Süleyman Karagülle’ye dair… Bir sistem arayışının kısa hikayesi… (1)

1

24 Mayıs 2021 tarihinde vefat eden Süleyman Karagülle’yi rahmetle anmaya vesile olsun için bir yazı hazırlamaya karar vermiştim. Aradan günler geçti. Çok taraflı bu insanı anlatmaya nereden başlayacağımı kararlaştırmak benim için kolay olmadı. Oyalandım durdum. Onu dört başı mamur bir yazıyla yad etmenin zorluğunu biliyorum.

Kendisi ile vefatından sanırım bir iki ay önce internet üzerinden gerçekleştirilen bir toplantıda beraber olmuştum. Hafızası ne kadar da canlı, muhakemesi ne kadar da tutarlı idi. Konuşması o eski hoca tavrındaydı. Sonra ne oldu bilmiyorum, hastalandığını duydum. Dr. Lütfi Hocaoğlu’nun müşfik tedavisine cevap veremedi. Allah rahmet eylesin.

Süleyman Karagülle’ye vefa borcumu bir yazı ile ödeyemeyeceğimi biliyorum. Ama olsun, bu borcu hiç değilse bir yazı ile de olsa yerine getirmem gerekiyordu.

Aralıksız sekiz yıl her hafta bir yazı ile düşüncelerimi muhtelif platformlarda ifade etmeye çalışmıştım. Bir yılı aşkın bir süre önce artık duvara konuşuyormuşum hissine kapılmış ve yazılara ara vermiştim. Şimdi bu yazı belki yeni bir dönemin de başlangıcı olur benim için.

***

İslam dünyası hem kendi sorunlarına hem günümüz dünyasının sorunlarına teorik çareler üretse de bunları hayata tatbik etmek ve ortaya iyi örnekler koymak anlamında başarılı değil. Yönetim, ekonomi, hukuk, eğitim, insan hakları gibi alanlarda İslam dünyası içinde hayata geçirilmiş,  “işte güzel bir örnek” diyebileceğimiz bir çalışma var mı? Hadi var diyelim ama bunların geniş kitlelere ulaşmadığı da bir gerçek.

İslam adına konuşanların bir sistem kaygılarından söz etmek kolay değil. Bunlar daha ziyade bazı sorunlara İslam’ın getirdiğini iddia ettikleri kimi çözümler üzerinde duruyorlar. Mesela eğitim sorununu ele alıp kendilerince eğitimin nasıl olması gerektiğini izaha gayret ediyorlar. Yönetim sorununu ele alıp diğer alanlarla ilişkisini göz ardı ederek bazı çözümler öneriyorlar. Faiz sorununu Kur’an’daki hükümleri tekrarlayarak çözdüklerini zannediyorlar. Yargı meselesinde kişinin hakları ile toplumun hakları arasında bir tefrik yapmadan geçmiş uygulamaları inceleyerek kararlar vermeye yelteniyorlar. İhtilafların nasıl çözüleceği, kişinin ve toplumun uğradığı haksızlıkların nasıl telafi edileceği gibi, hakların nasıl teminat altına alınacağı gibi hususlar genellikle sorunlar cümlesi içinde yer almıyor. Çalışma hayatının hangi esaslar üzerine oturacağı, toplumlararası ilişkilerin nasıl düzenleneceği gibi konular zaten hiç gündeme gelmiyor. Kişilerin temsil haklarını nasıl kullanacağı üzerinde kafa yoranlar ortada gözükmüyor.

Üstelik bütün bu sorunlar ancak uzun vadeli bilimsel çalışmalarla incelenmeli diyerek kurumsal faaliyet maksadıyla organize olmaya çalışanlar da yok. Ortada ne bir enstitü, ne bir merkez, ne bir bu amaca yönelmiş vakıf, ne de bunları mesele edinen bir üniversite var.

Böyle olunca derli toplu, hayatın her alanını kapsayan bir sistem ve dolayısıyla güzel örnekler çıkmıyor ortaya. Kötü temsil İslam’ın sorunlara çare üretemediği şeklinde yanlış bir algıya da yol açıyor. Yanlış algıdan öncelikle İslam adına konuşanların sorumlu olduğu unutulmamalı. Kısaca güzel örnekler yoksa her şey sözden ibaret kalmaya mahkum.  

İşte Süleyman Karagülle ve arkadaşları böyle bir örnek ortaya koyma cehdiyle Akevler bünyesinde elli yıldır bir gayret içerisindeler. Bu gayret hem teorik hem pratik çalışmalar içeriyor. Bu yazıda biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.

