Sorun nerede, nasıl başlıyor

1

Hangi sorun?

Yönetim sorunu mu, halkın yani insanların hayatlarında mutlu olmama sorunları mı?

Aslında bütün durumlar ve sorunlar aynı kapıya çıkıyor.

Twitter yeni bir imkan sundu ve artık insanlar sesli odalar açarak pandeminin bu kısıtlamalı günlerinde sosyal medya üzerinden sosyalleşmeye çalışıyorlar.

3,5 saat süren bir yayının ardından kendimi biraz toparladım ve sonrasında da yazımın başına oturdum.

Haberlere göz atayım dedim ve hangi habere baktıysam hep aynı tablo önümde belirdi: İnsanların huzursuzluğu ve şiddet.

Daha önce de çeşitli örneklerini gördüğümüz ama son zamanlarda daha da belirgin hale gelen Bekçi şiddetini yaşıyor ülkemiz.

Beşiktaşlı taraftarlara saldıran bekçiler ve ara sokaklarda bu şiddetini devam ettirenler. Başka bir karede yere yatırdıkları kişinin üzerinde dört tane bekçi ve müdahale etmek isteyen kişinin üzerine yürüyen başka bir bekçi. Dahası bu bekçi şiddetinin bitmesi için polisi arayan vatandaşların hali.

Toplumsal bir çatışma hali var bu çatışma halini aşamıyoruz.

Pandemi sebebiyle 17 günlük bir kısıtlama oldu ve normalleşme adına yapılan genelge ile tekrar bir toplumsal çatışmanın içinde bulduk kendimizi. Hatta Ak Parti içinden bazı kişiler de bu genelgenin yanlışlığını vurgulayarak tekrar gözden geçirilmesini istediler.

Biz neden bu sorunu yaşıyoruz acaba?

Çatışmanın Almanca karşılığı Konflikt’tir.

Bazı kişiler arabulucu vasfıyla bu çatışmaları ortadan kaldırma eğitimi alırlar. Çatışma oluşan alanlarda çalışmaya başlarlar. Konu ne olursa olsun bütün çatışmaların sebepleri, başlaması ve gelişmesi aynıdır. Eğer çatışmalar için arabuluculuk eğitimi almışsanız çatışmalara karşı yaklaşımınız bu yüzden de aynı olur.

İki tarafı da dinlemek, argümanlarını sunmalarını sağlamak, tarafların buluşacakları orta bir yol bulmaya çalışmak ve onları bu orta yolda buluşturmak.

Aslında mesele bu kadar basittir.

Çatışma için arabulucu olarak bulunuyorsanız siz bir taraf olamazsınız. Çatışma içinde olan iki taraf da sizden taraf olmanızı beklemez çünkü bu esas kuraldır.

Yaşadığımız sorunlar nerede ve nasıl başlıyor?

İnsanlar farklı fikirde olabilirler. Bu farklı fikirde olan insanlar bir arada yaşamak zorundalarsa bunun kuralları da bellidir.
O halde neden bu sorunları yaşıyoruz?

Sorun, tarafların kendilerini eşit görmemeleri.

Sorun, bir tarafın kendisini daha üstün görerek diğer tarafa bu üstünlüğünü kabul ettirme mücadelesine girmesi.

Bekçi şiddetinden de bunu görüyoruz.

Pandemi sonrası normalleşme olayında da, Sedat Peker’in videolarıyla ortaya serilen ilişkiler ağında da.

Bir kesim var ki kendisini, ortak nokta olan devletin sahibi olarak görmekte. Bundan dolayı da kendi istekleri için devletin bütün mekanizmalarını ve dinamiklerini kullanma derdinde.

Ak partinin ‘başkanlık’ sistemine geçiş sürecinde sürekli olarak dile getirdiği ABD Başkanlık sistemine baktığımızda ‘4 -4’ olmak üzere sekiz yıllık başkanlık olduğunu görüyoruz. İlk dört yıl ve ardından icraatlarını devam ettirmek için bir dört yıl daha.

ABD’nin ilk Başkanı George Washington bunu bizzat uyguladı. Bunun bir kural olarak yerleşmesi Thomas Jefferson ile gerçekleşti.

Sekiz yıl sonra görevi bırakan başkanlar normal bir vatandaş gibi yaşamaya devam ettiler.

Ülkemizde son 19 yıla damgasını vuran Ak parti hala iktidarda ve taraf olmaktan ziyade tarafların hepsi gibi davranıyor. Hal böyle olunca da, ülkede yaşayan insanlar sanki sorun yaşama mecburiyetleri varmışçasına aynı sorunları tekrar tekrar yaşamak zorunda kalıyorlar.

İnsanlarımız artık biraz olsun nefes almak istiyorlar.

İnsanlarımız sorunsuz bir hayat yaşamak istiyorlar.

Belki birileri sorunlardan ve çatışmalardan haz alabilirler ama çatışmaları sevmeyen ve çatışma içinde olmak istemeyen milyonlarca insan var bu ülkede.

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikSinagog ve cami saldırıları
Sonraki İçerikKademeli normalleşme başladı..
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

1 YORUM

  1. Gerçekten bekçilerin görevleri konusunda büyük kargaşa Var
    Adı bekçi ama yetkisi polis ve jandarmadan fazla
    Öyle ise bu millet kandırıldı mı
    Halkın bildiği bekçi gece görev yapar
    Ama geceden çok gündüz görev başında hatta geceleri yok denecek kadar az ve gece hırsızlık olaylarında hiç bir azalmada yok o halde neden bekçiler var
    Bekçilik sistemini kaldırıp aynı sistemi bekçilikle hiç alakası olmayan bir sistemle geri getirilmesi biraz düşündürücü.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here