Sınav Şart… Atanmışlara da Seçilmişlere de…

3

1990’ların ortasında Askeri Okula giriş sınavlarında, birçok testten – mülakattan – sınavdan geçerdiniz. Girdiğiniz askeri okulun menşei, Subay – Astsubay yetiştirilmesine bakılmaksızın her aday, bu bir sürü sınavdan geçmek / başarılı olmak zorundaydı. Ancak ondan sonra okula kaydınız yapılabilirdi. Yani; 1990’larda Askeri Okula girmiş olan bir öğrenci, herhangi bir öğrenci, “dünyanın çemberinden” atlamak zorundaydı. Sonraları FETÖ işin içine girince ortaya nasıl bir tablo çıktığını hepimiz gördük. Ancak konumuz bu değil…

Konumuz; bu kadar sınava – mülakata – teste tabii tutulup, başarılı olması beklenen 13 – 14 yaşlarındaki çocukların girdiği sınavlara acaba bugün ülke gündemini belirleyen – siyaset yapan – bürokrasi ve diplomaside söz sahibi olan – atanmış ya da seçilmişlerin hangisi girdi? Hangisi bu sınavların biriyle karşılaştı? 

Bakın kastım, bilgiye dayalı testler değil… Yoksa Ege’deki dağların denize dik, Karadeniz’de denize paralel olduğunu bilip bilmemek “liyakat” durumunda çok da mühim değildir. Psikolojik – sosyolojik – beşeri ilişkiler hatta yemek yeme alışkanlıklarına kadar olan “sınavlardan” bahsediyorum burada… Analitik düşünme, pratik çözüm teknikleri, bilimsel bakış açısı, realist kurallar, mantık ve felsefe…

Ben bugün ülkemizde “atanmış ve seçilmişlerin” birçoğunun hatta tamamına yakınının bu testlerden geçmediğine (artık) yüzde yüz eminim! Ülke gündemini biraz olsun takip eden herkes benim gibi düşünüyordur.

Çünkü “Bilimsel Bakış Açısı” konularından teste tabii olmuş biri, kalkıp da, TV’lerde, “Türkiye’nin İslam ülkelerinin lideri olmasının önü kesiliyor” demez. Diyemez. Bunu diyebilmeniz için sizin o coğrafyadan hatta o dinden hatta ve hatta o kültürden “habersiz” ve “cahil” olmanız gerekir. Bilimsel Bakış Açısı şunu der: “Kendi dilinde, kendi kavmine, kendi kültüründe gelmiş bir kitap ve din, senin diline yabancıyken, o kitabın dilini anlamak için başka bir ‘yabancı dil’ eğitiminden geçmen gerekirken, sen nasıl olur da o dilde, o kavme inen o dinin “önderi” olmakla iddia edebilirsin ki?” O kitabın indiği dili, günlük hayatında kullanan kavimler buna ne der? Bence çok sesli olarak güler. Ama sen bunu demekten geri durmuyorsun. Çünkü “Bilimsel Bakış Açısı”ndan bihabersin. Ve iddia ediyorsun. Ama iddianın altı boş kalıyor. Türkçe konuşuyorsun ve Arapça inmiş bir kitabı, Arapça konuşan halklardan “daha iyi” anladığını öne sürüp, onların yanlış yorumladığını söylüyorsun. Ve bu boş parametrenin altını da “Türkiye’nin İslam ülkelerinin lideri olmasının önü kesiliyor” diye süslüyorsun. 

Aynı kişinin “Realist Kurallar” konusunda da sınıfta kaldığını şöyle izah edebiliriz. Diyor ki: ‘‘Türkiye bölgesinde parlayan yıldız, uyanmış devdir.” Herhangi bir psikoloji ya da psikiyatri eğitimi almadım. Ama almış olsaydım ve karşıma gelen biri bana bunları demiş olsaydı, kendimce koyacağım teşhis; “Paranoid Şizofreni” olurdu. Çünkü gerçeklerle / realizmle bağlarını tamamen kopardığını düşünürdüm. 

Gerçekler nedir? Gerçekler basittir, nettir. Kolaydır. Sizi zorlamaz. Onları her yerde, her kişide görebilirsiniz. Yolda yürürken, kahvede sohbet ederken, pazardan domates alırken, hatta arabanızı kullanırken… Bu konudaki gerçek şudur: “Tüm komşularıyla kanlı – bıçaklı düşman olmuş bir ülke, alım gücünün eksilere düştüğü, işsizliğin tarihteki en yüksek oranlarına çıktığı, toprakları – ormanları parsel parsel yabancılara peşkeş çekildiği, ciddiye alınmayan, her sabah başka bir zamla güne başlanan, aracınıza koyacağınız benzinin kuruş hesabı yapılan, yağmacılığın ve peşkeşin zirvede olduğu bir ülke…” İşte bu kadar basit ve nettir içinde bulunduğumuz durum. Bunları anlamak için 20 dakika caddelerde dolaşmanız yeter. Ve bu gerçekler tokat gibi yüzünüze iner. Ama siz bu gerçeklerden ve realist kurallardan “sınıfta kaldıysanız” kalkar; ”Türkiye bölgesinde parlayan yıldız, uyanmış devdir” gibi cümleler söylersiniz ve birçok kişi de bunu “gerçek” sanıp alkışlar, arkanızda durur hatta gerekirse ve akli dengesi çok sağlam değilse arkanızdan da yürür. 

