Sosyolojide Allah Korkusu

2

Sosyoloji bilimi, İbn Haldun üniversitesinin kurulmasıyla belki de, daha da önem kazanacak. Umarım öyle de olur. Ülke insanlarını konu alan araştırmalar daha da artar diye ümit ediyorum.

Çünkü bu araştırmalar insanları daha yakından tanımada ve onların algıları hakkında fikir yürütmede bizlere çok bilgiler sunacaktır.

Türkiye’ye gittiğimde akademik çalışmalar yapan arkadaşlarımı ziyaret ederim. Din felsefesinde, din psikolojisinde, din sosyolojisinde akademik faaliyet yapan arkadaşları ziyaret ettiğimde gözlemlediğim: Eserlerin, anketlerin, inceleme ve araştırmaların %90 oranında hep yurtdışı kaynaklı olması.

ABD, İngiltere kaynaklı araştırmalar, anketler yada dine ait soru-cevap çalışmaları nasıl olur da Türkiye gibi nevi şahsına münhasır bir ülke için geçerli olabilir.

Dinin, din algısının, kültürün, hayat standartlarının tamamen farklı olduğu insanlarla yapılan araştırmalarla Türkiye insanları hakkında hükme varmak bana hep garip gelmiştir.

Almanya’da son yıllarda göçmenler hakkında yapılan araştırmaların sayısı çok arttı. Bunun en büyük sebebi tabii ki de sığınmacılar.

Türkiye’den Almanya’ya 1960’lı yıllarda gelmeye başlayan işgücü göçü hakkında bu kadar araştırma yapıldığını pek sanmıyorum. Belki de onun eksikliğini şimdilerde gidermek istedikleri içindir.

Üniversitelerdeki arapça kursları, sığınmacılarla ilgili başlatılan çalışmalar, entegre olmaları için yapılan kurslar, sağlanan kolaylıklar azımsanmayacak şekilde.

Üniversitelerdeki bu çalışmalarda temel alınan esas konu: ‘Almanya’.

Yani ülke içindeki örnekler, ülke içindeki insanların inandıkları, algılamaları ve hissettikleri.

Bu çalışmaları gözden geçirirken 1987 yılında yapılan bir araştırma gözüme ilişti.

İşgücü göçü sebebiyle Almanya’ya gelen insanları daha iyi anlamak, tanımak için Türkiye’de yapılan bir çalışma.

Genelde kırsaldan gelen insanların nasıl hissettiklerini, hayatı nasıl algıladıklarını daha iyi öğrenmek için Türkiye’de Orta Anadolu’da yapılan araştırmalar, anketler ve incelemeler.

Etkili olan konu din ve din algısı.

Yapılan araştırmalarda ön plana çıkan en temel ve dikkat çekici başlık ‘Allah korkusu’.

Kırsaldaki insanların ‘Allah korkusu’na sahip olmaları, bunun toplumun şekillenmesindeki etkisi, işgücü aranırken ‘Allah korkusu’na sahip olan kişilerin tercih edilmesi.

Bu konu neden dikkat çekici?

Çünkü Avrupa düşüncesi ve inancında ‘Tanrı sevilir, Tanrı’dan korkulmaz’.

Bundan dolayı da, araştırmaları bunun üzerine yoğunlaştırmışlar.

Neden Tanrı’dan korkuluyor ve bunun toplumdaki etkisi neden olumlu oluyor?

Enteresandır.

Algılayamasalar da, sosyal yapıdaki olumlu etkisi, araştırmacıları hayrete düşürmüş.

Ayetlerde geçen kelime İttika.

Sakınmak anlamı, bence daha önemli.

Çünkü eğitim alanında ve çocuk eğitiminde Allah korkusu dediğinizde, çocuklara itici gelir.

Her ne kadar son yıllarda korku filmleri çok daha fazla izlenmeye başlasa da, korku duygusu insanı tedirgin eden bir duygudur.

Sakınmak ise, üzerine titremedir.

Sevdiğiniz kişinin kırılmaması, incinmemesi için sakınmak.

Bu aslında daha uzun uzadıya ele alınması gereken bir konu.

Yazarımız Süleyman Karagülle, ‘Mümin kimdir’ başlıklı yazısında bu konuyu çok güzel ele almış, okumanızı tavsiye ederim. İman etmeyi, iman-kişilik oluşumu, gelişimi ilişkisini de ele almış.

Evet, yapılan bu araştırmalarda ‘Allah korkusu’nun sosyal yapıdaki olumlu etkileri görülünce, aynı etkinin neden Almanya’ya gelen Türkiyelilerde azaldığı yada Türkiye’deki kadar etkili olmadığı da araştırılmış.

Çıkan sonuç şaşırtıcı.

Maddi zenginlik ve buna ilaveten toplumdan manevi anlamda kopuş.

Yani şöyle; maddi güce ulaşan insan, zenginleşme ile Allah korkusu konusuna ihtiyaç duymaktan sıyrılıyor.

Bir bakıma maddiyat, o kişinin Allah korkusunu alıyor, onun yerine dine maddi destek verme düşüncesini veriyor.

İlginç geldi bana.

Bu araştırmanın benzerini daha sonraki yıllarda da devam ettirmişler.

2000’li yıllara girmeden yapılan diğer araştırmalar hem kırsalda hem de şehirli insanlar üzerinde yapılmış.

