‘Susan Murat (mı) Alır, Öten Muratsız (mı) Kalır’..!

0

Son yıllarda, insanlar arasında daha da keskinleştirilen bir kutuplaşma söz konusu.

Hemen hemen her alanda..!

Siyasette olan kutuplaşma anlaşılabilir elbette.

Ancak burada bile ideolojik körlüğe neden olmayan bir kutuplaşma kabul edilebilir olmalı.

Yani, başarısız, adam sendeci, faydasız, hatta zararlı olanların gizlendiği, korunduğu, kabul gördüğü bir ideolojik birleşme ne kazandırır? ne kaybettirir? diye düşünerek, yeni değerlendirmelerde bulunmak, siyasi yönünü güncellemek pekâlâ mümkündür ve de olmalıdır da…

Siyasette illaki ‘taraf olmayan bertaraf olur’ mu?

Olmalı mı?

Bir siyasi düşünceyi kendine yakın bulan, üretilen siyasi söylemlerin ve politikaların çoğunluğunu kendince uygun görmesine rağmen, uygun görmedikleri için tepki göstermesi, ikazda bulunması, düşüncesini açıklaması mümkün değil mi?

İllaki siyah-beyaz mı olmalı insan..!

Ara renklerde olamaz mıyız?

Bir taraf tutmak zorunda mıyız?

Filozof Kant; “Başkalarının yaptıkları hatalardan dolayı kızarsanız, onların yüzünden kendi kendinizi cezalandırmış olursunuz” der.

İnsanoğlu başka insanları tanıdıkça, kendini de daha iyi tanımayı öğrenir…

Öğrendikçe de imkansızlıklarının peşinden koşar, imkanları arasına katmaya çabalar.

Alışılagelmiş ve gerçek zannettiğimiz şeylerin de, eksik bir anlayış ve bilgiden meydana geldiğini, gelebileceğini ve bugün gerçek olan şeyin yarın tamamıyla değişebileceğini hatırdan çıkartmamalıyız.

Eğer bütün günümüz, şikayet, sıkıntı, öfke, tenkit, nefret, kıskançlık, şüphe, korku, üzüntü ve ümitsizlik içinde geçiyorsa, mutlu olmamıza, kendimizden, hayattan, etrafımızdakilerden memnun olmamıza da imkan yoktur.’

*

Özellikle “Gezi” eylemlerinden itibaren adeta evrim değiştiren bir siyasal yapı söz konusu.

2002’den itibaren siyasi iktidar sahibi olan AK Parti’deki dönüşüm, değişim ve “kurucu üst akılları”nın da partiyi terk etmeleriyle geldiği nokta, AK Parti’yi geride bırakarak, adeta geçmişin seçim başarılarını sahiplenen ve devamında ‘AKP’ lileşen bir hüviyete büründü.

“Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişirsen; hem yolunu kaybedersin, hem dostunu” demiş Necip Fazıl Kısakürek…

Hâlâ kim yolcu, kim hancı tartışıladursun! Kim yoluna devam ediyor? Kim yolunu değiştirdi? Seçmen ve halk karar verecek…

Tabi sağlıklı karar vermeleri için de, şeffaf, özgür, serbest olmaları gerekiyor…!   

*

Türkiye’de milyonlarca futbolsever olduğunu düşündüğümüzde, tribündeki taraftar ve siyasetin, gerek kamuoyu nezdinde, gerekse siyasi çevrelerde ne kadar etkili olduğunu, olabileceğini özellikle son yıllarda açıkça görebiliyoruz. 

Halbuki, bir spor müsabakasını, örneğin Fenerbahçe – Galatasaray karşılaşmasını bir spor sever olarak izleyemeyecek miyiz?

Her iki takımda yer alan değerli futbolcuları, onların estetik ve akıl dolu hareketlerini, attıkları ya da yedikleri gollerini, güzel hareketlerini alkışlamak neden benim hakkım olmuyor?

İllaki bir takım tutmak zorunda bırakılıyorum ve her iki tarafın da güzellikleri için sevinemiyorum?

Neden, tribünlerde “güzellik taraflıları” yok..!

Neden, belirli bölümler “Beyaz Tribün” olarak ayrılmıyor..!

Neden, sadece sporseverlerin bir yere taraf olması dayatılıyor..!

*   

Ben bu tarafsız tribün hayalleri kurarken, siyaset meydanına son birkaç yıldır ne toplar atılıyor!

Önce “Baro”larda ayrışma yapılarak, müvekkil ve avukat seçerken bile insanların siyasal yön tercihine zorlanmak istercesine “Çoklu Baro” ile ayrıştırma yapıldı…

Aslında uzun zamandır meslek örgütlerinden hazzetmeyen siyasilerin bu dönemi fırsata çevirmek istercesine girişimde bulunması, şimdi de “Türk Tabipler Birliği” üzerinden yeni bir ayrıştırma sürecine çevirme hesapları yapılıyor.

Ben sporda “Beyaz Tribün” ve tarafsızlık isterken, adalet aramak istendiğinde bile “taraflılık” durumu türetiliyor..!

Ben sporda “Beyaz Tribün” ve tarafsızlık isterken, bu ülkenin sağlık sisteminde sağlıklı görevler beklendiğinde, istendiğinde bile “taraflılık” durumu türetiliyor..!

Yani bir hukuki durumla karşılaştığımızda, artık avukat ararken bağlı olduğu baroyu sorarak mı avukat seçmek zorunda bırakılacağız..!

Sağlık sisteminde, tarım ve hayvancılıkta, mühendislik iş ve işlemlerinde de, bağlı olduğu grubu sorarak mı tercih yapmak zorunda bırakılacağız..!

**

Bülbül, şahine der ki;

“İkimiz de kuş olduğumuz halde, sen padişahın sarayındasın, ben ise bahçenin dikenliğindeyim.

 Sen kuşları avlayıp yersin, padişahın yanında değer kazanır muradına erersin. Kuşların sultanı olursun.

Ben ise günü güne eklerim, her gece sabaha kadar gülün açılmasını beklerim.

Ben uyumadan o açmaz, uyanınca açılmış görürüm.

Açıldığını göremem, muradıma eremem.

Diken arasında muratsız ağlarım, yüreğimi dağlarım.”

Şahin şöyle cevap verir;

“Ben bin murat alırım ama birini söylemem.

Sen bir murat almadan bin söylersin.

Susan murat alır, öten muratsız kalır.”

Mustafa Kalabalık

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here