Siyasi partilerin dini gruplarla yaptığı rant ortaklığı

1

Siyaset ve din arasındaki ilişki sadece bugünün sorunu değil aslında. Tarih boyunca siyasete yön verenler hakim din anlayışı ne ise onunla ortaklık kurmuşlar ve toplumları yönetmeye çalışmışlar.

Eski Yunan, Eski Mısır ve Avrupa’daki bu birliktelik bize hep yabancı geldi. Öteki olarak algıladığımız toplumlarda bunun olabilir olmasını kabullendik ama kendi toplumumuzda bu birlikteliği çok irdelemedik. Bunun sebebi de dine olan bakışımızdaki duygusallıktı.

Eski Yunan’da da yönetimlerde de durum farklı değildi. Siyaset ve din arasındaki ortaklık orada da vardı. Hepinizin bildiği Sokrates bile suçlanmıştı. Suçu ise Atina’nın Tanrılarına inanmamak ve gençlerin ahlakını bozmaktı. Yöneticiler, Sokrates’in dine karşı olmasını ortaya sererek onu suçlamışlardı.

Eski Mısır’da da durum bundan farksızdı. İnançlar Firavunların otoritesine ve onların kutsallığına dayanıyordu. Çok tanrılı bir inanç hakim olsa da temelde inanç Firavunların varlığı ve otoriteleriyle sıkı bağ üzerine kuruluydu.

Avrupa’da kilisenin gücünü ve krallıklar ile kilise bütünlüğü de bundan farklı değildi. Kilise ile yöneticiler, halkı yönetme noktasında birleşmişlerdi. Kurdukları ortaklık ile yönetimden elde edilen rantı beraber paylaşıyorlardı.

Bizim toplumumuz diyebileceğimiz coğrafyaya baktığımızda da benzer durum vardır. Siyaset-Din arasındaki ortaklığı diğer coğrafyalardaki gibi görmeyişimizin sebebi o dinin içinde olmamız ve objektif olarak ele alamayışımız.

İslam geldikten sonra Mekke’de bu durum mevcut değildi çünkü Müslümanlar kendi benlikleriyle meşguldüler, iman edebilme sorunu yaşıyorlardı.

Medine Dönemi’nde Hz. Peygamber, Müslümanları vahiyle yönetmişti. Hz. Peygamber’in vefatından sonra başlayan dönemde sorunlar gün yüzüne çıkmaya başladı. Diyebilirim ki, Hz. Peygamber’in vefatından 20 yıl sonra Siyaset-Din ortaklığı başladı.

Muaviye’nin ‘mızrakların ucuna Kuran sayfaları’ taktırıp Hz. Ali ile savaşması Siyaset-Din ortaklığının en somut örneğiydi. Zaten sonrasında da Siyaset-Din ortaklığı azalmadı, dahası artarak devam etti.

Osmanlı Dönemi’ni geçerek Türkiye siyasi tarihine bakacak olursak benzer ortaklığı her dönemde görürüz. İnançlı olan insanların karşısına koyulan sol kesim ve inançlı insanların bir araya gelmesiyle oluşan dini gruplar siyasetle girdikleri ortaklıkta karşılıklı çıkar ilişkisiyle Siyaset-Din ilişkisi tarihini devam ettirerek bugünlere geldiler.

Dindarlar ve dini gruplar sol kesimle korkutularak kendi içlerinde oluşan yapıya hem mahkum edildiler hem de siyasetle ortaklık kurarak gelen nimetlerden faydalandılar. Ortada nimet, rant ve menfaatler olduğu içindir ki, dini gruplar siyasetle olan ortaklığı çok sevdiler ve dini de bu doğrultuda anlamaya ve insanlara da anlatma eğilimine girdiler. Aslında farklı fikirde olmalarını beklemek İslam tarihine bakınca pek de mümkün değil. Dilimize pelesenk olan 1400 yıl ezberinin 1350 yılı Siyaset-Din ortaklığıyla doluydu çünkü.

Siyasetçiler oy kaygısıyla dini gruplara hitap etmek zorundalar. Sadece dini gruplara değil, etnik ve farklı gruplara da mecburlar. İşin garip tarafı bunu ‘çok seslilik’ olarak sunmaları. Her kesimden insanı barındırma sözü aslında her kesime muhtaçlığı da gösterir. Çünkü önemli olan oydur ve her kesimden gelecek bir oy bile önemlidir.

Hepimizin karşı çıktığı ve telin ettiği darbe girişiminin sebebi de Siyaset-Din ortaklığı ile olmuştu, hatırlarsınız.

Sonrasındaki Bakanlıkların dini gruplar tarafından parsellenmesi de Siyaset-Din ortaklığının neticesi.

Pandemi döneminde cenazelere izin verilmezken siyasilerin dini grupların yöneticilerinin cenazelerine katılmaları kurallara aykırı olsa da bu ortaklığın mecburiyetleri arasında olduğu için normalmiş gibi gösterildi.

Unutmayalım ki, siyasiler ve yöneticiler kitlesel oy deposu görmedikleri hiçbir dini grubu önemsemezler. Kitlesel oy gelmeyecekse dini grupları ve yöneticileri tanımazlar bile.

Pazartesi günü kaybettiğimiz Ocak Medya yazarı Süleyman Karagülle’nin vefatı sebebiyle taziyede dahi bulunmayan siyasilerin böyle davranmalarının sebebi kitlesel oy getirisi olmadığı içindir.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü tenzih ediyorum çünkü kendisi Gazetemize bizzat taziye mesajını gönderdiler. Acımızda yanımızda oldular.

Siyaset’in dini gruplarla yaptığı ortaklığın sebepleri ve sonuçlarını irdelediğim dönemde gazetemiz yazarlarından olan Süleyman Karagülle’nin vefatı ve sonrasındaki yaşananlara bakarak şunu diyebilirim: Siyaset-Din ve dini gruplar ortaklığı ‘oy ve kadrolaşma’ rantından başka bir şey değil ve İslam’da ve Kuran’da yeri olmayan bir durum. Bakalım Müslümanlar daha ne kadar bu ortaklığın içinde olacaklar…

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikİçinde bulunduğumuz zor zamanlar
Sonraki İçerikDoktorlar Tokyo Olimpiyatlarının iptalini istedi..
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

1 YORUM

  1. çoğunluk insanın hırsı dini ve imanı para mal mülk iktidar olduğu ve asla bitmesi mümkün olmadığı için kıyamet kopana kadar da devam edecek.
    azınlıkta kalanlar ise ebedi mutluluğu ahirette Rablerine kavuştuklarında tadacaklar.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here