Sorunlardan sorun beğenin

8

Siz sabah yürüyüşünüzü yapar, öğle yemeğinizi yerken, işinize, bir ziyarete giderken veya Türkiye gündemini takip ederken diğer ülkelerde aynı anda neler olduğunu hiç düşündünüz mü?

Geleneklerine bağlı, istikrarlı ve ekonomileri kuvvetli ülkelerde yönetim ve iktidarlar, ülkelerini nasıl daha fazla kalkındırır ve ulusal çıkarlar nasıl en fazla  gözetilir diye plan, program yaparlarken geri kalmış, demokrasinin işlevini yitirdiği ülkelerdeki siyasi iktidarların veya şeriatın uygulandığı bazı Arap ülkelerinde olduğu üzere egemenlerin daha fazla iktidarda kalma ve milli gelir nasıl paylaşılır şeklindeki planları uluslararası basın ve yayın organlarının sayfalarında geniş şekilde yer almaya devam ediyor.

Afganistan‘dan 20 yıl sonra 30 Ağustos 2021’de tamamen çekilen ABD‘nin Taliban’a ülkeyi terk etmesi, bu vesile ile ABD’nin en akil devlet adamlarından sayılan Dışişleri eski Bakanı Henry Kissenger‘ın bu konuda 25 Ağustos 2021 tarihli ” The Economist” dergisinde kaleme aldığı yazısında belirttiği üzere ABD’nin sadece Afganistan’da değil Vietnam, Irak, Suriye gibi ülkelerde de “vahim hatalar” yaptığını açıklaması bilinenin yetkili bir ağızdan ilanı ve teyidi olmuştur.

Çin Halk Cumhuriyeti ile İngiltere ve Avustralya‘nın bazı ülkelerle yakın zamanda kurdukları farklı ittifaklar, Türk dış politikasında saptanacak strateji için takip edilmesi gereken gelişmelerin başında gelmesi gerekir. ABD ile ilişkilerde daha dikkatli davranılması gereği her zaman dış politikamızın sabitlenmiş bir maddesi olmalı.

Yaşamımızın iki yılını her anlamda sınırlıyan Covid-19 salgınının daha da devam edeceğine ilişkin öngörüler, her gün yüzlerce insanımızı kaybederken bir yandan aşı kampanyasının yanısıra aşı karşıtlarına verilen anlamsız, sağlık riski de taşıyan miting izni, Türkiye’nin çoğu Avrupa ülkesinin kırmızı listesinde yeralması gündemin baş köşesini işgal etmeye devam ediyor. Corona nedeniyle Türkiye’nin turizm hayalinin bir sonraki yıla kalması, salgın yönetiminden kaynaklanan görsel ve yazılı basına da yansıyan yetersizliklerden kaynaklı olduğu açık.

Prof.Dr.Tayfun Atay‘ın  çok yerinde bulduğum kavramı “dinbaz”lıklara Arap ülkelerindeki görevleri sırasında bizzat şahit olan ve engin bir din bilgisini de haiz Atatürk’ün kurduğu bir devlet kurumu olarak görev yapması beklenen Diyanet İşleri Başkanlığının Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın kur’an kursları, vakıflardaki çocuk tacizcilerini açıkça kınayacağına “günaydın, tünaydın” gibi selamlama kelimeleri üzerine beyanlarda bulunması, buna kitaplarında da yer vermesi, deniz ürünleri fetvasından sonra kurum açısından içinden çıkılmaz durumlara neden olmaya devam ediyor. Diyanet’te görevli çoğu yetkilinin, tarikat ve vakıfların bu kadar öne çıkmasına, kuvvet kazanmalarına tepkili olduklarını tanıdığım yetkililerden biliyorum. Diyanet İşleri Başkanının giderek toplumsal hayatta daha görünür ve siyasete yakın durmasının ise laiklik açısından tartışılacak yönü çok. Yargıtay açılışının dua ile yapılması da bu gündemin içinde.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun Kürt sorununun çözümüne ilişkin ezber bozucu açıklaması, Türkiye’de gündemin değişmesine ve tartışmaların başlamasına neden oldu. Öte yandan Üsküdar Belediyesinin 21 Eylül 2021 sabahı erken saatlarde Validebağ Korusuna (Adile Sultan Korusu) moloz dökmesi, ayrıca Türkiye’de ÇED raporlarına rağmen yapılmak istenen HES’lere olan yerel halkın tepkileri çevre ve rant savaşının boyutlarını gözler önüne seriyor. Öte yandan 2021 yazında yanan ormanlarımız, kaybettiğimiz canlarımız kalplerimizde derin yaralar açtı.

