Siyasi angajmanlar savaş tamtamları çalıyor

0

Bir liderin kendisini söylediklerini yapmak zorunda bırakması tam olarak siyasetten içine girdiği angajmanların bir sonucudur.

Buna öyle bir liderin kendi kendisini angaje etmesi demeyin, çünkü lider kendisini angaje edince ülke insanı da öyle bir beklentiye girmekte ve öylece farkında olmadan onlarda aynı angajmasyona iştirak ederek olası sonucu beklemektedir.  

Ve doğrusu bu angajmasyon lideri söylediğini yapmak zorunda bırakmıştır.

Bugüne kadar pek çok lider kendisini yalnızca bir şeye angaje ettiği için yapmıştır; daha doğrusu kendisini söylediği şeyi yapmak zorunda bırakmıştır.

Tabii iş çığırından çıktığında yapılana gerekçe toplanmış, angajmasyonun yarattığı felaket unutturulmaya çalışılmıştır.

Çünkü bunu tersi bir aptallığı savunmak olurdu ki, herhalde tarihte aptal olduğunu söyleyen bir lider çıkmamıştır.

Bu angajmanın en belirgin özelliği “Siz şunu yaparsanız bizde bunu yaparız” demektir ki, kendinizi söylediğiniz şeyi yapmak zorunda bırakmanızda tam olarak budur.

Birleşin Devletler bugüne kadar pek çok ülkeye yalnızca bu angajmanlar çerçevesinde savaş açmıştır ve bugün Ukrayna ile Rusya arasında süregelen sorunlarda da yaşanılan şey biraz bu şekildedir. 

Bu angajmanların elbette siyasi veya stratejik temelleri var, ancak kendinizi angaje ettiğiniz şeyi yapmadığınızda inandırıcılığınızı kaybediyor, başka ülkelerinde kendilerine durumdan vazife çıkarmalarına fırsat vermiş oluyorsunuz.

Örneğin Birleşik Devletler Rusya’nın olası Ukrayna’ya müdahalesi durumunda taraf olduğunu ve kabul etmeyeceğini beyan ediyor.

Peki Rusya Ukrayna’ya girerse Birleşik Devletler Rusya’ya müdahale edecek mi?

Aslında tüm o angajmanlara rağmen bu güçlü bir olasılık olarak görünmüyor, çünkü Birleşik Devletlerin bizzat savaşa müdahil olmasının getireceği sonuçlar kestirilemiyor.

Konvansiyonel bir savaşa ise ne Rus tarafı ne de Birleşik Devletler için düşünülen bir şeydir, zira sonucu en kestirilmez olan odur. 

Ama diğer yandan Rusya’nın Ukrayna’yı sessiz ve bedelsiz bir şekilde NATO’ya sunması olası görünmüyor; kaldı ki masada pazarlanan Ukrayna’nın kaderi gibi görünse de esasında pazarlanan Rusya’nın önünün kesilmesi, tekrar süper güç olmaya dönük çabalarının önüne geçilmesidir.

Diğer yandan, Rusya’da olayı bu şekilde okuyor ve Batı Dünyasının Ukrayna üzerinden ülkesini kuşatmasını bir savaş sebebi sayıyor.

Soru şudur: Rusya Ukrayna’ya müdahale ederse NATO ne yapacak veya Batı Dünyası yalnızca ekonomik yaptırımlarla mı yetinecek?

Eğer Batı Dünyası onca angajmandan sonra yalnızca ekonomik yaptırımlarla yetinirse bu Batı Dünyası için büyük bir prestij kaybı olur.

Kaldı ki Rusya’nın ekonomik yaptırımlarla hizaya gelmesi oldukça zayıf bir olasılıktır, çünkü petrol ve doğal gaz zengini bir ülke olarak bundan ciddi anlamda etkilenmesi söz konusu bile değildir. 

Diğer yandan, Batı Dünyası Ukrayna’yı olası Rus müdahalesine karşın yalnız bırakamaz, çünkü bırakırsa bu Çin gibi uzun süredir Tayvan’a müdahale etmeyi düşünen ülkeleri de cesaretlendirip harekete geçirebilir.

