Siyasi cinayetler tartışmasını ciddiye alıyor vahim görüyoruz..

0

HDP Sözcüsü Ebru Günay, haftalık olağan basın toplantısında gündemi değerlendirdi. “15 Ekim partimizin 9’uncu kuruluş yıl dönümü.” diyen Günay, şunları ifade etti:

“Büyük bir kıvançla, haklı bir gururla partimizin kuruluş yıl dönümünü karşılıyoruz. Bundan tam 9 yıl önce bu toprakların önemli mücadele geleneklerinin bir araya gelmesiyle, halklarımıza nefes aldırmaya, Kürt sorununu demokratik zeminde çözmeye, demokratik siyaseti inşa etmeye, toplumsal barış umutlarını yeşertmeye ve kadın mücadelemize yeni bir ivme kazandırmaya kararlı bir parti olarak yola çıktık.

HDP var oldukça faşizmi kalıcılaştıramayacaklarını biliyorlar, HDP var oldukça umudu bitiremeyeceklerinin farkındalar. Türkiye’de hala barıştan, özgür ve umutlu bir gelecekten söz edebiliyorsak bu HDP’nin ve HDP siyasetinin toplumsallaşmasından kaynaklıdır. HDP’nin varlığı bu yüzden topluma nefes aldıran en önemli güvencedir. Bu yüzden umudun partisi, özgür bir geleceğin adresi biziz.

Açıkladığımız tutum belgesi ile ilgili doğrudan tartışmalar yürütmek ve ilk ağızdan aktarımını yapmak için geçen hafta muhalefet partileriyle görüşmelerimiz oldu. Oldukça verimli geçen bu görüşmelerimizde temel hedefimiz karşılıklı düşünce alışverişinde bulunmaktı. Heyetimiz muhalefet partileriyle faydalı görüşmeler gerçekleştirmiştir.

Ayrıca biliyorsunuz biz HDP olarak açıkladığımız çözüm deklarasyonunda açık bir şekilde tüm ülkede üçüncü seçeneği örgütleyeceğimizi Türkiye kamuoyuyla paylaştık. Şimdi diyoruz ki artık pratik adım atma zamanı. Bu kapsamda önümüzdeki hafta da mücadele birliği içinde bulunduğumuz, birlikte yol yürüyeceğimize inandığımız ve bugüne kadar doğal ittifaklarımız olarak gördüğümüz siyasi parti ve toplumsal mücadele güçlerini ziyaret edeceğiz ve ortak mücadele hattını nasıl pratikleştireceğimizi değerlendireceğiz.

Biz bu umut ve coşkuyla yolumuza devam ederken, mücadeleyi büyütürken, iktidar da boş durmuyor. Siyaseten tükenmiş ömrünü savaşla, talanla, rantla uzatmaya çalışıyor. Yalan, çarpıtma ve şatafattan ibaret politik halüsinasyonlar ile ayakta kalmanın çabasını verirken son bir umutla tekrar savaş çığırtkanlığına başladı. İktidar da krizleri derinleşince, can çekişmeye başlayınca hemen savaş tehdidine sarılıyor.

Ekonomik kriz var, öğrenciler sokaklarda yatıyor, kâğıt atıklardan geçimini sağlayanlara bile savaş açılmış, kadın cinayetleri durmak bilmiyor, her gün üst düzey bir IŞİD’linin ülkede yakalandığı, dünya suç indeksinde Avrupa’da birinciliğe, dünyada ise 193 ülke arasında 12. sıraya yükselmiş, paramiliter yapıların cirit attığı bir ülkeye dönüştük, iktidar ise yeniden savaş siyasetine sarılıyor.

Bu iktidar tam bir savaş hükümetidir. Tek dertleri herkesi bu savaşa alet etmektir. Bu iktidar Türkiye’ye kaybettiriyor. Her kaybın bedelini demokratik kamuoyuna ödeterek, yanlışlarına ortak etme derdindedir. Bu iktidar, uluslararası siyasette attığı her adımın, kurduğu her cümlenin yanlışlığına sarılarak, pazarlık gücünün tesisini savaş ile elde etmeye çalışan tekçi bir rejimdir.

Halk Aş iş istiyor, iktidar savaş diyor. Gençler gelecek istiyor, iktidar savaş diyor. Öğrenciler eğitim istiyor, iktidar savaş diyor. Toplum hak-hukuk-adalet talebinde bulunuyor iktidar yine savaş diyor. Ellerinde kalan tek şey, zorbalık ve şiddet. Umdukları tek şey ülkeyi ateşe atma pahasına iktidarlarını sürdürmek. Bu zihniyete izin ve geçit vermeyeceğimizi tekrar ifade ediyoruz.

Halkımız bu manipülasyonlara, gündem çarpıtmalarına asla kanmamalıdır. Gerçek ve yakıcı olan gündemlerin üzerinin örtülmesine izin vermemelidir. Savaş asla bir çözüm değildir, tüm kaynakları savaşa harcamak bir devlet politikası olamaz, olmamalıdır. İktidar yeni bir macera ile, iç kamuoyundan gelecek tepkileri bastırmak ve halkı zapturapt altına almak için güvenlikçi politikaları dayatıyor.

