Sonunda “anneleri” de böldük, HDP ne yapmalı?

6

Yaşadığım savaş günlerini hiç unutamıyorum. 

Köyümüz, Sırbistan sınırına 3-4 km mesafedeydi. Erkekler, ne buldularsa silahlanmışlar, köyü korumak için yakındaki tepede nöbet tutuyorlardı.

Kızlardan herhalde en meraklı ve en gözü kara bendim. Onlara su erzak taşımayı kimseye kaptırmazdım. Biraz macera, biraz vatanseverlik, biraz da Allah’ın kadınların yüreğine koyduğu “annelik duygusu” olsa gerek, beni en ileri götüren. 

Kosova’da bildiğimiz ordu yoktu. Kim ne bulduysa silahlanmaya çalışmıştı. Vatikan bu konuda en büyük desteği verenlerdendi. Arnavutluk’tan da bazı silahlar geldi. Türkiye peki dediğinizi duyar gibiyim. Pek değil diyeyim.

Tabii, bizim köy çok dayanamadı. Karşıda profesyonel askerler vardı. Büyükler hararetle “çekilmek lazım” diye tartışıyorlardı. Karar verilmişti. Sabah köyden “kaçacaktık”.

Daha gün ağarmadan, silah sesleri ve patlamalarla uyandık. Sırplar köye çok yaklaşmışlardı. Tepedeki erkekler çarpışıyorlardı Sırplarla. Silah sesleri sanki evin içindeydi.

“O günkü annemi” asla unutamıyorum. Bir kaplan gibiydi, hayır belki de bir “kartal” gibi. Sanki kanatlarıyla hepimizi koruyabilecek gibi, kollarını germişti çocuklarının üzerine.

Ne bulduysak aldık. Abim tepedeydi. Ben birden fırladığımı ve onu alıp gelmek için tepeye doğru koşmaya başladığımı hatırlıyorum. Çocuk aklımla ağabeyimi çekip getirecektim. 

Reklam

Sırplar köye, havan denilen silahlarla, roketlerle de ateş ediyorlardı. Bazılarının bana yakın patladığını hissediyordum ama heyecandan çok da farkında değildim.

Birden, annemin kollarıyla beni tuttuğunu ve hızla gerisine aldığını hissettim. Bu sırada bir Sırp havan mermisinin annemin çok yakınına düştüğünü, annemin havaya uçuşan toprak ve barut bulutu içinde kaldığını gördüm. Sırp mermisi, beni çekip aldığı yere çok yakın düşmüş ve annem etkilenmiş olmalıydı. Ancak, olayın sıcaklığı, ne olup bittiğini düşünmemize fırsat vermiyordu. Herkes toparlandı, ağabeyim de sonradan yetişti bize. Kaçıyorduk, Priştine’ye doğru kaçıyorduk. 

Bir müddet sonra annemin topalladığını gördüm, sağ ayağını güçlükle yere basıyordu. Koştum yanına, dizinden yukarısında, arka kısmında büyük bir yara açılmış, kanıyordu. Anne dedim “yaralanmışsın”, başımı okşadı ve “gülümsedi sadece”.

Annem, bir an bile tereddüt etmeden beni kurtarmış, kendini ölüm tehlikesinin içerisine atıvermişti. O anneydi çünkü.

İşte “anneler” böyle bir şey. Kadınların cesareti de bu duygudan gelir. Allah’ın kadınlara lütfu.

Bu olayı neden anlattım? HDP Diyarbakır il binası önünde yığılmış 17 annenin feryadını duymakta bir türlü “frekans tutturamayan” HDP yöneticileri nedeniyle aklıma geldi.

HDP; “bu meseleyi biz çözemeyiz, muhatap meclis ve hükümet” diyor. Ayrıca, “hükümetin manipülasyonu olduğu” iddiasını dillendiriyor. HDP’nin ayrıca dikkat çektiği bir konu daha var ki, oldukça önemli. HDP diyor ki; “sadece bizim partimize gelen annelerin kayıpları yok, asker, polis, istihbaratçı kayıpları var, kaçırılan-kayıp insanlar var” diye, annelerin acılarının bir başka boyutuna dikkat çekip, “gelin mecliste bir komisyon kurup birlikte çözelim” diye ekliyorlar. 

