Siyaset Üretmek Zorunda Olan Siyasetçi Siyasetsiz Seçmene Ne Diyecek?

0

Gestalt psikologlara göre bütün kendini oluşturan parçalardan daha çok bir şeydir. Bu bağlamda toplumda bir bütünlük görülse de; toplum kendini oluşturan bireylerin toplamından ayrı bir varlıktır, insan ise çeşitli yoğunluk durumlarında oluşan sonuçların bileşiminden çok daha fazlasıdır.

Toplumsal bir varlık olarak insan, geçmişinden gelen tüm kazanımların ürünü olarak görülmesi gereken bir ‘varlık’ olduğundan; oy vermeden önceki ve sonraki ruh halini tamamen siyasal gerekçelere dayandırmak mümkün olmamakla birlikte; sonuçlar siyasaldır.

Siyasi parti, belli bir düşünceyi amaç edinmiş kişilerin bulunduğu, belli bir siyasi görüşü temsil eden siyasi topluluktur. Siyasi partiler hükümet idaresini, yani genel bir deyimle siyasî iktidarı ellerine almak ve devletin iç ve dış işlerini kendi ilkeleri ve düşüncelerine göre yönetmek amacıyla kurulmuş olan derneklerdir. 

Siyasi partiler, bir devletin yönetimi için gerekli genel prensiplerde, o ülkenin çeşitli siyasî, ekonomik ve sosyal bünyesinin düzeltilmesinde, hemen hemen aynı düşüncelere ve inanışlara sahip olan kimselerin katılmasıyla kurulur. Siyasi partiler, geniş halk toplulukları tarafından benimsendiği sürece de yaşama imkânı bulurlar.

Siyasi partilerin seçmen oylarını kazanabilmek için yürüttükleri çeşitli faaliyetler vardır. Siyasal partilerin ve siyasetçinin de tıpkı bir ürün gibi pazarlanma ihtiyacına girdiği günümüzde en önemli amaçlardan birisi, tüketicinin, seçmenin ilgisini çekebilmektir. Bu amaçtan dolayı siyaset, günümüzde en önemli popüler kültür ürünü haline gelmiştir.

Siyasal atmosfer insanları bir yandan duygularla donatarak, bir yandan da kuşatarak politik bir varlık yapar. Siyasal sosyalleşme bir anlamda insanların siyasal duygu kodlarını edinme sürecidir. 

Bu süreçte, oy kullanmanın seçmeni duygusal açıdan rahatlatıcı, stresten arındırıcı bir tarafı vardır. Ancak bu bir yanılsamadır. Kişi arındığını zannederken, yeni duygular kuşanır ve böylece politize olur. Başka bir ifadeyle politik duygularından arınmış bir seçmenin, hiçbir heyecanı kalmayacağından, kişiyi siyaseten aktif edecek bir neden de olmayacaktır. Bu bağlamda siyaset pazarlaması bir fikir pazarlaması olarak ifade edilebilir. Pazarlayacağınız fikrin alıcısı politize olmuş seçmendir. Bunlar, “Psikolojik Seçmen” ve “İdeolojik Seçmen”dir. 

“İdeolojik Seçmen” ve “Psikolojik Seçmen” oranı sizi belirli bir oy yüzdesine çıkaramıyorsa mecburen “Ekonomik Seçmen” ve “Sosyolojik Seçmen” kitlelerine anlamlı gelecek argümanlar oluşturmak zorunda kalacaksınız. Bu tür seçmen kitlesine “Siyasetsiz Seçmen” ismi verilmekte ve bunlar kazan-kazan prensibiyle hareket etmektedirler.

Reklam

Adalet Partisi’ne, ANAP’a, DYP’ye ve AK Parti’ye oy veren seçmenin yarıdan fazlası, belki de daha fazlası, ekonomik gerekçelerle oy veriyor. Türkiye’de kabaca yüzde 20-25’lik bir seçmen kitlesinin sadece “iş”e, “hizmet”e, “yatırım”a, “proje”lere bakarak oy verdiği, günümüzde aşağı yukarı bütün kamuoyu araştırmalarının üzerinde fikir birliği ettiği bir tespittir. Bu seçmen kitlesine kabaca “Siyasetsiz Seçmen” ismi verilmektedir.

Demokrasi, iletişim becerilerini her şeyin üstünde ödüllendiren bir siyasi sistemdir. İnsanlığın ilk dönemlerinde “kişisel fiziki güce” sahip olanlar iktidarı ele geçirmekteydirler. Daha sonraları “kurumsal fiziki güç”, silahlı güç sahipleri iktidarın da sahipleri oldular. Demokrasilerde ise seçmeni kendisine oy vermeye ikna edenler iktidara gelmektedir. Siyasi iletişimi seçmeni ikna sanatı olarak tanımlamak mümkündür.

