Sorumlu sadece hükümet değil onu destekleyen, yangına körükle giden, ‘oh olsun’ diyenler de sorumludur..

0

Ocakmedya’ya konuşan eski TRT Spikeri Sırrı Er, KHK meselenin bu hale gelmesinde sorumlunun sadece hükümet olmadığını aynı zamanda hükümeti destekleyen, yangına körükle gidenler, ‘oh olsun’ diyenlerin de bundan sorumlu olduğunu vurguladı.

Bu süreçte KHK’lıların vebalı muamelesi gördüğünü, sosyal ölüme mahkûm edildiğini anlatan Er, KHK mağdurlarının çok ciddi travmaya maruz kaldığını belirterek “Önümüzdeki süreçte bu travmalar aile bireylerinde özellikle çocuklarda daha belirgin hâl alacaktır. Bir temenni değil kaçınılmaz bir durumdur.” dedi.

İnsanların diline, inancına, ırkına, meşrebine mezhebine bakmaksızın adaletin, demokrasinin, hukukun, eşitliğin, insan haklarının olmazsa olmaz olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdi.

Kendisi de bir KHK’lı olan Sırrı Er, 1989 yılında TRT İstanbul Televizyonu’nda staja başladı. Özel Televizyon ve Radyolarda görev yaptı. TGRT, Kanal 6, Kanal D, Cine 5 gibi kanallarda görev yapan Er, tekrar TRT’ye döndü. Film dublajı, belgesel, haber spikerliği, haber program gibi birçok alanda çalıştı.

Konservaturda yaklaşık 15 yıl Sahne Sanatlarında öğretim görevlisi olarak bulunan Er, çeşitli üniversite ve liselerde gazetecilik, halkla ilişkiler, radyo-tv bölümlerinde hocalık yaptı. Ocakmedya’dan Emrullah Bayrak’a konuşan Er’in sorulara verdiği cevaplar şöyle:

Emrullah Bayrak (EB): Ne zaman ihraç oldunuz?

Sırrı Er: Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda Memur Statüsünde istihdam Edilen Personel Yönetmeliği’nin 100 üncü maddesinin (e) bendi kapsamında Makamın 13/12/20016 tarihli ve 2016/20 sayılı Oluru ile görevden uzaklaştırıldığımı bildiren yazıyı tebellüğ ettim. Akabinde 07.02.2017 tarih ve 29972 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karar Sayısı:KHK/686 Hükmünde Kararname ile Türkiye Radyo Televizyon Kurumundan ek listede ismimin yer alması sebebiyle başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevinden çıkarıldığımı öğrendim.

Hemen hemen tüm KHK’lılara yapıldığı gibi kopyala-yapıştır ‘iltisak’ denildi. Cumhuriyet Başsavcılığı yapılan tahkikat sonucu takipsizlik kararı verdi. Olağanüstü Hal Komisyonu reddetti. Gerekçesini ise TRT’nin vermiş olduğu ‘kanaat’a bağladı. İdare Mahkemesine dava açtık, sonucu bekliyoruz.

TRT OHAL Komisyonunu, OHAL Komisyonu da TRT’yi gerekçe gösteriyor. Anlayacağınız “körler sağırlar birbirini ağırlar”

EB: Geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?

Sırrı Er: İhraç edildikten sonra uzunca bir zaman maruz kaldığım haksızlık karşısında kendime gelemedim. Zor zamanlar geçirdim. Ruhen çok etkilendim. Bunca yıl Ülkesine hizmet etmiş, insan yetiştirmiş, emek vermiş, Türkçe konusunda birçok kitaba imza koymuş, kitapları üniversitelerde, liselerde, halk eğitimlerde, konservatuvarlarda ders kitabı olarak okutulan birine bu muamelenin yapılması açıkçası onurumu çok zedeledi. İnanın bu ruh halinden uzunca bir süre kurtulamadım.

Geçimimi idame ettirmek için önce arabamı sattım. Hazıra dağ dayanmıyor; bir müddet sonra gider çok gelir yok, evimi satmak zorunda kaldım. Bir arkadaşımın aracı olmasıyla birlikte uzun yol şoförlüğü yapmaya başladım. Yaklaşık 2,5 yıl şehirler arası şoförlük yaptım. Geçimimi bu şekilde sağlamaya çalıştım.