İktidar ise; “bütün dikkatleri HDP Diyarbakır önünde toplanmış annelere yöneltip”, diğer meseleleri görmezden gelen bir tavır sergiliyor. Cumartesi annelerinin Taksim bölgesindeki seslerini duyurmayı yasaklayan bir geçmişi de hatırladığımızda, hükümetin “alicengiz oyunu” da gözlerden kaçmıyor. Bu da hakikat.

Reklam

Ancak!

Annenin ideolojik kampı olmaz. Olmamalıdır da. Annenin birinci önceliği kendi evlatlarıdır. O bilmez Erdoğan ne istiyor, HDP ne istiyor. Belki birileri kullanmaya kalkabilir. Ama annenin baktığı yer orası değildir. Anne evladına bakar, ciğer paresine.

HDP, bu meselede doğru sınav vermiyor. Demokrasi aşığı, Türkiye’nin demokrasisinin daha ileri gitmesi gerektiğini söyleyen HDP, bu meselede “Kandil gözlüğü” ile veya “Erdoğan-HDP politik çatışması gözlüğü” ile bakıyor. Bu hem Türkiye’ye zarar verir, hem de HDP’ye.

Aslında HDP için çok güzel fırsat, madem topun Erdoğan’dan geldiğini düşünüyor, olsun çok iyi, pasın kötüsü olmaz. Hemen topu göğsünde yumuşatmalı ve annelerle iletişime geçerek, bu topu, pas olarak değerlendirmeli ve topu tam doksana takmalı.

HDP’nin bu konuda yapacağı, hatta hapishanedeki Selahattin Demirtaş’ın yapabilecekleri;HDP’nin her zeminde dile getirdiği, “Türkiye’nin demokrasisinin geliştirilmesi” hedeflerine hizmet edecektir. Bu nedenle, HDP çok iyi düşünüp, akıllı ve olumlu adımları atabilmelidir.

HDP neyle suçlanıyor? Silahların gölgesinde siyaset yapmakla, teröre destek olmakla. Öyle değil mi? Öyle. Alın size mükemmel bir pas. Golü atmanız size bağlı. Türkiye’yi rahatlatın.

Ayrıca, madem işin bir “tezgah” olduğunu düşünüyorsunuz, bundan güzel fırsat mı olur? Tezgahı çatışarak mı bozacaksınız? Buradan netice alabilir misiniz? 85 milyonun kafasındaki şüpheyi ortadan kaldırmanın, Kürt halkını ve bütün Türkiye’yi rahatlatmanın yolu, bu konuda açık-şeffaf, pozitif adımlar atabilmenizdir. Zor olmamalı.

Türkiye’de demokrasi için çok ciddi mücadele yapılıyor. Tehditlerle dolu bir ortamda, sorun sadece Kürtler değil ki. HDP “şaşı bakmaya” devam ederse, yapılan bütün bu demokrasi mücadelesinin “çöpe atılmasına” neden olabilir. Bunu unutmamalı. Türkiye demokrasisinin önü açılmazsa, Kürtler için demokrasinin önü açılabilir mi?

Bölgede, siyasetin silahtan azade olduğunu söylemek, mümkün değil. HDP “demokrasi iddiasını” bu ortamda tam izah edemez. Ne içeriye, ne de dışarıya. Ayrıca silahların olduğu bir bölgede vatandaş “serbest kanaat” oluşturabilir mi? Sivil siyaset gelişebilir mi? Bölge “silahlı demokrasi” mi yaşayacak, yazık değil mi vatandaşlarımıza.

O nedenle, “demokrasi iddiasındaki HDP” herkesten önce, bu silah meselesinin çözülmesine öncülük etmelidir. Tabii “illa iktidar” diyen AKP’nin de, demokrasinin gelişimi için paralel adımlar atması şarttır. Yani “devlet otoritesini”, kendi görüşleri istikametinde “siyasi tablo oluşması için” kullanma “açıkgözlülüğü yapmamalı”, Türkiye’nin rahatlaması için atılacak bu tür adımları “samimiyetle” desteklemelidir.

