Suskunluk ve Siyasi kabızlık

0

Nedense ülke sorunlarını adlandırırken ürkek mısralar kullanarak bir anlamda gerçeklerle, yüzleşmekten kaçınıyoruz. Kimileri ülke insanının yüreğine ve beynine korku ile birlikte resmen fitne tohumları ekerken, kimileri de rengini ve adını bilmediğimiz belirsizliklere doğru toplumu sürüklemenin adını “açılım” koyarak, özlediğimiz barış dolu günleri beklemeye ve alışık olmadığımız zamanları bir anlamda özlemeye başladık.     

Yüreği bir anlamda çölleşmeye yüz tutan ülke insanımın bekleyişi ve özlemi; tükenen ve paramparça olmuş kardeşlik duygularının karşılıksız ve berrak bir şekilde yeniden yaşanılmasıdır. Ancak süregelen, dayatılan ve istenen çözüm (süzlük)ler, toplumun hasret duyduğu, istediği gibi olmaktan uzak görünüyor. Ülkenin içinde bulunduğu bu olumsuzluklar ortamında hala “sakaldan kesip bıyığa eklemeye” çalışan zihniyetlerin ne kadar diri olduğu gözden kaçmamaktadır. Durumdan yararlanarak heybelerini doldurmaya çalışan, dilenci zihniyetli insanların arzuladığımız kardeşlik ortamına katkıları, elbette özlediğimiz zamanı geciktirmek olacaktır. Hepimizin bilmesi gereken şeyin, gelecek sabahların hüznü, acısı annelerin yaktığı ağıtta gizli olduğunu anlamaktır

Sokakta, kahvede, okulda, fabrikadaki insanların sohbetlerini, konuşmalarını dinledikçe, bu güzel ülkem adına yüreğim inciniyor. Gerilmiş bir sürecin içinden geçiyoruz. Yüreğimizin muhtaç olduğu sevgiler bizden uzaklaştıkça uzaklaşıyor. Hayallerimiz, özlemlerimiz ve bir anlamda geleceğimiz karanlıklara doğru sürüklenirken, biz hala büyüyüp kocaman olmuş çocuğun adını koymada anlaşamıyoruz. Aslında aramızda uçurumlar yaratan söylem ve politikaların yarattığı yorgunluk, suskunluk ve siyasi kabızlığın toplamıdır, çocuğun adını koyamama. Senaryosunu kimin yazdığı bilinmemekle birlikte, dünyanın meşhur aktörlerinin rol aldığı, sahnesi ülkem olan bir filmin figüranlarıyız. Filmin nasıl biteceğini şimdiden kestirmek   mümkün değil sanırım.

Açıkçası, kimin ne istediği belli olmamakla beraber, çözüm noktasında da yapılması gerekenlerin muğlâklığını yaşıyoruz. Kim çözecekse, nasıl çözecekse ve kimleri muhatap alacaklarsa alsınlar, çünkü ülkem yangın yerine dönmek üzere. Çünkü korku, telaş ve kaygıların hüküm sürdüğü günlerin esaretindeyiz. Bu anlamda umut ve isteklerimizi çoğaltmaktan başka çaremiz yok. Yüreğimizin en derininden sevmeyi ve sevilmeyi becerebilmekten başka çıkış yolumuz var mıdır bilemiyorum? Kısaca yeniden ve yenilenmekten korkmamalı ve sorunlara daha cesaretle yaklaşmalı ve tanımlamalıyız. Bütün bu olumlu düşünceler, güzellikler boşlukta asılı durmamalı, bunları yaşamımıza bulaştırarak güncelleştirmeliyiz.

Artık anaların o yorgun sesleriyle çığlık çığlığa ağıt yaktığı günler geride kalsın. Barışı ve huzuru demleyelim yaşamışlıklarımızdan. Ki yüreklerimiz kanamasın, yüreklerimiz ayrılığa çarpmasın. Gencecik fidanların ömürlerini kahpe pusularda çaldırtmayalım.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here