Söylem-Eylem Tutarlılığı, AK Parti ve Yeni Oluşumlar

0

Eleştirel söylem analizi, güç, hâkimiyet, hegemonya, sınıf farkı, cinsiyet, ırk, ideoloji, ayrımcılık, çıkar, kazanç, yeniden oluşturma, dönüştürme, gelenek, sosyal yapı ya da sosyal düzen gibi temaları ön plana çıkaran ve araştırma alanı olarak bu konuları işleyen söylem analizi yöntemidir. Eleştirel söylem analizi güç ilişkileri, değerler, ideolojiler, kimlik tanımlamaları gibi çeşitli toplumsal olguların dilsel kurgulamalar yoluyla bireylere ve toplumsal düzene nasıl yansıdığı ve nasıl işlendiği ile ilgilenir.

Söylem bir meta-eylemdir ve ideoloji, bilgi, diyalog, anlatım, beyan tarzı, müzakere, güç ve gücün mübadelesiyle eyleme dönüşen dil pratiklerine ilişkin süreçlerdir. Söylem sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik alanlar gibi, sosyal hayatın tüm yönleri ile ilişkilidir. Söylem kavramı, iletişimin en temel unsuru olarak kabul edilen dilin kendine has özellikleriyle birlikte sosyo-kültürel ve ideolojik bağlamlarıyla kendini gösterir. Her söylemde ifade edilmek istenen temel bir düşünce, bir mesaj, diğer bir ifadeyle ideoloji gizlidir. 

26 Ocak 1969 tarihinde kurulan Milli Nizam Partisi’nden bugüne kadar söylem bütünlüğü taşıyan Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve oradan ayrılan ekibin gömlek değiştirdik söylemiyle hayat bulan AK PARTİ (bir nevi çeşitli siyasal eğilimlerin cem ettiği ANAP benzeri bir yapılanma) her türlü özgürlüğü sağlama ve neo-liberal ekonomiyi öncülleyerek ama özgürlük kapsamı içinde İslami tavrı elinden bırakmayarak 2013 yılına kadar süreci başarı ile götürdü.

Ak Part’inin, parti kuruluş gerekçesi ve kuruluş metni söylemi ve söylemin ne demek istediğini iyi irdelemek gerekir. Söylem, farklı yaklaşımlara dayanarak farklı açıklanmalar getirilmesi mümkün olan bir kavramdır. Metnin söylemediğini duyabilmek, anlayabilmek, söylemediği veya söyleyemediği şeyi bulabilmek için metnin de ötesine gidilmesi gerekir. Söylem-eylem birlikteliği bazen AK Partinin ana kitlesine anlatmakta zorlandığı işleri yapmasına da yol açtı. Özgürlükler verilirken zinanın suç olmaktan çıkarılması, faizin bir türlü dizginlenememesi vs gibi. AB uyum yasaları ile ilgili düzenlemeler yapılırken AB vatandaşlarına geniş haklar ve mülk edinme hakları, AB tarafından Türkiye vatandaşlarına verilmezken, kantarın topuzunun biraz fazla kaçması gibi. Bu düzenlemeler mütedeyyin seçmenin küsmesine yol açtı. 

Söylem belirli kurallar, terminoloji ve konuşmalardan oluşan sistematik dilsel düzenleri betimlemek üzerine kullanılan bir kavram olarak kategorize edilir. Söylem bir iletinin tüm boyutlarını, sadece iletinin içeriğini değil, onu dile getireni (kim söylüyor), otoritesini (neye dayanarak), dinleyiciyi (kime söylüyor?) ve amacını (söyleyenler söyledikleri ile neyi başarmak istiyor) kapsar. Söylem belirli bir zaman dilimi içinde belli insan grupları arasında olan ve diğer insan grupları ile ilişkili olarak geliştirilen fikirleri, ifadeleri ve bilgileri içerir. İktidarın uygulanması böyle bir bilginin kullanımına içkindir. Bireyler söylem yaratamaz. Bunun yerine söylemler sosyal düzeyde mevcutturlar. Söylem, anlamı inşa eder ve böylelikle toplumlar mevcut semboller ve anlamlar arasında bağ kurar. Bu yolla toplumlar, konular, olaylar ve olgular üzerinde nasıl düşünecekleri ya da iletişim kuracakları söylemler üzerinden kazanırlar.

