“Susamam” Demek ve Suya Dair İki Mesel

1

Gencecik çocuklar dün gece tam 00.00’da bir videoyu dünyaya bıraktılar. 
24 saatte bunu tam 6 milyon insan izledi.
Ne diyor bu çocuklar biliyor musunuz ?
“Üzgünüm ama senin eserin ülkedeki umutsuz nesil
Senin eserin bu mutsuz kesim ve bu kurşun sesi!
Sebebi nedir bilmeden hapiste çürüyen o suçsuz sefil
Seni, senin eserin, senin eserin bu korkunç resim”

Şarkı tam 15 dakika sürüyor ve adı “Susamam”. Üzerime alınacağım bir adı var şarkının.
Aylardır hergün yazıyorum.
Ben de “Susamam” ve susamıyorum.
Dün de buna istisna değildi ve şu satırları yazmıştım
Yazdıklarıma tepki alacağımı tahmin ediyordum. Gelen tepkiler ve genel tartışmanın gidişatı ile zamanın ruhuna yine fazlasıyla hemhal bir yazı yazdığımı anladım.
Anaların derdine sonuna kadar ortak olurken, bunun siyasete malzeme edilmesini içime sindiremediğimi yazmıştım özet olarak. Buna dair önce bana doğrudan mesaj ileten bir ismin, twitterdan adımı zikretmeden daha da katı biçimde eleştirdiğini gördüm yazdıklarımı.

Diğer tarafta ise tam da yazdığım şekilde ve belirlediğim çerçevede olanlara itiraz eden kahir ekseriyet vardı. Ki bunların bir kısmı da beni cepheden eleştiren mesajlara cevap idi.
Yazıma gelen eleştiriler iktidar cenahının ve genel olarak nesnellikle bağı kopmuş bu kesimin hep yaptığı gibi tırnak içindeki cümlelere dönük oldu. Yazının bütününü, mesajını ve somut olarak işaret ettiği gerçeklikleri es geçen eleştirilerdi bunlar.

Sadece bundan birkaç ay önce Öcalan Kardeşlerin şahsındaki HDP’ye karşı panzehir siyasetini dahi tartışmadan yapılan eleştirilerin sahiciliği tartışmaya açık kaldı.
‘Canı isteyen istediğinde mesafeyi daraltıp genişletebiliyordu.’
HDP ise tıpkı suyu nerede içerse içsin aslanın suyunu kirleten ceylan gibiydi.
İktidarın tüm olanakları ile HDP’ye oy verilmemesi için çalışmış olmasına karşın neticede alınan oylarla elde edilen başarı ayıplı sayıldı.

Bütün bunlar devam ederken HDP’den de beklenen açıklama geldi.
Basit, net ve kifayetli açıklama, devlete temel vazifesini anımsattı; bundan daha doğal bir izahat olmazdı.

Gerçekten de belediyelerini elinden almanın yetmediği HDP’ye bir de devletin topuyla tüfeğiyle çözmeye gayret ettiği meseleyi çözme misyonu vermedeki acayiplik için kim ne diyebilir?

Kimse devletin elinden ne silahını alır ne de siyasi erki. Hal böyle iken seçilmiş başkanını bile müdafaa şansı olmayan partiye yüklenen misyona dair yapılan açıklama ancak bu olabilir:
“Annelere ve ailelere, bir kez daha onları ve durumlarını anlayarak sesleniyoruz: …çocukların dönmesini istiyorsanız, …bunun konuşulacağı adres Meclis’tir. Gelin Meclis’te iktidar partileriyle görüşme yapın. …..HDP, insanları sadece ve sadece demokratik siyasete yönlendirmektedir, ….Sizin soracağınız yer biz değiliz artık. AKP ve MHP’ye sormanız lazım.”

HDP’nin demokratik siyaset dediğinde tıpkı soğuk savaş döneminde komünistlikle özdeşleşen bir eleştirel odağın oluştuğu o kadar aleni ki. Bir zamanlar bu ülkede her günahın ardında Komünistler aranırdı. Bugün de AKP-MHP’nin 1970’lerin MC’sini çağrıştıran siyasetinin merkezinde HDP’nin olduğu bir şerleştirme temerküz etti.

Reklam

“Sen demokrat siyaset diyorsun ama ben senin ne olduğunu çok iyi biliyorum” tepeden bakışından ötesi değildir bu tavır.

Zaten akşamına İstanbul’dan gelen Canan Kaftancıoğlu kararı da bu tespitin ne denli haklı ve yerinde olduğuna delalet etti. Sonuçta Canan Hanım sadece yazdığı çizdiği ile değil, aynı zamanda gelini olduğu ve 12 Eylül karanlığında yok edilen Ümit Kaftancıoğlu geleneğinin ardılı olarak da ceza aldı. Canan Hanıma dair portre çizdiğimde vurguladığım üzere aslında yarım kalmış bir hesabın devamı oldu dünkü mahkeme. 

Kimse kendini aldatmamalı. Türkiye’de sağ geleneğin uç beyleri tıpkı MC döneminde olduğu gibi önce düşmanı yaratıp sonra ona tüm kötülükleri atfediyor.

1970’lerin İşçi, Kadın, Etnik, Çevre vb. hareketlerinin tamamı nasıl komünizm çuvalında duvarlara vurula vurula parça pinçik edildi ve kemikleri kırıldı ise, bugün de muhalefetin tamamı tek bir odak üzerinden çuvala doldurulma telaşında.

HDP’yi PKK’ya, CHP’yi HDP’ye, muhalefeti CHP’ye bağlayıp onu da tıpkı zamanında “bu kış komonizm gelecek, aman gelmesin de ne yaparsak yapalım” tarzı hafakan siyasetine iliştirmektir aslında yapılan.

İktidarın ve ona ideolojik olarak geçerlik ve meşruiyet sağlamak isteyenlerin gittikleri yolun klasik, otokratik ve nobran soğuk savaş siyaseti olduğunu, bilmeleri anlamaları şart.

Yine bir su meseli ile bitirelim.
Bu defa masal değil üstad Herakleitos’dan bir deyiş :
“Aynı nehirde iki defa yıkanamazsınız.”

1 YORUM

  1. Veysi bey! Helal olsun! Mesleğınizin hakkıni fazlası ile veriyorsunuz.
    Size saldıran o zavallılar bir bilebilseler, onlar saldırdıkca batarken sizde mesleğınizın zirvesine çıkacağınızı.
    Herhalde hepsi birden çıldırır.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here