Yeni kuşak seçmen, yani Y kuşağının ikinci dönemi ve Z kuşağı seçmenler, seçim bildirgelerine değil, liderlerin ve adayların imajlarına, yani onların algılanan kimliklerine oy verirler. Partiler elbette seçmen gözünde güçlü göründükleri konuları kampanya gündemine taşımaya ve rakiplerinden farklı duruşlarını ortaya koymaya çalışırlar. Bu yüzden seçmen bu konularda lehine karar vereceğine inandığı lidere oyunu verme eğilimindedir.

Ak Parti 2002’den itibaren 2019 yılına kadar siyasal iletişim ve pazarlama tekniklerinin önemli bir kısmını %20’lık bu “Ekonomik Seçmen” ve “Sosyolojik Seçmen” kitlesini ikna etmeyi başardı. Alper Görmüş öyle ifade ediyor bir yazısında. Ne var ki bugünlerde, istisnalar hariç AK Parti’li siyasetçiler ve AK Parti’ye yakın yazarlar “siyasetsiz seçmen”lerin bu özelliğini unutmuş ya da önemsemez görünüyorlar. İktidar siyasetçileri ve iktidarı destekleyen yazarlar,  bu atmosferin “Siyasetsiz Seçmen”leri de kendileri gibi siyasetle tıka basa dolu bir hale getirdiğini ve ekonomiyi onların gözünde de ikincil bir duruma düşürdüğünü zannediyorlar. Bu siyasetçilere ve yazarlara göre, ülkenin beka sorunu içinde bulunduğu bu dönemde “siyasetsiz seçmen”ler de hükümetin ekonomiden çok siyaseti yönetme biçimine, orada sergilediği “yerli ve milli” duruşa bakarak oy vereceklerdir.

Partizanlık kampanya sırasında artmakta, seçmenler kitle iletişim araçlarının etkilerine kampanya süresince daha çok maruz kalmaktadır. Siyasetsiz Seçmen; muhalefet partilerinden, sadece iktidar aleyhtarlığı yapmak yerine kendilerini anlatmalarını, iktidar partisinden farklılıklarını ortaya koymalarını ve iktidara geldiklerinde hangi sorunu nasıl çözeceklerini kamuoyuna duyurabilmelerini istemektedir. Ayrıca Z kuşağı seçmeni siyasetçilerden miting meydanlarında kitlelerle temas kurmanın yanında seçmenle birebir temas kurma yoluna gitmelerini de istemektedirler. 

İsmine ne dersek diyelim; siyasetsiz seçmen, ekonomik ve sosyolojik seçmen ya da Z kuşağı ve Alfa kuşağı seçmeni seçim çalışmalarında siyasetçilerden daha çok ev ve site ziyaretleri, yüz yüze temaslar, mass medya yani Facebook, Twitter, İnstagram, Youtube vb yapılarını kullanmalarını da istiyorlar; ayrıca kanaat önderlerini markaja alma gibi etkinliklerinden de haberdar olmak istiyorlar.

Türkiye’de 2013’den sonra sanal medya sayesinde anlamsız biçimde kutuplaşan seçmen ve mutsuz seçmen imajı oluşturulmaya başlanıldı. Buna negatif seçmen ismi verilmekte. Negatif psikoloji içinde olması seçmenlerin mutsuzluk ve yabancılaşmanın kıskacında olduğunun işaretidir. Bu durum toplumun genel kazanımlarının önüne siyasetçilerin şahsi ve reel menfaatlerini koyması, siyasete ve siyasetçilere olan güvenin sarsılması, uzlaşma ve müzakere çalışmalarının çoğunlukla çözümsüz kalması gibi birçok nedenden kaynaklanmış olabilir. Seçmenin içinde bulunduğu kötü ve olumsuz ruh hali siyaseti çıkmazlara sürüklediği gibi, siyasetin açmazları ve çıkmazları da seçmeni böylesine negatif bir psikolojiye salmış olabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus; negatif de olsa, insanların duygusal açıdan donatılmış olmasının; seçmeni daha fazla politize ettiği gerçeğidir.

Sonuç olarak; siyasetin yakıtı, duygusal açıdan donatılmış ve böylece aktif edilmiş seçmen kitlesidir. Heyecanını yitirmiş, duygusal açıdan siyasete karşı boş ve mesafeli olan bir seçmen kitlesi ile siyasetin iddiasını sürdürmesi zordur.

Reklam

Sefa ile…

Doç. Dr. Yener ÖZEN

EBYU Öğretim Üyesi

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here