Tanrı tembeldir!

0

İyi bir insan kendi yarattığı dertlerin dertlisi olmaz, o başkalarının çektiği acıların dertlisi olur.

İyi bir insan tüm dünya, hatta tüm evrenden sorumlu olur, ama kendisi hiçbir zaman o sorunların sebebi olmaz.

Çünkü o sorunların hiçbiri onun yarattığı sorunlar değildir.

Onun ıstırabı, onun suçluluk duygusu kendi yaptığı hataların bir sonucu değildir, başkalarının yaptığı hataların bir neticesidir.

İnsanın kendi yaptığı hatalar için acı çekmesinin bir mantığı olsa da bir faydası yoktur, diğer yandan başkalarının yaptığı hatalar için acı çekmesinin hem bir mantığı var hem de yararı.

Elbette hiçbir şey gereksiz değildir, ama kaçınılmaz da değildir ve ne kötü insanı kör eden ihtiras ve alışkanlıklarıdır; daha kötüsü ise, insan yaptığı pek çok kötü şeyin farkında bile değildir.

Sizin bunun farkına varmanız sizi uyandırır ama içinizde bir şefkat kırıntısı yoksa kendinize acımanız bile zayıf bir olasılıktır.

Demem şu ki, insanın doğru yapması için yaptığı şeyin kötü olduğunun farkında olması yeterli değildir, içinde bir empati, bir şefkat kırıntısı da olmalıdır.

İnsanı içindeki iyilik iyileştirir, içinde iyilik yoksa o kişi için yapacak fazla bir şey yoktur.

Kuşkusuz iyilikte, kötülükte sonradandır, insan içinde bulunduğu koşullardan hareketle bunlardan birisini edinir ve yeterli zaman varsa kötü bir insanın iyi bir insan olması olası olduğu gibi, iyi bir insanın kötü bir insan olması da olasıdır, yeter ki şartlar buna cevaz veriyor olsun.

Pek çok insan kötü bir insan için yapacak bir şeyin olmadığını düşünür, kuşkusuz yapacak bir şeyi olmayanın iyi bir insanın iyi insan olarak kalmasını sağlaması koşulu da yoktur, zira iyilikte beslendiği ve desteklenip kollandığı için vardır; kaldı ki kötülükte çoğu zaman yalnızca iyi olma fırsatını bulamadığı veya yakalayamadığı için vardır.

Elbette “farka tanık” bilgeler gibi iyiliğe de kötülüğe de seyirci olmayı seçebilir, her şeyin doğasına uygun bir şekilde vaki olmasını veya vuku bulmasını bekleyebilirsiniz. 

Ama şayet yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız gibi hiçbir şey değişmez değil ise, o zaman seyirci olmayı bir işkence olarak alabilir, berraklığınızı ve sevecenliğinizi bir maya gibi kötülüğün içine çalabilir, oradan iyi bir şeylerin çıkmasına katkı da verebilirsiniz.

Merak etmeyiniz, iyi biri olarak durmanızda yüce bir mücadeledir, kötülükten etkilenmemek, iyi biri olarak kalmaya devam etmekte o yüce gönlün iyi bir eylemidir. 

Kötü olan hem kötü olmak ve hem de iyi olmak için bir şey yapmaya çalışmamaktır; elbette tam pasiflik dediğimiz şey bu değildir, ama kötülüğe bütün kayıtsız bir seyirciyseniz bu sizi kaçınılmaz bir şekilde o kötülüğe bir ortak haline getirir.

Çünkü bilgelerin yaptığı ile sizin yaptığınız bir değildir, zira bilgeler doğanın veya tanrının kayıtsızlığını seçmektedirler ki, aslında doğa da tanrı da olanlara kayıtsız değildir.

Sizin doğayı veya tanrıyı ne şekilde aldığınız elbette önemdir; ama en azından doğayı verdikleriyle, tanrıyı da emsal aldığınız doğruya göre alabilir, borçlu olduğunuz bir emsale karşı nankör olmaktan vazgeçebilirsiniz. 

Unutmayın, bugün yücelttiğiniz ve emsalsiz olmasını istediğiniz kişilik veya siz o tanrının şahsında vardığınız kendinizsiniz. 

Eğer suçlayacak biri varsa -ki hep vardır- bunun ilk siz olduğunu ve kendinizi aşamadığınız sürece bu suçlunun hep siz olarak devam edeceğini de aklınızdan çıkarmamalısınız.

Tanrının tembel olduğunu, hiçbir şeye karışmadığını düşünebilirsiniz -inanıyorsanız tabii- hatta görünürde de olsa bunun için yeteri bir nedene sahip olduğunuzu da düşünebilirsiniz; ancak görmediğiniz şey seçmiş olduğunuz yüce kişiliğin tembel olmadığı, size olmanız gereken kişi olarak yol gösterdiğidir.

Evet, basit anlamda size emsal olmuş o yüce kişilik tembel değildir, siz ona atfettiğiniz bir yücelik üzerinden kendinize bir tembel olma hakkını çıkarsıyorsunuz; oysa size hem amacınızı hem de amacınıza gitme konusunda gücünüzü vermesiyle aslında istediğinizi veriyor, siz yalnızca yeteri kadar farkında değilsiniz. 

Anlayacağınız sizin tanrı isyanınız size vazife olan şeyleri yapmamanın suçlusu olarak kendinizi ucuz yoldan bir temize çıkarma çabasıdır; kaldı ki o görevi de size tanırı değil, siz kendi kendinize vermiş bulunuyorsunuz, zira yaptığınız şeyin doğruluğunun tanrıyla bir ilişkisi yoktur, o doğrunun tüm ilişkisi sizinledir, siz yalızca başarısızlıklarınızda suçlayacak birinin olmasını lehte bir durum olarak kabul etmiş bulunuyorsunuz 

Yani kötü olan sizin tembel olmayı seçmiş olmanızdır, çünkü bencilsiniz, yapacağınız şeyi üstünüze vazife almak yerine onu başkasından yapmasını bekliyorsunuz.

Size iyi düşünmenizi tavsiye ederim; tabii yalnızca bedeninizi terbiye etmeniz için değil, çünkü bedenin kontrolü işin bir parçası olsa da esas olan bilincinizin tüm davranışlarınızı kontrol altına almasıdır.

Bu da bilincin keskinleştirilmesiyle değil, yatıştırılmasıyla mümkündür, zira ancak zihniniz yatıştığında hayat yeni bir anlam kazanmaya başlar ve iç huzur denilen şeye varma koşuluna sahip olabilir duruma gelirsiniz. 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here