Bu adımlar, bu savaş tamtamları en çok siyaseti boğmak, muhalefete kumpas kurmak içindir. Eleştirdiğimiz, hak aradığımız, emek mücadelesi verdiğimiz tüm hakikatlerin üzerini örtme amaçlı adımlardır. Savaş deyip daha sonra vatan ve beka adı altında sembolik ve söylem şiddeti uygulayarak siyaseti aynı hizaya çekmek bu ülkeye sürekli kaybettirdi, yıllarca geriye götürdü. Cesaret ile bu sorunların ve yanlışların üzerine gitmek siyasetin gerçek görevidir. Bu bağlamda sağduyu ve eleştiriye duyarlı bir refleks beklentimiz bakidir. Çözüm tam da iktidarın bu savaş aklına ve arzusuna karşı direnmektir, barış siyasetini örmektir.

İktidara da hatırlatmak istiyorum, siz gidicisiniz, sizi hiçbir savaş, hiçbir macera kurtaramaz. İşlediğiniz suçları daha fazla ağırlaştırmayın, bu ülkeyi daha fazla ateşe atmayın, evlatlarımızın yaşamını yitirmesine daha fazla sebep olmayın.

Son günlerde siyasi cinayetler meselesi yeniden tartışılıyor. Biz bu tür söylentileri ve uyarıları ciddiye alıyor ve vahim görüyoruz. 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri arasında bu ülkede ne tür çılgınlıklara kalkışıldığını ne büyük suçlar işlendiğini gördük. Bunun önüne geçmenin yolu da savaş siyasetine karşı çıkmaktan geçiyor, ortak mücadeleden geçiyor.

Erdoğan Merkez Bankası’nda son akıl dışı faiz kararına muhalefet ettiği söylenen üç kişiyi daha bir gece yarısı kararnamesiyle görevden aldı. Dolar 9.15’in üzerine çıktı. Merkez Bankasını da Ziraat Bankası gibi, Vakıfbank gibi hatta Varlık Fonu gibi yönet bu halkın da çilesine son ver diyoruz. Yönetim kurullarına eşi, dostu, yandaşı ata, kendini değiştirilemez başkan olarak ilan et, gece yarısı mesaisine gerek kalmasın! Her gece acaba dış borç kaç milyar dolar daha artacak diye kimse telaşlanmasın! Hep beraber bunun sonuçlarını ve ülkeyi getireceği durumu görelim.

Bu iktidar savaşla, talanla ömrünü uzatmaya çalışırken Türkiye halklarının en önemli gündemi ekonomik kriz ve onun yarattığı geçim sıkıntısıdır. Elektrik, doğalgaz, gıda ürünleri, giyecek, içecek, yakıt gibi “ihtiyaca hâsıl her şey” ateş pahası durumdadır. Türk lirası pul oldu. Hani diyordu ya ‘bu kardeşinize yetkiyi verin kurla nasıl mücadele edileceğini göstereyim’ diye. Aldı yetkiyi ve işte sonuç ortada. AKP iktidarı tarımın, hayvancılığın cenazesini kaldırdı. Her şey ithal ve dövizle satın alınıyor, çiftçi elinde pul olmuş TL olduğu için üretim yapamıyor, borcunu ödeyemiyor. AKP iktidarı her kışı ‘kara kış’, ‘bitmeyen mevsim’ haline getirdi.

Çünkü doğalgaz ithal, elektrik ithal, elektrik üretmek için dahi doğalgazın kullanıldığı sanayi tesisleri varken, zamlar bir heyula gibi her alana yayılıyor. Sadece 2021 yılında elektrik ve doğalgaza yüzde 100’ün üzerinde bir zam gerçekleştirildi. Buna karşın emekliye yüzde 5, memura yüzde 5 zam verilecek.

Asgari ücretle çalışan milyonlarca emekçinin geliri açlık sınırının altında, gıda fiyatlarına yapılan zamlar yüzde 80’in üzerinde, kira fiyatları tırmanışta, enflasyon yüzde 45’in üzerinde. Ekonomistim ben diyen Erdoğan, gerçek dünya ile bağını koparmış, Türkiye’den bihaber, sorulan her soruya ‘kem küm’ ile cevap verme gayretindedir. Büyüyoruz, uçuyoruz diyen iktidar cenahına yalanlarla sarmaladıkları ve artık gerçek sandıkları dalavere rüyasından uyanmalarını salık veriyoruz. Büyüyen ekonomi değil, sanayi değil, tarım değil, üretim değil, gelir değil. Büyüyen işsizlik, yoksulluk, borçlar, enflasyon, zamlar ve büyüyen iş bilmezliğinizden kaynaklı döviz kurlarıdır. Üretiminin para birimi, ödenen faizlerin para birimi, yandaş şirketlere verilen garanti ödemelerinin para birimi ve en önemlisi Erdoğan’ın ve yakın çevresinin banka hesaplarının para birimi dolar olduğu için doların artışını dert etmiyorlar.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here