Daha sonra eşimin hastalığı akciğer zarı kanseri (mezotelyoma). Haftada bir kemoterapi, evvelinde 10 saat süren ameliyat, hastanede yatma süreci 1 ay; eşimle ilgilenmek zorunda olduğum için işi bırakmak zorunda kaldım. Dolayısıyla herhangi bir iş yapmıyorum. Elimizdeki yetinmeye, geçinmeye çalışıyor, mücadele ediyoruz.

Emekliliği hak etmeme rağmen (yaş ve gün sayısı) olamadım. Başvurumu yaptım fakat netice alamadım. 1980 yılında sarı basın kartı ile mesleğe başladım. Prim hesabını siz yapın.

EB: Toplumun, siyasi partilerin KHK’lılara yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sırrı Er: KHK’lılar yetişmiş, makam mevki sahibi olan insanlar. Netice itibariyle psikolojiyi, sosyolojiyi, felsefeyi hayatı bilen insanlar. Bu süreçte hepsi, hepimiz vebalı muamelesi gördük, sosyal ölüme mahkûm edildik. Dolayısıyla bir içe dönme süreci yaşandı. KHK mağdurları bu çok ciddi travmaya maruz kaldı. Önümüzdeki süreçte bu travmalar aile bireylerinde özellikle çocuklarda daha belirgin hâl alacaktır. Bir temenni değil kaçınılmaz bir durumdur.

KHK’lı olup da psikolojisi normal olan bir insan düşünemiyorum, nadirdir. Her KHK’lının çok ciddi travmalar yaşadığı ailesinin, çocuklarının aynı travmaya muhatap olduğunu düşünüyorum. Bu yaşananlara rağmen bir KHK’lının taşkınlık yaptığını, âdi olaylara karıştığını görmedim, duymadım. Canına kastetmek, intihar etmek dışında.

KHK’lıların büyük bir travma içinde olduğunu net bir biçimde söyleyebilirim. Fakat toplum maalesef habersiz, duyarsız. Her gittiğim yerde ‘KHK nedir, duydunuz mu?’ diye soruyorum. Halk KHK’nın ne olduğunu bilmiyor ve ilgilenmiyor. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyor. Anlayacağınız toplum duyarsız.

Anadolu irfanından, insanımızın merhametli, duyarlı, feraset sahibi olduğundan bahsediliyor. Esasında bu bir aldatmaca, kandırmaca. Biz “insanımız ilim irfan sahibidir” diyerek kendimizi kandırıyor, aldatıyoruz.

Son 20 yılda yaşadıklarımıza baktığımızda “kadın cinayetleri, tecavüzler, ensest ilişki, çocuk tecavüzleri, hukuksuzluk vs.” böyle olmadığını zaten görüyoruz.

Bakın 15 Temmuz’un üzerinden neredeyse 6 yıl geçti, 15-20 Temmuz garabetinin ne olduğunu henüz kimse bilmiyor(!) O gece ne yaşandığını henüz kimse bilmiyor(!) Mesela CHP Genel Başkanı “15 Temmuz bir tiyatrodur” dedi. Sonra Yenikapı’da “Artık 15 Temmuz’un bir özelliği var. Bir uzlaşma kapısı araladı bize. 15 Temmuz’da artık yeni bir Türkiye vardır. Bu uzlaşma kültürünü daha ileri taşıyabilirsek çocuklarımıza güzel bir Türkiye bırakmış olacağız. Ben dahil bütün genel başkanların bu musibetten ders çıkarması lazım. Yeni bir olaya zemin hazırlamadan çağdaş uygarlığa götürmemiz lazım.” dedi. “15 Temmuz bir tiyatrodur’ söylemi boyut değiştirmiş oldu. “Adalet Yürüyüşü”nü gerçekleştirdi o da yarım kaldı.

Mesela Meral Akşener bunca eziyete, haksızlığa, zulme rağmen bir defa KHK mağduriyetine değinmedi.

Genel itibariyle muhalefetin “üç maymun”u oynadığına 6 yıldır şahit oluyoruz. Esasında bu 20 yıldır böyle. Muhalefet partileri AKP’nin değirmenine hep su taşıdı, bir varlık ortaya koyamadı. Devlet Bahçeli, Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu dün söylediklerinin tam tersini savundu. Dolayısıyla siyasete güven kalmadı. Toplumun önemli bir kesimi artık bu güvensizliği iliklerine kadar yaşıyor. Ülkede sadece KHK meselesi, mağduriyeti yok. EYT, KYK, çiftçi, esnaf, tüccar herkes feryat ediyor.

