Sizin için uykularını feda edenlere yol veriniz

0

İnsan neden olasılıkları eler?

Çünkü hayatı olasılıkları eleme üzerine inşadır.

Bu görünürde basit ama ifade etmekte zor bir konudur, bunu her gün yaşıyor olmamıza rağmen.

Gerçekten bunu insanlara nasıl anlatacağım bilmiyorum, çünkü insanlar her gün milyonlarca olasılık elemelerine rağmen çoğunun farkında değiller.

Aksine, onlar olasılık dendiğinde iki karar arasında gidip gelirken birini seçerken diğer bir şıkı elemelerine bağlayarak bir olasılık elediklerini düşünüyorlar.

Bir olasılık eledikleri muhtemeldir, çünkü eledikleri olasılık hakkında bir fikirleri yok.

İnsan neden hakkında bir fikri olmayan şeyi eler ki?

Bildiğinden şaşamamanın ona verdiği özgüvenden dolayı.

Yani güvenlik.

İyi de neden güvenlik?

Çünkü korkuyor, diğer şıkkın başına ne getireceğini bilmiyor.

Yani aslında insan “bildiğim yol en doğru yoldur” desturuyla hareket ediyor.

Peki o seçilen yol gerçekten doğru yol mudur?

Kuşkusuz değil, yalnızca bildiğini düşündüğü şeyin ona verdiği güvene yaslanıyor, çünkü huzurunu olasılıklar denizinde kaçırmak istemiyor.

Ama diğer yandan aynı insan geldiği yere bugüne kadar elediği olasılıklar sayesinde gelmiş bulunuyor ve bazı konularda o kadar çok olasılık elemiş ki, sayısını kendisi de bilmiyor, bildiği tek şey yaptığı son seçimin müspet bir neticesi var ve o neticeyi sürdürmesinin yararına olduğunu düşünmesidir; dahası, hala elemeye devam ediyor, çünkü daha bir mükemmele ulaşması o olasılıkları elemesi şartından geçiyor.

Bu söylediğim bir öneriye katılım verirken yüzlerce olasılık içinden birini seçmekle ilgili değildir; kaldı ki bir öneriye katılım vermekte diğer bir kısım olasılığı elemeye karşılıktır.

Daha basit bir ifadeyle eğer ortada bir seçim varsa bu bir kısım seçeneğin elenmesine karşılıktır ve diğer bir ifadeyle seçenek yoksa o zaman herhangi bir olasılığın elenmesi de yoktur.

Tabii her zaman seçenek vardır, seçeneğin az veya çok görünmesi bakan gözün ne gördüğüyle ilgili bir neticedir. 

Şu yanlış anlaşılmasın, netice bir nihayet değildir, hedef alınmış şey hakkında verilmiş karardır.

Siz bir neticeyi eleştirirken muhtemelen pek çok olasılığı elemiş, içinden birini seçmişsinizdir. 

Seçtiğinizin doğru olması bir olasılıktır, ama bir şeyi elemişseniz onu elediğinizden daha akli bulduğunuz daha yüksek bir olasılıktır, en azından o sizin için öyledir.

Peki ‘öylelik’ nedir?

Aslında bu, bugünkü biz oluşumuzdur.

Dikkatinizi çekerim, bizim bugünkü biz oluşun altında sayısız eleme vardır ve bu yolda aklınıza ne geliyorsa hepsi o elemelerin bir nihayetidir.

Biraz önce yukarda da nihayetin bir son değil, süreli bir netice olduğunu ifade etmiştik.

Neden?

Çünkü o eleme hala devam ediyor, kaldı ki elemeden vaz geçmemiz gelişmeden de vaz geçmemiz anlamına geliyor.

Tabii bu vazgeçme işi imkansızdır, ama seçenekler içinde birini seçerken bu aynı zamanda diğer bir kısım seçenekten de vazgeçtiğimiz anlamına gelmektedir.  

