili isimler konu ile ilgili bazı çalışmalar yapsa da şiddet toplumumuzun her yanına habis bir ur gibi yayılmaya devam ediyor. Kadınlar ve çocuklar bu konuda en çok mağdur olan grupta yer alıyor.
El birliği ile kanayan yarayı dindirmenin yollarını aramalı ve bu zorlu mücadelede iktidarıyla muhalefetiyle, sanatçısı, reklamcısı, ünlüsü, öne çıkan, geride duran toplumu oluşturan her bir ferdimiz ile birbirimize destek olmalıyız. Etkin çözümler üretmeli, uygulamaya geçmeliyiz.
Şiddete eğilimliler, şiddet gösterenler gözlem altında tutulmalı, rehabilite edilmeli, hem farmakolojik olarak hem psikolojik açıdan desteklenmeli ek olarak bilinç düzeyinde eğitilmeli kadına, çocuğa, hayvana, hatta kendine bile karşı yeni bir bakış açısı kazandırılarak, uyuduğu uykudan uyandırıp hayata döndürülmelidir.
Bu kişiler uzaklaştırma kararı olmasına rağmen ve tutuksuz yargılanma süreçlerinde mağdur ettikleri kadınları taciz etmeye, eziyetlerini sürdürmeye, zarar vermeye hatta öldürmeye devam ediyorlar.
Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik yapılarak kadın- çocuk şiddeti faillerinin hastane, gözlem evi tipi gibi bir mekânda derhal alıkonmalarını ve buradan ancak psikiyatri ve psikologlardan oluşan uzmanlardan alınacak heyet raporu ile toplum içine salıverilmelerini öneriyorum. Mutlu ve sağlıklı bir toplum yaratacaksak istekli, inatçı ve inançlı olmalıyız.
Bu hayat savaşmak için çok uzun, sevmek ve sevilmek içinse çok kısa…