Bir yandan generallerin rütbelerinin sökülmesi, diğer yandan görevdeki beş generalin istifa etmesi orduda bir sıkıntının sinyallerini açıkça haber veriyor. Gazeteci Yazar Saygı Öztürk‘ün köşe yazısında açıkladığı bu istifalar Suriye İdlip’deki aziz Şehitlerimiz ve ABD destekli kurulmak istenen PKK devleti ile mi bağlantılı?

Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşme isteği, Ruslardan birşey talep etmek için mi? Yoksa Biden’a karşı bir göz dağı mı?

Mısır, Suriye ile bir an önce ara düzeltmenin kaçınılmaz olduğunu geçtiğimiz aylardaki yazılarımda birkaç kez dikkate getirmiştim. Başkan Esat ve Başkan Sisi gitmeyeceklerine göre bu ülkelerle ilişkileri tekrar ama kuvvetli bir güven temeli üstüne inşa etmenin şart olduğu bir türlü sona ermeyen görüşmelerin gidişatından belli oluyor. Bu ülkelere öncelikle büyükelçi atanması gerekiyor. Son zamanlarda kendi istekleri ile emekli olan çok sayıdaki büyükelçilerimizden geride kalanları hiç olmazsa bu ülkelere atamak onların liyakatlarından yararlanmak gerekir.

Dört yılı aşkın süredir hapiste bulunan HDP eski Başkanı Selahattin Demirtaş ile iş adamı, insan hakları savunucusu Osman Kavala‘nın serbest bırakılmaları ortamı, kutuplaşmayı biraz olsun rahatlatacaktır. Tabii sırada haksız yere cezaevinde bulunan çeşitli çevrelerden insanlar da var. İki tutuklunun serbest bırakılması kurucuları arasında bulunduğumuz ve bu konuda kararlar alan Avrupa Konseyi ile ilişkilerimiz açısından da önemli. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu iki kişi hakkında derhal serbest bırakılmalarına karar veren AİHM kararının hemen uygulanmasını talep etmekte ve her sefer gündemine almaktadır.

Göçmen konusu ise bütün vahameti ile Türkiye’nin başına büyük işler açacak gibi. Özellikle sınır dışı edilen ve daha Afganistan’a gitmeden İranlılardan kötü muameleye maruz kalan Afganların daha sonra Türkiye aleyhine dava açabilecekleri büyük bir olasılık olarak tartışılıyor. TÜSİAD Başkanı Kaslowski’nin 2021 Eylül ayı ortasında sorduğu gibi “Türkiye Avrupa’nın sınır bekçisi mi?” olacak sorusu cevap bekliyor.

Amerikan Merkez Bankası sayılan FED’in doları baskılamasının, zaten sıkıntılı olduğu en resmi ağızlardan açıklanan ülkemiz ekonomisini daha da dar boğaza sokmasının kaçınılmaz sonucu olduğu kadar OECD’nin açıkladığı enflasyon rakamları ile günlük yaşamda hissedilen pahalılık, çözüm bekleyen sorunların başında geliyor. Rahmetli Demirel’in, atıfd bulunduğu iktidar-tencere ilişkisini akılda tutmakta yarar var. Nitekim, AKP kurucularından Bülent Arınç da bu ilişkinin altını geçenlerde kalınca çizdi.