Olayı zorlaştırmak istemiyorum ama bu vazgeçişler de sürelidir, belirli olaylara dairdir, o satıhtan çıktığınızda o seçeneklerin karşınıza farklı veçhelerle çıkmaları yine söz konusudur, mesele sizin onları görüp göremediğinizdir.

Burada anlatmaya çalıştığım şey eleme işinin yalnızca farklı fikir ve davranışlardan ibaret olmadığı, kaostan kozmosa, yani bir düzensizlikte düzene doğru tüm her şeyi kapsadığıdır. 

Nasıl mı?

Örneğin gözün görme yetisini belirli bir dalga boyu içinde geliştirmesi çabasına bakınız, ya da dışına çıkınız, göreceksiniz ki, gözleriniz aslında olanın sonsuz sayıdaki önemsiz bir dalga boyunu gördüğünü ve kendisine o olan sonsuzluk karmaşası içinde sığınabileceği bir sığınak yarattığıdır. 

Burada kafanızı karıştırdıysam alt türlerin farklı görü şekillerine bakabilirsiniz, göreceksiniz ki gördüklerinizi sizden farklı gören türler var; dahası buna ilave edeceğim şey onların da görüde kendilerini öylesi bir sığınağa kapadıklarıdır.

Bir an bu sığınağı yıktığınızı düşününüz; muhtemelen hiçbir şeyin gördüğünüz, bildiğiniz ve düşündüğünüz şey olmadığını göreceksiniz; dahası mı?

Kendinizin de gördüğünüz, bildiğiniz ve düşündüğünüz şey olmadığını, her şeyin sonsuz küçüklüğe ve sonsuz büyüklüğe işaret eder bir karmaşa içinde hareket ettiğini göreceksiniz.

Kaosu daha da anlatmaya çalışmayacağım, ama işte o kaos dediğimiz şey budur ve bu kozmosu bu kaos içinde kendimiz inşa etmişiz.

Nasıl mı?

Gerçekte o gördüğümüz gibi olmayanı belirli bir görü düzenlemesiyle bugünkü gördüğümüz hale getirmekle.

Hani dürbünü belirli bir noktaya çevirir ve sonra o noktayı netleştirmeye çalışarak sabitleme yoluna gidersiniz ya, oda buna benzer bir şey.

Olay yalnızca bununla mı sınırlıdır?

Elbette hayır, duyduğunuz, hissettiğiniz, kokusunu veya tadını aldığınız, algıladığınız ne varsa hepsi sizdeki o seçimlerin bir nihayetidir ve dahası onların hepsi sınırsız olasılığı eleme sonucu bu günkü haline varmış bulunuyor.

Kaldı ki o eleme hala devam ediyor, kendi kulvarında daha bir mükemmel olanı yakalamaya çalışıyor.

Bugün yalnızca ayakta durmanız sayısız elemenin bir sonucudur, yürüyor, duyuyor, görüyor olmanızda ona keza; yiyor, içiyor, nefes alıyor olmanızı da ona ilave edebilirsiniz ve dahası, tüm bunlara karşın bu yürüyor, duyuyor görüyor, yiyor, içiyor ve nefes alıyor olmanız şeylerin size bu düşündüğünüz karşılığı veriyor olmalarından ötürüdür.  

Peki bunlar gerçekten istediğimiz neticeleri veriyorlar mı?

Aslında hayır, bu elediğimiz olasılıklar itibariyle vardığımız bir karar noktasıdır, şimdilik buna bu şekilde inanmak istiyoruz.

Ya sonrası mı?

Onu da sonraya bırakalım.

Şimdi, ya gözlerimizi açıp bu gördüğümüz şeylerin sandığımız şeyler olmadığını görelim ya da hep yaptığımız gibi uyumaya devam ederek bizler için uykularını feda edenlere yol verelim.

Uyanın demiyorum, yalnızca sizin gibi uyumayanlara kendi uyku hizanızı vermeye çalışmayın diyorum.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here