Kaldı ki Rusya kadar değilse bile Çin’in de ekonomik yaptırımlara karşı Rusya’dan aşağı kalır yanı yoktur. 

Diğer yandan, eğer büyükler dokunulmazsa bu küçükler içinde bir mazeret malzemesi olabilir ki, bu da Türkiye’nin Suriye Kürtlerine müdahale etmesi için beklediği fırsattır ve sanırım bu liste böylece birbirleriyle husumetleri olan tüm ülkeler kapsayabilir. 

Geriye tek seçenek kalıyor, onca angajmandan sonra çözümü diplomatik yollardan aramak ve sorunu zamana yaymanın bir yolunu bulmak. 

Bunun karşılığı da NATO’nun Ukrayna’da üs kurma projesini şimdilik askıya alması ve Ukrayna’nın olası işgalinin önüne geçerken Rusların kendilerini güvende hissetmelerini sağlamasıdır.

Ancak bu çözüm Rusları amaçlarından vaz geçirir mi, bu henüz tam olarak bilinmemektedir, çünkü Putin iktidara geldiğinden beri belirli bir plana göre hareket etmektedir. 

Putin’in hayali ise kendisinin de yer yer ifade ettiği gibi eski Sovyetler Birliği döneminden kalma iki kutuplu bir dünya projesidir. 

Putin’in Sovyetler Birliği’nin çöküşünü “20’inci yüzyılın en büyük jeostratejik felaketi” olarak değerlendirdiğini sanırım bilmeyen yoktur.

Gerçi uluslararası ilişkilerde Birleşik Devletlerin lehine bir dengesizlik olduğu doğrudur ve belli ki Putin tekrar o eski stratejik dengeyi inşa etmenin doğru olduğunu düşünmektedir. 

Putin’in bunu nasıl yapacağı ise şimdilik cevapsız bir sorudur, halihazırda fırsatlardan yararlanma yoluna gitmekte, Suriye ve Mısır’da olduğu gibi olası Batı Dünyasının bıraktığı boşlukları doldurarak amacını sessiz ve derin bir şekilde işlemektedir.

Gerçekte Birleşik Devletlerin istemediği şey de tam olarak budur ve kaldı ki NATO’nun Ukrayna’da üs kurması amacının altında da tam olarak bu Rusya’nın büyük güç olma özleminin önlenmesi vardır. 

Birleşik Devletler bu konuda başarılı olur mu, bilinmez. Ukraynalılar Rus baskısına ne kadar dayanır, şimdilik oda bilinmiyor, ama bilinen bir gerçek varsa oda Ukrayna’nın direkt destek almazsa Rus baskısına dayanamayacağıdır.

Kaldı ki Ukrayna’nın geçmiş Doğu Ukrayna, yani Donbass ve Kırım tecrübesi oldukça yenidir. Gürcistan tecrübesi de Ukraynalıların hafızalarındadır, ama Ukrayna yine de NATO’nun bir üyesi olma talebini geri çekmemektedir; çünkü Rusya’ya güvenmiyor.

Peki Ukrayna Batı Dünyasına güvenebilir mi?

Bilindiği gibi Gürcistan lideri Mihail Saakaşvili Batıya güvendi ve iş savaşa geldiğinde yalnız bırakıldı. Bunu bedeli olarak da Gürcistan Abhazya ve Güney Osetya’yı Ruslara kaptırdı. 

Tabii Ukrayna’nın NATO’nun şemsiyesi altına girme çabası anlaşılırdır, çünkü ucunda kendi güvenlikleri vardır.

Ama Batı Dünyası bu güvenceyi Ukrayna’ya ne kadar verebilir bu, tüm bu soruların en can alıcı noktasıdır, çünkü Batı Dünyası Gürcistan’da yaptığının aynısını Ukrayna’da da yaparsa bu yalnızca Gürcüler gibi Ukraynalıların da hüsranı olmayacaktır, diğer olası Rusya’dan uzaklaşmaya hevesi olan eski topluluk ülkelerinin de hüsranı olacaktır.   

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here