Aksi halde, HDP kendini “suçlayanları” haklı çıkarmaya devam eder. Yaygın destek görmekte de başarılı olamaz. HDP büyüyemez, “etnik bir parti” olarak kabuk bağlar. Muhalefet partilerinden beklediği desteği de, “bu kafayla” alamaz.

Tabii Türkiye de daha uzun süre “demokrasisini geliştiremez”. Uzun yıllar kaybederiz.

HDP kadroları, kendileri için değil Türkiye için ne yapalım diye düşünmeyi başarmalı.

Türkiye’nin ileri demokrasisi için, HDP’nin Türkiye’yi parametre alan siyaset uygulaması gerekir. Bunu başardığında HDP’nin değeri daha da artacaktır. 

Aksi halde Kürt meselesi, “kirletilmiş bir alan” olarak kalmaya devam edecek ve Türkiye de bu problemi, “kirletilmiş alandan” çıkılamadığı için, çözemeyecektir.

Olaya “anne” gibi bakalım. Hem “bütün annelerin taleplerine”, hem de güzel Türkiye’mize.

Demokrasimizi güçlendirmenin yolu da buradan geçiyor.

Ucuz işler için “anneleri bölmek” onların üzerinden politikalar geliştirmek, kimseye yakışmaz ve fayda da getirmez.

6 YORUMLAR

  1. Adelina hanım, Yazınızı Ağlayarak okudum. İyi günlerde kötü günlerde unutulmiyor, fakat kötü günlerin hatirlanmasi yaraları tazeliyor.

    Yazdiklarinizın tamamina katıliyorum.
    Maşallah, yaşıniz küçük fakat asirlara sığmayacak kadar bilgi ve tecrübeye sahipsiniz.

    Düşünceleriniz ve önerileriniz bir ömre siğmayacak kadar, geniş.Allah sizin gibilerinin sayilarini artirsın. Sizde hayirli,sağlıklı, mutlu ve başarili uzun ömürler versin.Amin.

    Bancede HDP bu tuzağa düşmemeli ve dikkatli olmali. O analara gelince AKP de trol kalmadı şimdide onlari kullaniyorlar.

    O analar durdu durda, Çocuklari şimdimi akillarina geldi.
    Madem çocuklarınızın dağa çıkmasina karşı’idiiseniz neden o zaman gidipde Devletin makamlarina baş vurmadiniz?
    Diye sormak lazım.

    Zamlar’ı ve seçimlerde AKP nin kayip ettiğ! İstanbl, Ankara ve diğer ıl ve ılçeler beleyidelerin yolsuzluklarini gizlemek için gündem değistiriyorlar, ve hiç utanmadan sıkilmadan gıdıp KADINLARI kullaniyorlar.
    Zaten Kadinlarda analik duygusu olsa bunlara hiç bir kadin biat etmez.
    Kimin evladi olursa olsun, öldürülenlere sahip çikip Kandildeki ve meclisdeki makamlarini başlarina yiksalar, bak bakalım bu kan emiciler birdaha fakir fukara çocuklarini genç yaşta birbirlerine kırdırıp hayatlarini karartabilirlermi.
    Ama nerde öyle analar?

    Onlar ancak birilerinin koltuklari için mucadele verirler.
    Allaha emanet olun.