AK Parti’nin 2002-2013 arası söylem-eylem uyuşumu onu tek başına %50’lere varan bir oy oranına getirmişti. Türkiye’deki vesayet odakları ile çarpışımı ve eko-siyasal konjonktür AK Parti’yi sürekli mağdur ama zenginlik ve özgürlükler bayrağı haline getirmesi bu oy oranını yakalamasına yol açmıştır. 2008’den sonra dünyadaki neo-liberal dalga ve ABD ekonomisindeki sıkışmanın Türkiye’yi de aslında teğet geçmemesi iktidarı bazı düzenlemelere mecbur kıldı. Bu durum iktidarın yeni yasal düzenlemeler yapısı ile birlikte onu mağdur ve mazlum durumdan muktedir ve yeni vesayet yapısı durumuna getirdi. AK Parti, her ne kadar söylem olarak 2002’deki söylemi devam etse de, eylemsel bazda muktedir olması ve bu muktedirliği halkın beklentileri ile örtüşümünün zayıflaması yeni yapılanmaların dillendirilmesine neden olmuştur.

AK Parti’nin söylem-eylem kırılması yaşaması 2002’de yola çıkılan fikirlerin tali olarak atıl duruma düşmesi yeni oluşum ve düşünceleri harekete geçirmiştir. Ancak 2020’ye girmek üzere olduğumuz bu dönemde 2002’nin şartlarının da olmadığını bilmek gerekir. 2002 söyleminin artık realitesi kalmadı; Z kuşağı ve önümüzdeki seçimde oy veremese de 2013 ve sonrası doğumluları ifade eden Alfa kuşağı dikkate alınarak bir oluşum yapılanması planlanmalı. Ayrıca eski psikolojik ve ideolojik seçmen olgusunun yerini ekonomik ve sosyolojik seçmen yapılanmasına bıraktığı iyi idrak edilmeli.

Yeni söylem; toplumsal bir pratik olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda taraf veya tarafsızlığın ifadesi, suçlamalar, kültürel alanlardaki insan ilişkilerini yansıtan eylemlerin, pratiklerin sergilenmesi olarak değerlendirilir. İnsanlar günlük yaşamlarındaki tutum, inanç, fikir gibi birçok konuyu söylem pratikleriyle ortaya koyar. Bu yönüyle de toplumsal bir pratik olan söylem, insanların hayata ilişkin tanımlamaları, anlamlandırmalarında önemli bir rol oynar. Yeni oluşturulacak olan siyasal yapılanmalar yeni söylemi göz önünde bulundurarak tutum, inanç ve fikir ortaya koymalı. 

Reklam

Bu arada CHP’nin de yeni bir söylem-eylem yapılanmasına girerek dünyadaki “sol demokrat” yapılanmaya evirildiğini görmek gerekir. Bu içsel bir dönüşüm müdür yoksa komplo teorisyenlerinin ifade ettiği gibi dış dayanaklı yeni bir örgütlenme midir, bunu zaman gösterecek. Ancak Temmuz ve Ağustos aylarında parti içi değişim ve dönüşüm yaşanacağı kesin. CHP’nin Amerika’daki Demokrat yapılanmaya benzeşeceğini ve biraz da İsveç sol yapılanmasını esas alacağını siyasal bilimciler ve gözlemciler ifade etmektedir. 

AK Parti’nin yeniden yapılanmasında milli-muhafazakâr çatı üzerine kurgulanarak, ABD’deki Cumhuriyetçiler ve İngiltere’deki Muhafazakâr Parti yapılanmasına evirilmesi gibi bir durum oluşursa; yeni oluşumcuların hangi farklı söylem-eylem yapılanması ile halkın ve seçmenin karşısına çıkacaklarını izlemek gerekir. 

Bugünün medya dünyası ve Y kuşağının ikinci dönemi, Z kuşağı ve oluşturulan Alfa kuşağı ile ekonomik seçmen ve sosyolojik seçmen dikkate alınmadan oluşturulacak siyası-ekonomik ve eğitsel hiçbir yapının hayat bulma şansının olmadığını şimdiden söyleyebiliriz…

Sefa ile…

Doç. Dr. Yener ÖZEN

EBYU Öğretim Üyesi

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here