Ben Karagülle ile 1975’te tanıştım. Üniversiteden mezun olmuştum ve bir iş arayışı içindeydim. O sırada Prof. Ahmed Satoğlu, akademik çalışmaların öneminden ve İzmir’de asistanlık imkanlarından söz ederek beni İzmir’e davet etti. Gittim. Yüksek Lisansa başladım. Ardından Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümünde yüksek lisanstaki tez hocam Prof. Ekrem Pakdemirli’nin delaletiyle asistan oldum.

İzmir’e taşındım ve Akevlere yerleştim. İstanbul’da öğrenciyken hatta onun öncesinde Kayseri Lisesi dönemindeyken sosyal faaliyetlere çokça zaman ayırırdım. Geniş bir arkadaş çevresine sahiptim. İzmir’de bunu devam ettirmeye gayret ettim. Bir taraftan Milli Türk Talebe Birliği İzmir şubesinde İstanbul’da iken tanıştığım Fehmi Koru, Emin Kılavuz ve Sabri Tekir’le beraberlik ederken diğer taraftan Akevlerde Süleyman Karagülle’nin pazar günleri yaptığı tefsir ağırlıklı çalışmalara katılıyordum. Ancak bu çalışmaların sadece tefsirden ibaret olmadığını da eklemeliyim.

Tefsir çalışmalarına dair söyleyeceklerimden evvel Akevler fikri üzerinde durmak icap ediyor. 1967 yılında Süleyman Karagülle ile Ahmet Satoğlu’nun öncülük ettiği bir grup tarafından Akevler Kredi ve Yardımlaşma Kooperatifi kuruluyor.

Dışardan bakanlar bu Kooperatifi daha çok bir yapı kooperatifi gibi algılasalar da kurucularının hedefi ve niyeti sadece ev yapmaktan ibaret değildi. Asıl gaye, ahlaki bir zemin üzerinde gerçekleştirilecek çok daha detaylı faaliyetlerdi. Bu husus, Kooperatifin Ana Sözleşmesinde şöyle ifade ediliyordu:  

“Ortaklığın gayesi, çalışmada ve yaşamada birbirleri ile anlaşabilecek kimseleri bir araya getirerek aralarında iktisadî, içtimâî, ilmî ve ahlakî dayanışmayı ve yardımlaşmayı gerçekleştirmektir.”

Burada en ilginç noktalardan biri Kooperatif mensupları arasındaki ihtilafların önce hakemlere götürülme mecburiyeti idi. Hakemlerini herkes kendisi seçiyordu. Hakemlerin ortak kararı bağlayıcı idi. Hakemler anlaşamazlarsa birlikte tespit ettikleri başhakemin kararı bağlayıcı hale geliyordu. Hakemlere başvurmadan mahkemeye başvurulamayacağı Ana Sözleşmeye yazılmıştı ve bu hükümler Bakanlık tarafından onaylanmıştı. Hakem işi büyük bir yenilikti aslında. 

Ahlaki zemini de Kur’an esaslı çalışmalarla ortaya koyma hedefi vardı. Başlangıçta, Kooperatifin kuruluş işlemleri sırasında kurucuları rüşvet mekanizmasının içine çekmeye çalışanlar oldu. Kuruluş bu yüzden akamete uğramak üzereydi. Oysa rüşvetle mücadele zaten hedeflerinden biri olan kurucular için bu kabul edilemezdi. Neyse ki konuyu Ankara’ya intikal ettirerek Bakanlıklar seviyesinde halledecek kimseler vardı. Böylece bürokrasinin ortaya çıkarmaya çalıştığı ilk badire atlatılmış oldu. Yine de şunu söylemeliyim. Akevler’in Akyol Neşriyat ve Yayıncılık, Aksanayi ve Akkent gibi farklı teşebbüsleri de oldu. Bütün bu oluşumlarda bürokrasiyle ve rüşvetle mücadele etmek zorunda kaldı kurucular. Akkent Kooperatifinin tek katlı evlerden oluşan bir site kurmak niyetiyle aldığı, 367dönümlük, üzerinde sadece tek bir ağaç bulunan tapulu arazisi, haritalar üzerinde değişiklikler yapılarak orman statüsüne alındı ve tapu sahibi Kooperatife herhangi bir bedel ödenmedi. Bu konu ile ilgili bazı memur ve bilirkişilerin rüşvet talebinde bulunduğu iddiaları konuşuldu o sıralarda. Araziyi kaybetme pahasına bu tür talepleri olumsuz cevapladı Karagülle ve arkadaşları. Daha sonra bu konuda açılan davalar da bildiğim kadarıyla sonuç vermedi. Tam bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konusuydu bu dava ama niçin iş oralara intikal ettirilmedi, tam bilmiyorum. Çok yüksek dava harçlarıydı belki sebep. Bu haksız tasarruf yüzünden çok sayıda Akkent ortağı mağdur oldu.