Toplumu aydınlatmanın, topluma ne pahasına olursa olsun gerçeği söylemenin zamanı geldi ve geçiyor. Bir an önce bu toplumun aklını başına devşirmesi, eleştiride bulunması lazım. “Ben ne yapıyorum, hükümet, muhalefet ne yapıyor” diye sorması lazım. Bu bataklıktan bu kısır döngüden çıkabilmek için hepimizin adım atması, gayret etmesi, çabalaması lazım.

EB: İntihar eden KHK’lılar hakkında bilgi verir misiniz?

Sırrı Er: Yaptığım araştırmaları neticesinde cezaevlerinde, hastalık, işkence, intihar hayatını kaybedenlerin sayısı 800’ün üzerinde.

Aileleriyle birlikte yaklaşık 8 milyona yakın  KHK mağduru var. 1 milyon 600 bin kişi hakkında da terör ve iltisaktan dava açılmış. 2 milyona yakın insanın terör ve iltisaktan hakkında dava açıldığı kanaatindeyim. Sayının çok daha fazla olduğu düşüncesindeyim. 200 bine yakın devletten ihraç edilmiş memur var.

Kayyım atanan belediyeler, fabrikalar, şirketler orada çalışan binlerce insanın da işine son verildi. Dolayısıyla bu 8 milyon sadece devletten atılan insanlardan oluşmuyor.

EB:Önümüzde bir seçim var. KHK’lıların tercihi nasıl olacak? Siyaseten bir çözüm olacak mı? İlerisi için neler düşünüyorsunuz?

Sırrı Er: Bu meselenin çözümü sandıktır. Demokratik hak olan sandığın halkın önüne gelmesi ve artık bu duruma bir son verilmesi gerekiyor. Meseleye bir bütün olarak bakmak lazım. Toplumun ekonomi, hukuk, insan hakları, adalet konusunda büyük mağduriyetler yaşıyor ve bu güvensizliğini de dile getiriyor sürekli. Bu işin çözümü siyasi olacaktır. Sandık önümüze geldiğinde hesap soracak ve gereğini yapacağız.

Son zamanlarda CHP’nin yaklaşımı, duyarlılığı diğer partilere nazaran çok daha fazla. Bunu da görmezden gelemeyiz. Bu meseleyi “KHK mağduriyeti” sanki CHP çözecekmiş gibi duruyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun son zamanlardaki çıkışı, yaklaşımı takdire şayan.

“Neden bu zamana kadar konuşmadı, neden bir şey söylemedi, seçim yaklaştığı için sureti haktan görünüyor’ gibi yaklaşımlarda bulunanlar da var. Her şey vaktine gebedir. Yanlışın neresinden dönülürse kârdır. Bu durumun bu şekilde devam etmesi, sürdürülmesi  mümkün değil. Görünen o ki CHP’nin içinde kazan kaynıyor. Hâlâ KHK’lılar hakkında Kılıçdaroğlu’nun vermiş olduğu beyanlardan rahatsız olan CHP’li milletvekilleri var. Kılıçdaroğlu’nun zorlandığını, çok rahat olduğunu zannetmiyorum. CHP’nin dönüşmesinde, halk ile buluşmasında, o önyargının kırılmasında Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımının önemli olduğuna inanıyor ve devamının gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Umarım Adalet Yürüyüşü gibi yarım kalmaz. Adalet, demokrasi, hukuk, eşitlik, insan hakları gibi konulara Kılıçdaroğlu daha fazla vurgu yapar. Bu tür konuşma ve icraatların Türkiye’nin önünü açacağını düşünüyorum.

Adaleti, demokrasiyi, hukuku önceler ve her şeyi hasret kaldığımız bu temeller üzerine inşa edersek ülkenin müreffeh ülkeler seviyesine geleceğini söylemek mümkündür. Ama acı yarıştırmayla, tokuşturmayla meşgul olur, düşüncelerimizi, fikirlerimizi yarıştırmazsak bizim bu kısır döngüden çıkmamız mümkün değildir.

