Siyasi suikast mı? Toplumsal hareketlenme mi? Birileri “Bizde olmaz, olur diyenler hain” diyor.. Peh..

0

Türkiye’de siyasi suikastlar dönemi yeniden başlayabilir mi?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun böyle bir beklentisi var. İhtimal dahilinde görüyor böyle bir gelişmeyi. Buna karşılık, iktidar cephesi, onun bu yoldaki açıklamalarını tehlikeli buluyor. Günlerden beri iki tarafın birbirini suçlayıcı açıklamalarını okuyoruz. Tartışma programlarına da taşındı konu, orada da güçlü eğilim konuyu açan CHP liderini ayıplama yönünde.

Ne kadar garip.

Yazının başındaki soruda ‘yeniden’ sözcüğü var. Konu tartışılırken o sözcük unutuluyor. Oysa hayati önemde olan konunun bu yönü. Türkiye bir değil sayısız sayıda siyasi cinayetler ve ölümlü toplumsal olaylarla defalarca sarsılmış bir ülke.

O sayısız siyasi cinayetler ve kitlesel travmalara yol açan kanlı olaylar yüzünden darbeler oldu bu ülkede, darbe olmadan da yol değişimleri yaşandı. 

İktidarları terbiye etme yöntemlerinden biridir bu tür gelişmeler ve yalnız ülkemizde değil demokrasisi yeterince oturmuş bilinen ülkelerde de örneklerine rastlanır.

En son örneği ABD’de 6 Ocak tarihinde yaşanmadı mı?

Kışkırtılmış kıtalar ABD’nin başkentinde toplandı, bir talimat üzerine parlamentoya doğru harekete geçti, bina basıldı, bu yolla seçim sonucu değiştirilmek istendi.

Olayda beş kişi hayatını kaybetti.

Bizde 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan uğursuz darbe girişimi de böyle bir olaydı. Gözü dönmüş bir üniformalı grubun siyasi hayata müdahaleye kalkışması 250 cana mal oldu.

İlki 27 Mayıs (1960) olan darbeler tarihimizde, her darbenin öncesinde sokakların hareketlendirildiğini, nokta atışlarla ülkenin değerli insanlarının ortadan kaldırıldığını, kitle hareketleriyle toplumun önüne getirilecek her türlü olağanüstülüğü kabule hazır hale getirildiğini biliyoruz.  

Herhalde siyasetle ilgilenen herkesin bildiği bu gerçekleri siyasilerimiz de biliyordur.

O halde “Siyasi suikastlar bile olabilir” denildiğinde yüzüne far tutulmuş tavşan görüntüsü neden?

Neden siyasetin bir cephesi böyle bir konuyu açma cesareti gösterdiği için siyasetin öteki cephesini kınıyor, açanların ağzına konuyu tıkamak neden?

Türkiye’nin darbeler tarihinin bütününü yaşadım, 12 Mart (1971) askeri müdahalesinden itibaren yaşananları yakından gözleme fırsatım oldu. Son 40 yıl içerisinde kalemimle ve dilim döndüğünce, uğursuz gelişmeler konusunda siyasileri uyarıcı çıkışlarım oldu.

AK Parti’nin kendisi, daha iktidar olur olmaz, varlığını ‘tehlike’ olarak görenler tarafından yerinden edilmeyi hedefleyen kumpaslara hedef edildi. Son 20 yıl içerisinde siyasi hayatı etkileme amaçlı kişisel veya kitlesel manüplasyon olayları sırasında yüzlerce insanımızı kaybettik. 

“Bundan böyle bu ülkede olağanüstülüğü zorlayıcı gelişmeler yaşanmaz” kanaatine sahip hale gelmiştik ki, birileri bu kanaati yerle bir edecek 15 Temmuz oldu-bittisi ile ülkenin vücut kimyasını değiştirmek için hareketlendi.

Gelişmeyi öngörenlerin varlığını sonradan fark edebildik.

Öngörü sahip/leri şimdilerde de benzer olaylar beklentilerini dillendiriyorlar.

Sözün kısası, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun konuya ilişkin açıklamasını bir ‘uyarı’ olarak görmek lazım.

‘Uyarı’ rahatsız etmemeli, tam tersine teyakkuz meydana getirmeli.

Geçmişte bu tür uyarılar iktidarlara yakın kişilerden, kalemlerden gelir, muhalefet konuya ilişkin uyarı yazılarını kınar, lüzumsuz sayardı.

Şimdi nasıl oldu da işler tersine döndü?

Hayret.

İktidarın hesaplarını doğru yapması şart.

Olağanüstülüklere hazırlıksız yakalanmak tehlikelidir.

ABD’de 6 Ocak’ta Kongre’ye karşı yapılan girişime ABD siyaseti hazırlıksız yakalandı.

Travma hala atlatılamadı orada.

Siyasi sonuç alma amaçlı girişimlere bütün ülkeler açıktır; tarihi o tür gerçekleşmiş veya niyet halinde kalmış sayısız girişimlerle dolu Türkiye bundan nasıl muaf olabilir?

Üzerinde düşünülmesi gereken bir durum bu garabet.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here