Tüm bu soruların cevabı, özetle, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına uyulması ile TBMM’nin işlerlik kazanması, adaletin korkusuzca ve tarafsızca görevini yapabilmesi, şeffaflık ve liyakatın önde tutulmasında gelmektedir. Bu hem toplumu hem ekonomiyi rahatlatacaktır. Toplumsal barış ve huzurun sağlıkla birlikte en çok arandığı günlerden geçmekteyiz.

Önceki İçerikYok artık, bebeklere de mi!…
Sonraki İçerikİslam ist in Europa (İslam Avrupa’da)
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

8 YORUMLAR

  1. Yargıtay açılışında dua etmenin nesi laikliğe aykırı. On yıllardır dua edilmeden açılmış. Bir kere de bismillah deyip açınca mi sorun oluyor. Yargı mensupları kâfir mı hanımefendi.Allahin adını anamazlar mı. Üstelik bir dua ya. Allah’ın adının anilmasindan neden bu kadar rahatsizsiniz.
    Laiklik laiklik bu ülkenin ömrünü yediniz.Laik her dinden olana saygı demek değil mi. Yargı mensupları da Müslüman olduğuna göre dua etmeleri gayet normal ama sizin saygınız yok.
    ” Dua etmeyi zul gören bir inanç dünyada yok.”

    • Yargıda laikliğin önemi, her din ve inançtan olan vatandaşlara eşit mesafede durmak, verilen kararlarda objektif ve adil olmaktır.
      Türkiye şeriatla yonetilmemektedir.
      Dua etmek zul değildir.
      “Laiklik her dinden olana saygıdır ” diyerek siz zaten yorumunuza gerekli yanıtı vermişsiniz. Arap ülkelerinin durumu ortada. Türkiye’yi onlardan farklı kılan laikliktir.

      Dinde kin ve nefret birarada olmaz. Özellikle Islam dinimizde.

  2. Amerika başkanı görev teslimde sabah kiliseye gidiyor . Dua ediyor. Sonra incile el basıp ülkenin başkanlığını yapıyor. Kimsede laiklik diye sitem etmiyor. Bizde neredeyiz. Tabi bu zihniyetle 3.sinif ülkesi olmaktan kurtulamiyoruz. Gücümüzü ilme bilme adayana kadar bu çarpık laiklik meselesine adiyoruz.

    • Değerli Mesut Bey,
      Türkiye’yi şeriatla yönetilen Arap diktatörlükerinden ayıran laik, demokratik bir sosyal devlet olmasıdır.
      Yargı, yasama ve yürütme güçlerinin tüm vatandaşlara eşit mesafade bulunması gerekir.
      Laiklik ülkeyi dediğiniz gibi üçüncü sınıf değil birinci sınıf yapar.
      Emperyalist güçlerin amacı ulkelerde din ve ibadet özgürlüklerini kaldırıp Afganistan, Suriye’nin kuzey kesimi gibi mezheplere bölmektir. Ülke kuvvetli devlet geleneği yoksa zayıflar. Buna en iyi örnek Afganistan’dir.
      Görüşlerinizi ifade özgürlüğü çerçevesinde kabul ediyorum.
      Selamlarımla esenlikler dilerim.

  3. Koskoca yazı içinde buna takılmak istemezdim Deniz hanım ama yorumcular haklı. Siz dua etmeden ömür sürüyorsunuz anlaşılan. Dua gibi saf bir ibadeti kerih görmek yazık , talihsiz bir yazı olmuş. Duadan mahrum bir yazı. Duadan mahrum olan bir iş, ya karın ağrıtır ya baş .

    • Değerli Fatma Hanım,
      Ben de inanan bir Müslüman olarak dua ederim.
      Büyüklerim için hatim indiririm.
      Kimsenin inancını mezhebini sorgulamam.
      Demokrasilerde biliyorsunuz din ve ibadet ile ifade özgürlükleri onemlidir.
      Onun için yorumunuzu ifade özgürlüğü çerçevesinde kabul ettim.
      Kimsenin nasıl, ne zaman dua ettiğini bilemezsiniz.
      Onun için hepimiz din, inanç ve ibadet özgürlüklerine saygı duymalıyız.
      Selamlarımla

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here