    • Nurdan Hanım merhaba, değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Dualarınızı eksik etmeyin. Oyun açık aşikar, ancak oyuna düşmek de olmaz, ayrıca kim bu anneleri bu işe zorladı ise zorladı, buna bakmayalım, onların evlatları peşinde olduğunu düşünelim. Bölgede siyaset maalesef silahların gölgesinde, bir türlü demokratik bir zemin oluşmuyor, elbette bunun altında PKK var ve terörü yanlış yorumlayan devlet bürokrasisi var. çözümsüzlüğün sebebi de bu. Çare her yerde olduğu gibi demokrasiden geçiyor, kolay değil ama başka çare yok. Bu adamlardaki kafa, Türkiyeyi Filistin’deki gibi bitmeyen bir çatışma ortamına, ortadoğudaki gibi savaşlar ortamına dahil etmeye çalışıyorlar, bu açık aşikar ihanettir. Ne yapalım dua edelim, zihnimizi berrak tutmaya çalışalım, basiret ve ferasetimiz açık olsun. Kolay gelsin. Sağ duyulu yazıların daha çok insana ulaşması önemli.

  2. Adelina Hanım, yazınızın başa tarafı beni alıp Bosna ve Kosova Savaşları yıllarına götürdü; canhıraş bir şekilde önce Bosna, sonra Kosova için çabaladığımız yıllara… Bizim Mitrovitsa’daki köyümüzü (Çabra) Sırplar yerle bir ettiler, sonra köy yeniden kuruldu; yazınızı okudukça, köylülerimizin savaş sonrasında bize anlattıklarını hatırladım… Yine öylesine duygulandım ki…
    Allah şehitlerimize rahmet eylesin, hepimize geçmiş olsun…
    Bugünkü yazım da dahil olmak üzere son üç köşe yazımda (http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/11421/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Bosna-Kosova-Karadag-Makedonya-Arnavutluk—1) genel olarak Balkanlar ve özel olarak oralardaki memleketlerimden söz ettim, kendimce ‘yapılması gerekenleri’ yazdım; ‘ilgililer ve yetkililer ilgilenip yapılması gerekenleri yaparlar’ inşallah…
    *
    Üstadımız da yarım yüzyıldır sürdürdüğü ‘çözüm’ çabalarını ve önerilerini’ dünkü aynı konu ile ilgili Fehmi Koru yazısında hep ‘önerdiği çözüm önerileriyle’ sürdürdü; Allah tesirini halk eder ve yetkililer dikkate alır, inşallah…
    *
    Çözüm nedir?
    9.9.2019
    Bu yazı Fehmi Koru’nun 09.09.2019 tarihli yazısına yorum olarak kaleme alınmıştır. Yazının linki aşağıda yer almaktadır.
    https://fehmikoru.com/annelerin-eylemi-hdpyi-urkutmemeli-siyasi-partiler-sorun-cozmek-icin-varlar/
    1- Yüz lojmanlı işyeri apartmanları yapıp ‘barış semtleri’ oluşturmalıyız. Terör örgütlerine o semtleri teslim etmeliyiz. Gidin orada yerleşin demeliyiz. Sizin semtinizin içine girip size karışmayacağız demektir.
    2- Hammaddeyi tüccarlarımızdan alın ve mamul maddeleri tüccarlarımıza satın diyeceğiz. Böylece çalışarak yaşamaya başlanmaktadır. Sadece semt dışına çıkmayın. Çıkanı bulursak öldürürüz deriz.
    3- Ondan sonra ‘barış müzakereleri’ başlayacak. Hakemlerin kararlarını kabul ederek barışalım diyeceğiz. Hakemlerden birini biz seçeceğiz. Hakemlerden birini de onlar seçecektir. Başhakemi hakemler seçecektir. Hakemler ne karar verirse ona uyacağız.
    4- Bu semtlere taşınmayan kimselerin listesi ‘hakemlerden oluşan yargı’ tarafından tespit edilecektir. Hakemini seçmeyen veya seçemeyenin hakemini davacı hakem seçer. Hakemler kararı ile terör olarak tespit edenlere çağrı yapılır.
    5- Gelmezse kanı heder olur. Herkse onu öldürebilir. Kimse ona davacı olmaz.
    6- Öldüren olmazsa ödül konur. Öldürene ödül verilir. Onlar birbirini öldürürler ve bizim yüz lojmanlı işyeri apartmanına sığınırlar. Ödül de almış olurlar.
    Devlet af çıkararak HDP’li siyasileri affetmeli. Öcalan’ı serbest bırakmalı. Ondan sonra HDP’lilerle anlaşır. Yüz lojmanlı işyeri sığınak apartmanlar inşa eder. Uygun yerlere inşa eder. Kontrol alanı olan yerlere inşa eder. Oraya bir HDP’li oturtur. O dağlardaki asileri oraya davet eder. Altı ay sonra da tek bir terörist bırakmaz.
    Biz size çözüm üretiyoruz.
    Siz inat edip dinlememeye devam edin.
    Kur’an “Sonra onların helakına yer ve gök ağladı.” diyor.
    Bizden söylemek.
    Süleyman Karagülle