EB: CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısı vardı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? KHK’lıların helalleşmesi nasıl olur?

Sırrı Er: Adına helâlleşme, hesaplaşma, yüzleşme diyebilirsiniz.  Adı her neyse; ben Kılıçdaroğlu’nun yüzleşme, hesaplaşma demekten özellikle imtina ettiğini düşünüyorum. Helâlleşmenin bizim kültürümüzde, bilinç altımızda farklı bir karşılığı var. Kılıçdaroğlu’nun bunu “helâlleşme” bilinçli olarak kullandığını düşünüyorum. Çünkü yüzleşme ve hesaplaşma sert. Meydan okumak gibi. Esasında Helâlleşme bunların tamamını kapsamaktadır. Helâlleşmenin içinde yüzleşme de hesaplaşma da var.

KHK mağdurları da diyor ki yüzleşelim, hesaplaşalım. Bunca zaman hak etmediğimiz insanlık dışı muamelelere maruz kaldık, yiten canlarımız oldu, bağımsız yargı önünde bedelini ödesinler. Bu haklı bir taleptir, istektir.

EB:KHK’lılara özel sektörde iş vermiyor. İşe aldıklarını da çıkarıyor. Sonuçta bu insanlar yetişmiş kalifiyeli eleman. Açlığa susuzluğa mahkûm ediliyor. Toplumsal bir facia yaşanıyor. Özel sektörün bu yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sırrı Er: Cemil Meriç’in bir sözü var, çok hoşuma gider. “Hakikatte dil davası yoktur, Türk insanının hafızasından iğdiş edilmesi vardır” der.

Hakikatte bunca insanın terörist olması mümkün değildir. Ama hükümet bunu iğdiş etmiş ve algı oluşturmuş, kısırlaştırmıştır. Yetişmiş insanları kısırlaştırmak suretiyle bu ülkeye ve insanlarına kötülük yapmıştır.  Kurumlar neden bu insanlara “KHK mağdurlarına” mesafeli duruyorlar?

Hükümetin yaptırımlarından korktukları için. Korkunun ecele faydası yok ki. Eğer bu insanlar “yanlış yapıyorsunuz bir ülkede 8 milyon teröristin olması, bir terör örgütünün 8 milyon mensubunun olması mümkün değildir, dünyada böyle bir şey yoktur’ demiş olsa, aklî melekelerini kullansa bu mesele bu kadar uzamayacak ve bu kadar çetrefilli hale gelmeyecekti. Herkes sustu haksızlık karşısında. Peki ne oldu? Ülkenin geldiği durum ortada!

Meselenin bu hale gelmesinde hükümetin ve hükümete destek verenlerin çok büyük rolü vardır. Sadece sorumlu hükümet değildir aynı zamanda hükümeti destekleyen, yangına körükle gidenler, oh olsun diyenler de bundan sorumludur.

Beyanlara baktığımızda ‘ağaç kökü, kabuğu yesinler, bunların yaşamaya hakkı yoktur, isim listesi oluşturduk herhangi bir karışıklıkta kime ne yapacağımızı biliyoruz, bunların karıları, kızları, malları ganimettir’ gibi konuşmalar yönetimi cesaretlendirmiş ve bu zulmü meşru hâle getirmiştir.

Hükümet fitili ateşlemiş devamında hükümeti destekleyenler makam, mevki için bu suça ortak olmuştur.

EB: Gelecek adına düşünceleriniz nelerdir?

Sırrı Er: İnsanların diline, inancına, ırkına, meşrebine mezhebine bakmaksızın adaletin, demokrasinin, hukukun, eşitliğin, insan haklarının olmazsa olmazımız olduğunu görmesi, bilmesi ve kabul etmesi gerektiğini düşünüyorum. Hiç kimse hiç kimseyi ötekileştirmeyecek ve ocu bucu şucu damgası vurmayacak. Asla böyle bir şeye yeltenmeyecek.

Benim şiârım adalettir diyecek. Cinsiyet ayrımı, inanç ayrımı yapmıyorum, mezhep-meşrep ayrımı yapmıyorum. Benim için esas olan adaletin, demokrasinin, hukukun tahakkukudur, inşa edilmesidir. En başta bunu söyleyecek. Toplumun bütün katmanları bunu sindirecek, hazmedecek ve bu yönde adım atacak. Aksi halde bizim geleceğe emin adımlarla yürümemiz mümkün değildir.