“Parlayan Yıldız”? “Uyanmış Dev”? Sahi, bizden mi bahsediyor diye durup etrafınıza bakacağınız sağlam cümlelerdir bunlar… Zira size değil de arkanızdakine el sallıyor da olabilir bu sözlerin sahibi… Çünkü siz “gerçekleri” görüyor, biliyorsunuz. Size denmediğinden eminsiniz… Ama ne yazık ki bu sözlerin sahibine, bu sözleri söylemeden önce böyle bir sınava / teste tabii tutmadığımız için ve bu sınavların sonunda “geçer not” almadığı için, mecburen biat edip, inanıyorsunuz. 

Reklam

Bu sözlerin sahibi devam ediyor: “Orman yakan namertlerin ağaç kesiliyor diye çığlık atması mide bulandırıcı bir çelişkidir.” Sosyolojide basit bir kural vardır. “Yaptığın kötülüğün vebalini yapılmış olan diğer kötülükle kapatamazsın.” Sayın yetkili ve ilgilinin söylediği şuna benziyor: “Hırsızlık yapmışsın kardeşim! Neden yapıyorsun?” denildiğinde size diyor ki; “İyi de üst kat komşum marketten çaldı, ben bakkaldan çalmışım çok mu?” Ve söylediği bu cümleden sonra size şunu diyor: “Market soyanların, bakkaldan iki dondurma ve bir ketçap çaldım diye çığlık atması mide bulandırıcı bir çelişkidir” Sosyoloji? (EKSİ) Psikoloji? Ama böyle bir şansımız hatta lüksümüz olmadığı için, her gün – her akşam hatta günün her hangi bir saatinde bu insanın söylediği bu tür cümlelere maruz kalıyoruz. 

Neden? Sebebi basit… Bu insan, siyasi hayatında yükselirken, birileri kalkıp da; “Gel bakalım kardeşim, sen bizi yönetmeye – bizi temsil etmeye hatta bizim sözcümüz olmaya ne kadar vakıfsın?” dememiş… En çok bağıranı, en güzel bağıranı, hatta en kafiyeli bağıranı alkışlamış, langır langır arkasından koşmuşuz. Ve bugün Türk Siyasetinin en önemli mihenk taşlarından biri olan MHP’nin başındaki Devlet Bahçeli’nin “Akla ve Mantığa” aykırı çıkışlarının kurbanı olmuşuz.

Sadece Sayın Devlet Bahçeli’ye değil… Her siyasiye uygulanması gereken bir metot olmalıdır bu… Resmi olarak, “Psikolojik – sosyolojik – beşeri ilişkiler – Analatik düşünme – pratik çözüm teknikleri – bilimsel bakış açısı – realist kurallar – mantık ve felsefe…” konularında sınava tabii tutulmalı belli bir noktaya gelmiş idareciler… Hatta kendi siyasi ideolojinizden bile sorular sorabilirsiniz…

Naçizane olarak Sayın Doğu Perinçek de bu tür sınavlara tabii tutulmadığı için o da bugün kendi ideolojisi ve sosyal kültürü ile çelişen açıklamalar yapmaktan geri durmuyor. Sadece Sayın Bahçeli değil yani…

Bu sınav sistemi, benim icat ettiğim ya da durup durup düşünürken aklıma gelmiş olan bir fikir değil. Japonya, Finlandiya, İsveç, Küba ve aklıma gelmeyen birçok ülke bunu uyguluyor. Ve başarı oranları, ilgili ülkelerin siyasi – politik – diplomasi ve bürokrasi hayatlarında da meyvelerini veriyor.

Peki, biz niye uygulamıyoruz? Korkumuz, o topluluğun içinde hiç kimsenin bu sınavlardan geçememesi mi? Sınavdan geçemeyen yükselmesin, söz sahibi olmasın, bizi – sizi temsil etmesin o zaman. Bu kadar basit… Muhakkak “hakkıyla” – “alnının teriyle” geçecek birileri vardır. Bırakın gençlere yol verin… 

Türk siyasetinde birçok söz sahibi “Seçilmiş” artık emekliliğe ayrılıp, huzur içinde tamamlasınlar ömürlerini… Zira şu noktadan sonra söylenen her söz – kelime ciddiyetini kaybedecektir. TC Mahkemelerinin önünde bile “şahitlik – tanıklık” yapması için doktor raporu istenen / istenecek olan kişilerin, güruhlara önderlik etmesi ne kadar mantıklıdır? Bu kişilerin siyaset yapması ne kadar doğrudur? Ne kadar sağlıklıdır? “İnsan yaşlandığını ve artık bazı konularda yetersiz kaldığını bilmeli…” 

Bu ne ayıptır, ne günahtır, ne de sakıncalı bir konudur.

Reklam

3 YORUMLAR

  1. bugünün siyaset adamları acaba ömürlerinde kaç kitap okumuşlardır.
    ben iki elin parmaklarını bile geçmeyecek sayıda olduğunu hatta bazılarının bir elin parmaklarından daha az kitap okuduğunu düşünüyorum.hepsini basit bir genel kültür testinden geçirsinler çoğu testten kalır.
    hatta bazıları için son 20 yılda kitap diye bir kelimenin anlamının olmadığını düşünüyorum.
    film seyretmezler kitap okumazlar tiyatroya gitmezler varsa yoksa dünya saltanatı üç günlük dünya da neyin saltanatı.sultan Süleymanla peygamber Süleymana kalmamış dünya size mi kalacak.eninde sonunda toprağın altına gireceksin.bu dünya da yaptıklarının hesabını bir güzel soracaklar.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here