Kurucuların hedefleri arasında faizli muamele yapmamak belki en önde gelen husustu. Bunun için, yapılan işin karakterine göre enflasyondan etkilenmeyecek bir birim seçmek gerektiği fikri öne çıktı. İnşaat işlerinde bunu demir ve çimento esaslı bir birimle göstermek gibi bir yol bulundu. 10 kg demir ve bir torba çimentoya 1 DÇ denildi. Artık herkesin yatırdığı para ya da yaptığı harcama hatta verdiği mesai bu birimle kayıt altına alındı. Böylece enflasyona karşı bir kalkan oluşturulma yolunda ilk adımlar atılmış oldu.

Faize bulaşmak istemeyenlerin en büyük handikabı kredi kullanımında ortaya çıkıyordu. Faizli kredi kullanmak istemeyenler ekonomik olarak büyüme imkanını kaybediyordu. Oysa faizli kredi kullananlar alabildiğine büyüyor ve faizli sistem gittikçe yaygınlaşıyordu. Faize karşı olmak, sözde kaldığı müddetçe bir kıymet ifade etmiyordu. Faizli kredi kullanmak olmazdı ama bir alternatif geliştirmek gerekiyordu. İşte Akevlerde oluşturulmaya çalışılan sistem aynı zamanda faizsiz ortaklık ve kredileşme sisteminin esaslarını da ortaya koymaya matuftu. Nitekim ilerde Alternatif Faizsiz Banka- Selem ve Kredileşme adıyla bir kitap da neşredecekti Süleyman Karagülle.

Bu işe o kadar ehemmiyet verilmişti ki 1987 yılında Akevler, bir heyet halinde önce Necmettin Erbakan’a sistemi anlatma fırsatı buldu. Daha sonra sistemin bütününü de ihtiva eder şekilde “Faizsiz Yeni Bir Banka Modeli” adı altında bir dizi tebliğ hazırlandı. Bu tebliğler İstanbul’da İslami İlimler Araştırma Vakfı’nın organizatörlüğünde düzenlenen bir konferansta sunularak kamuoyunun haberdar olması sağlandı. Akevler Akdeniz Bilimsel Araştırma Merkezi (ABAM) üyelerinin bu tebliğleri “Faizsiz Yeni Bir Banka Modeli” adıyla kitap olarak da yayınlandı. İSAV Başkanı rahmetli Prof. Dr. Ali Özek’in önsözünü kaleme aldığı bu kitap da Akevler internet sitesinde incelenmeyi bekliyor. Kitap Süleyman Karagülle’nin sunuş yazısından sonra şu başlıkların ele alındığı tebliğlerden oluşuyor:

Faizsiz Banka ve İşlevleri

Faiz ve Faizin Tarihi Gelişimi

Faizsiz Kredileşme Sistemi, Genel Hizmetler

Kredileşme ve Kredi

Senet Çıkarılması ve Senet Çeşitleri

Senetlerin Karşılıkları ve Teminatı

Senet Tedavülü ve Fiyatlandırılması

Faizsiz Banka Muhasebesi ve İşleyişi

Bina ve Fabrika İnşasının Senetle Kredilendirilmesi

Faizsiz Bankanın Kuruluşu, Teşkilatlanması ve Yönetim Şekli

Önceki İçerikAğustos ayı meyve ve sebzeleri…
Sonraki İçerikOrtadoğu’nun gerçekliği, Türkiye yalanı
İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi Uçak Bölümü mezunudur. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nde Yüksek Lisans, Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü'nde Doktora yapmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi ve Celal Bayar Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyeliği, Sakarya Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Kurucu Dekanlığı, Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucular Kurulu Üyeliği, TBMM XXII. XXIII. ve XXIV. Dönem İzmir Milletvekilliği, XXII. ve XXIII. Dönem Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Asamblesi – Batı Avrupa Birliği (Batı Avrupa Birliği Parlamentolararası Avrupa Güvenlik ve Savunma Asamblesi) Türk Delegasyonu Üyeliği, XXIV. Dönem Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Başkanlığı ve Türkiye - Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Türk Grubu Üyeliği yapmıştır.

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here