Özellikle KHK mağdurları iade edildiğinde, her şey normalleştiğinde öfkelerine kesinlikle hâkim olmaları gerekiyor. Adil olmaları, demokrat olmaları, hukukun üstünlüğüne inanmaları gerekiyor. “Sen geçmişte bana bunu yaptın” öfkesiyle hareket etmemeleri gerekiyor. Ruh sağlığını koruması gerekiyor, mücadele azmini yitirmemesi gerekiyor, inancını kaybetmemesi gerekiyor, kendi içinde kenetlenmesi gerekiyor, gereksiz tartışmalara girmemesi gerekiyor, birbirine sevgiyle bakması gerekiyor, mantıklı ve mâkul olması gerekiyor, yargı mensubu gibi davranmaması gerekiyor. İşte bütün bunlar hayata geçtiğinde inanın geleceğe umutla bakmak mümkündür. Aksi olursa bu kısır döngünün devam edeceğini söylemek kehânet olmayacaktır.

KHK ile insanlar sosyal ölüme, izolasyona mahkûm edildi ve ülkeye büyük kötülük yapıldı. Psikolojinin babası Zenon’un ortaya koymuş olduğu “mantık, akıl ve mukayese” üçgenini düşünebiliyorum, idrak edebiliyorum, ortaya irade koyabiliyorum diyen her insanın uygulaması gerekiyor. Sormuş olduklarımı sen de etrafındaki insanlarda soracak. Zaten bu soruyu sorduğumuzda bilinçlenecek ve ülke daha yaşanabilir hâle gelecek.

Sırrı Er Kimdir? 

TRT Spiker-Sunucu 1966 doğumludur. “Temel Konuşma Teknikleri ve Diksiyon”, “Etkili ve Güzel Konuşma Sanatı”, “Doğru Hitabet ve Sözün Büyüsü”, “Altın Sözler ile Başarılı Konuşma Teknikleri”, “Topluluk Önünde Etkili Konuşma Teknikleri”, “Ve… Tek Hece Aşk!”,  “Aşkın Sırrı!” “Divân-ı Sultan”, “Ben ‘Aşk’ım Ene’l-Hâk”, “Beyin-Siz!” isimli kitapları kaleme alan Sırrı ER; Sahne Sanatları Mezunu ve Uluslararası Basın Kartı (IFJ) Sahibidir.

İstanbul Ticaret ve İstanbul Aydın Üniversitelerinde, 1976 yılında California’da kurulan Newport University International-Davranış Bilimleri Bölümünde ve İBB Sahne Sanatları Merkezinde uzun yıllar Öğretim Üyesi olarak görev yaptı. 

European Union Accreditation İnstitute, (Avrupa Birliği Akreditasyon Kurumu) onaylı:

Yaşam Koçluğu,

Yönetici Koçluğu,

İlişki Koçluğu,

Nefes Koçluğu,

Temel Hipnoz,

Temel NLP,

Etkili İletişim ve Beden Dili,

Etkili Konuşma ve Diksiyon,

Etkin Yönetim ve Liderlik,

Motivasyon ve Stres Yönetimi,

Yaratıcılık ve İnovasyon,

Stratejik Yönetim

Altı Sigma

Risk Yönetimi.

(Avrupa Birliği-Akredite-Sorgulanabilir Sertifika Sahibi)

İstanbul İşletme Enstitüsü, 6 Şapkalı Düşünme Tekniği

(Sorgulanabilir Sertifika Sahibi)“Türkçe, Yabancı Diliniz Olmasın!” başlığı altında Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak çalışmalar yürüttü. Lise ve Üniversitelerde seminerler verdi.
Kitapları, Ortaöğretim Sosyal Bilimler Lisesi, Diksiyon ve Hitâbet, Öğretmen Kılavuz Kitabında, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kaynakçada gösterildi. 
Türkiye Üstün Zekâlı ve Dâhi Çocuklar Vakfı (TÜZDEV) kurucu üyesidir. 
Film, reklam, belgesel ve tanıtımlarda yıllardır sesini duyduğumuz Sırrı Er; birçok Radyo ve Televizyon programında Sunucu-Spiker olarak görev yaptı. 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here