    • Süleyman bey merhaba, çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Fikirlerinize katılıyorum. Allah razı olsun. Fehmi beyin yazısını okuyacam inş. Televizyon çalışmaları nedeniyle gündelik zaman nasıl geçiyor bilmiyorum, zaman yetmiyor, inanın. Bu konuda iyi niyetliler çok aslında, ama kötü niyetlilerin baskılarından kafalarını kaldırıp, “durun yanlış yapıyoruz” diyemiyorlar. AKP “müslüman olmak” ortak paydamızı da maalesef çok yıprattı. Bölgeyi menfaat baronları kaplamış, ortalama halk olanın bitenin farkında değil, bu nedenle bireyin öne çıkması gerektiği bir zamanı yaşıyoruz. Kolay gelsin.

  3. Adeline Hanım merhabalar,

    Güzel bir değerlendirme yazısı olmuş…
    Hani derler ya kına gecesinde geline oyna demişler, yerim dar, demiş.
    Hdp de sorun tam olarak şu:
    Oynamak istiyor mu?
    Eğer oynamak isterse müsaade ederler mi?
    Sorumluluk alacak kadar cesur mu?
    Gelen pası gerçekten kullanıp gol atmak istiyor mu?

    Not:Hatırlayınız lütfen…
    Demirtaş, Cbaşkanlığı seçimlerinde %10’un üzerinde oy alınca büyük bir umut oluşmuştu. O günkü Demirtaş ilk kez bir açıklama yaptı ve dedi ki bu oy bizim oyumuzdur, yani kurumsal olarak hdp’dir dedi. O lafının arkasında dursaydı/durabilseydi şimdiye çok mesafe kat etmiş olurduk inanın. Ama aynı Demirtaş birkaç gün sonra dağın hakimiyetini kabul eden açıklama yaptı ve hem kendini hem de oy veren kitleyi sukut-ı hayale uğrattı ki sonraki süreç malum, o şimdi içeride…

    Her şeye rağmen anaların bu işin başat aktörleri olabileceğini düşünüyorum. Siyasetin derin dehlizlerine hapsedilemeyecek hele hele siyasetçilerin insafına bırakılmayacak kadar önemli bir konu çünkü.

    Aynı analar bence hem valilik hem de Hdp önünde olmalı. Devlet de parti de sorumlu.
    Aynı zamanda burada tutarsız bir durum da var.
    Hem hdp’yi muhatap alma hem de anaların hdp önüne gelerek asıl muhatap olarak onları görmesi. Bu aynı zamanda Hdp için hem olumlu hem olumsuz. Terörün birinci ve asli unsuru olarak görülmekle muhatap alınmak arasındaki ince çizgi.

    • Özgür bey merhaba, çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. HDP sanırım 1985’den buyana gelinen sonuçlardan bir tanesi. Türkiye 1985’den bu yana ne yaptı? Meseleye nasıl yaklaştı? Burada çok ciddi hatalar var, önceki yazılarımdan birini hatırlayın, “teröristle mücadele-terörle mücadele-bölgesel kürt sorunu” artık sorun “bölgesel kürt sorunu”, soylu-bahçeli kafası ve onlara uyan erdoğan kafası ile gelinen nokta burası, Türkiye bölgede en avantajlı ülke ama yönetim değişmesi gerekir. Babacan bu konuda “yeni bir siyset üretmeli” demiş, açıklamasında en dikkate değer kısım bence. kolay gelsin

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here