Sistem çöküyor ve bunun temel nedeni Kürt sorununda çözümsüzlük politikası..

0

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin Mardin il binasında düzenlenen Halk Toplantısında konuştu. “İnsanların farklı renklerde, farklı kültürlerde farklı dillerde bir arada nasıl dostça yaşayabildiklerini daha çocukken bu sokakta öğrendim.” diyen Sancar, şunları söyledi:

“Bugün 3 dili konuşabiliyorsam bu memleketin sokaklarında aldığım o güzel insanlık dersi sayesindedir. Bir dili maalesef konuşamıyorum. Mardin’in en kadim dilini, Süryaniceyi konuşamıyorum. Bir gün, bir Süryani dostum bir konferansta bana sormuştu, ‘3 dili biliyorsunuz ama Süryanice bilmiyorsunuz, neden’ diye. Anadilim Arapça. Kürtçeyi sizlerden öğrendim. Türkçeyi okuldan öğrendim. Şimdi Türkiye’deki bütün halklarla iletişimimizi sağlayan Türkçe de benim gönlümde diğer dillerle kardeştir. Süryaniceyi neden öğrenemedim? Çünkü ben sokağa çıktığımda 3-5 yaşında arkadaşlarımla sokaklarda oyun oynamaya başladığımda sokakta Süryani kalmamıştı.

Ülkenin içinde bulunduğu şartları uzun uzun anlatamayacağım. Bu iktidar çözülmektedir. Bu iktidarın sırtını dayadığı, bu iktidarın kaynağını aldığı sistem çökmektedir. Ama çökerken halklara, topluma zarar vermektedir. Niye çöküyor bu sistem? Her şeyden önce bu ülkenin tarihi, Kürt sorununda inkarı, imhayı ve çözümsüzlüğü esas alan bütün iktidarların kaderinin çözülmek ve çökmek olduğunu bize pek çok örnekle göstermiştir. Yani bu iktidar çözülüyor. Bu sistem çöküyor ise bunun temel nedeni Kürt sorununda inkar, imha ve çözümsüzlük politikalarına dayandığı içindir.

Daha geçen gün AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘Kürt sorunu yoktur, ne Kürt sorunu kardeşim’ dedi. Geçmişte kullandığı başka ifadeler de var, tek örnek değil. ‘Ben Kürt sorununu tanıyorum’ diyen başbakanlar gördük. ‘Kürt sorununda Bask modeli tartışılır’ diyen başbakanlar gördük. ‘AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer’ diyen başbakanlar gördük. Ve fakat sonra tam tersi bir yola girdiler. Hepsi tam tersi bir yola girdiklerinde kaçınılmaz olarak çöktüler. O iktidarlar çöktüğü gibi o iktidarın taşıyıcı partileri de yok oldular. Şimdi onlardan geriye 3-5 tane isim bile hatırlanmaz. Hatırlananlar da hayırla yad edilmezler. O nedenle eğer bir iktidar bu ülkede Kürt sorununu şiddetle, güvenlik politikaları ile inkarla çözmeye niyetlenirse en önce kendisini çözmeye başlar. Politikaları yeni değil bu iktidarın da 40 yıldır bildiğimiz yöntemleri her seferinde güya yenileyerek devreye sokuyorlar. Dönem dönem bu yöntemler şartlara göre ihtiyaçlarına göre farklılaştırılır.

Şimdi de bu çöküşü ve çözülmeyi örtmek veya gözlerden saklamak için yeni manevralara başvuruyorlar. İktidar ‘reform’ diyor, el altından Kürt sorununda da bazı adımlar atacağına dair rivayetler yayıyor. Özellikle buralarda, Kürt şehirlerinde bir beklenti yaratmaya çalışıyor. AKP’nin bu taktiği de yeni değil. Sıkıştıkça en başta Kürtlere yönelmekte, Kürtlerden bir destek alma hayaline kapılmakta. Çünkü biliyor ki Kürtlerin desteğini almayan herhangi bir partinin ülke yönetiminde yer alması mümkün değil. Kürtler olmadan hiç kimse bu ülkeyi yönetemez. Kürtleri dikkate almayan, Kürtleri hesaba katmayan hiçbir yönetim kalamaz.

Reform dedikleri şeyi uzun uzun anlatmaya gerek yok. Adalet bakanı ‘Adalet yerini bulsun isterse kıyamet kopsun’ demişti. Arkadaşlarımız bir liste çıkardılar o günden bugüne çeşitli şehirlerde yapılan operasyonlarda, başta partili arkadaşlarımız olmak üzere çeşitli sivil toplum kuruluşlarından, aydınlardan insanlar gözaltına alındı. Günlerce içeride tutuldular. Bir kısmı tutuklandı, bir kısmı tahliye edildi. Kaç kişi biliyor musunuz? 946. Bir haftada yaklaşık 1000 kişi haksızca, zalimce sabahın köründe evlerine baskın yapılarak gözaltına alındı. Bazı yerlerde kapıları kırdılar, bazı yerlerde küçücük bebekleri uykudan uyandırıp korkutmayı bile kendilerine hak saydılar. Kürde reform, zulmü başka yöntemlerle artırarak devam ediyor. Bir baskıcı adaletsiz iktidar, reform dediği anda korkacaksınız. Kastım korkmanın çıplak anlamı değil. Bunlar reform diyorsa baskıyı daha da artıracaklar.

Bunca yıllık mücadeleden sonra, bu kadar bedel ödedikten sonra, bu kadar tecrübe biriktirdikten sonra şimdi yapmamız gereken şey bu ülkeyi yönetecek kadar güçlü bir HDP yaratmaktır. HDP’yi bu ülkenin yönetimine taşıyacak büyüklüğe eriştirmektir. Bize düşen budur. Biz bunu elbette en başta Kürt sorununda demokratik çözüm ve barış ama bütün halklara özgürlük, bütün ülkeye demokrasi için istiyoruz. Bunu başaracağımızdan da kimsenin şüphesi olmasın.

Bu baskıların, bu zulmün aslında tükeniş ve çırpınışları olduğunu da iyi bilelim. İktidar tükendikçe saldırıyor, saldırdıkça daha da tükeniyor. Şimdi biz bu tükenişi, Türkiye’nin demokrasiden, özgürlükten, barıştan yana bütün güçleri ile birlikte yeni bir yolun imkanı olarak görmek zorundayız. Bu yeni yolu da ülkenin önümüzdeki 10 yıllarda daha güçlü bir demokrasi, mutlaka yerel demokrasi, mutlaka eşit kardeşlik, mutlaka özgürlük yolunda ilerleyecek şekilde kurmalıyız.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here