Aradan geçen süre içinde kırsaldaki ‘Allah korkusu’ kavramına inanma ve toplumu etkilemesinde azalma olduğu görülmüş.

Buna ilaveten şehirli müslümanlar (dini önemseyenler), şehir yaşamında dini duygularını korumada daha kuvvetli oldukları gözlemlenmiş.

Şehirlerde sayıları daha az oldukları için ‘örnek olma, dini değerleri örneklendirme eğilimi’  daha fazla oranda. Bir bakıma daha bilinçli bir din algısı.

Akp iktidarı ve sonrasında yapılan araştırmalarda hem kırsalda, hem de şehirli dindarlarda ‘Allah korkusu’nun Almanya’ya gelen Türkiyelilerdeki gibi bir değişime uğradığı gözlemlenmiş.

Yani maddi güce ulaşınca, kişi dine maddi yardımda bulunma düşüncesine bürünmekte.

Aynı zamanda sayıları artan dindar insanların hayatlarında ‘Allah korkusu’ndan ziyade etkili olan psikolojik duygu ‘dindar toplum ne der’e dönüşüm göstermiş.

Buradan şunu da çıkartabiliriz; sakınılması gereken mutlak varlık Rab’e karşı hissedilen duygu, bütün olarak dindar kesime yönelmiş durumda.

Bu şu manaya da gelir: Müslümanlardaki inancın dünyevileşmesi.

Yani, aşkın ve mutlak varlık olan Rab’e karşı hissedilen bağlılık, yeryüzünde gördükleri başka bir varlık’a (toplumsal bütünlük olan dini yapı) dönüşmekte.

Bu sebeple de, maddiyatın artması ile dine karşı yardım etme isteği gibi dönüşüm oluşmakta.

Hukuk gönderen, hayatın nasıl algılanması gerektiğini bildiren Rab‘e karşı olması gereken bağlılığın değerini yitirmesi, maddi güce ulaşma ile orantılı.

Bu yüzden müslümanların maddi zenginliğe ulaşması, onları başkalaştırıyor ve kendi isteklerine uyan bir din algısı oluşturmaya başlıyorlar.

Bunu bilerek, isteyerek yapmıyorlar belki, ama gelişmeler bu noktaya götürüyor.

Yaratıcı Varlık’a karşı hissedilen duygu korku yerine sevgi, kendi ruhunundan üflediği varlık olarak daha yakın bir ilişkiye dönüşse, belki de daha etkili ve maddiyata göre değişken olmayacaktır.

Müslümanların, dindarların bu süreci yaşamaları gereklidir belki de.

Kişisel ve toplumsal zihin olgunluğu için, insanların ve toplumların zorlanmaları gerekiyor belki de.

Önemli olan bunlar olurken, hakka girmeden, başka insanlara zarar vermeden, en önemlisi de dinin şeklini değiştirmeden olmalı.

Sevgi ve bilgiyle kalın…

 

Önceki İçerikHSYK, hakim ve cumhuriyet savcısı ataması yaptı..
Sonraki İçerikTürkiye’de 2 milyona yakın uyuşturucu bağımlısı.. çoğunluğu 15 ile 30 yaş arasında..
Sinan Eskicioğlu
Sinan Eskicioğlu kimdir? (Deutsche Version, Unten) 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun......... Wer ist Sinan Eskicioğlu? Er wurde 1974 in Izmir geboren. Seine schulische Laufbahn begann er an der Agah Efendi Grundschule. Nach seinem Abschluss an der Izmir İmam Hatip High School bestand er die ÖSYM-Prüfungen und wurde an der Theologischen Fakultät der Dokuz Eylül Universität zugelassen. Mit seiner Abschlussarbeit im Fachbereich Theologie mit dem Titel „Allahs Wille und das Problem der Kausalität” schloss er sein Studium im Jahr 2000 mit einiger Verspätung ab. Aufgrund der Auswirkungen des 28. Februar-Prozesses, durch den Absolventen der Theologischen Fakultät keine Lehrstellen erhielten, beschäftigte er sich bis 2002 mit Handel. Im Jahr 2002 begann er ein Masterstudium im Fach Religionsphilosophie an der Theologischen Fakultät der D.E.Ü. Im selben Jahr brach er sein Masterstudium ab und ging nach Deutschland. In Deutschland war er als Ausbilder und Lehrer in verschiedenen Moscheen tätig, die der Diyanet unterstehen. Er studierte Sozialarbeit und Management an der Universität Duisburg-Essen. Von 2007 bis 2011 war er als Direktor des Bildungszentrums der IGMG (Europäische Nationale Sichtweise) in Düsseldorf und als Regionalausbilder tätig. Von 2011 bis 2013 setzte er seine Ausbildung an der Universität Osnabrück im Fachbereich Protestantische Theologie fort. Seit 2016 ist er Kolumnist bei der Zeitung Ocak Medya. Seit 2020 ist er Chefredakteur der Zeitung. Der Autor spricht Deutsch und Englisch. Bislang hat er sieben Bücher veröffentlicht. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam (Beende die Versklavung des Menschen durch den Menschen – Personalisierter Islam), Zeytin Ağacı (Roman) (Der Olivenbaum), Katar istanbul (Katar Istanbul), Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık (Von den Muslimbrüdern zur AKP – Islamismus), Tarihteki Dindar Zalimler (Religiöse Tyrannen in der Geschichte). İbn Sina, İbn Haldun