Tarih İsrafı ve “Eski Rum Yetimhanesi”…

0

İstanbul’un en büyük adası olan Büyükada’nın çok sayıda gezilip görülmesi gereken yerleri varmış.

İnsanın içini huzurla dolduran, hüzünleri de arttıran tarihi mekanları ile doğa harikası bir ada…

İstanbul’un mavi ile yeşilini ahenk içinde gözler önüne seren nadir yerlerden biri olan Büyükada’yı, henüz İstanbul’daki dördüncü yılını dolduran birisi olarak erken keşfettim bile diyemiyorum.

Keşke daha önce keşfedebilseydim…

Adanın, belki de birçok insanın hala farkında bile olmadığı görkemli bir yapıyı saklıyor olması, kimlerin ayıbı, eksikliği ayrıca tartışılması gereken bir husus… 

Büyükada Manastır Tepesi’nde yer alan tarihi “Büyükada Rum Yetimhanesi” muhteşem bir yapı. 

Binanın bulunduğu yerin olağanüstü bir manzarası olması yanında, etkileyici ve insanı hüzün kaplayan hikayesiyle, tüyleri diken diken ediyor adeta. 

Tepeye tırmanmak için güç kuvvet ve enerji lazım. Ancak hedefe ulaşıp da bu muazzam güzellikleri gördükten sonra, bu zahmete fazlasıyla değdiğini düşüneceğinizden emin olabilirsiniz.

Reklam

***

Tarihini ve internette kısaca sizlerin de bulabileceği hikayesini okuduğumuzda, başlangıçta 1898 yılında otel olarak yapılmış olan ve sonrasında II. Abdülhamid döneminde Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne sadece yetimhane olarak kullanılmak üzere devri buyurulan ve bu amaçla kullanılan 121 yaşındaki ağaçtan yapılmış bir yetimhane.

Büyükada Rum Yetimhanesi; ‘1898 yılında Fransız mimar Alexendre Vallaury tarafından yapılmış ve tamamen ahşap malzemeler kullanılarak inşa edilmiş. Hatta bu nedenle yapının, dünyanın ilk çok katlı ahşap binası olduğu da söyleniyor. Ana ve yan bölümler olmak üzere 3 kısımdan meydana gelen yetimhanenin yan bölümleri 6, ana bölümü ise 5 katlıymış.’ 

“Prinkipo Palace Otel”in Yetimhaneye Dönüşümü

Büyükada Rum Yetimhanesinin, aslında “Prinkipo Palace Otel” adıyla inşa edildiğini ve bir kısmının da casino olarak işletilmesinin planlanmış olduğunu öğreniyoruz. Fakat otelin Büyükada’nın ahlakını bozacağını düşünen bir takım kişilerin de etkisi ile, dönemin Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’in buyruğu ile otel olarak işletilmesine müsaade edilmez… 

Sultan Abdülhamid bir ferman yayınlar ve binayı Balıklı Rum Hastanesi’nde barınan kimsesiz Rum çocuklarına hizmet vermesi için Rum Patrikhanesi himayesine verilmesini buyurur. 

1903 tarihinde Sultan Abdülhamit ve dönemin Patriği III. İoakim’in de katıldığı bir törenle açılan bina, yetimhane olarak hizmet vermeye başlar. 

 I. Dünya Savaşı sırasında Büyükada Rum Yetimhanesi’nde barınan kimsesiz çocuklar Heybeliada’daki başka bir yetimhaneye nakledilir ve binaya da Kuleli Askeri Okulu’nun mensupları yerleştirilir. Bir nevi yetimhane artık askeri kışla işlevi görmeye başlar.

Reklam

Savaş esnasında İstanbul’a yerleşen işgal kuvvetleri tarafından da, Büyükada’ya gönderilen Rum göçmenlerin barınması amacıyla kullanılır. Bir dönem de Rusya’daki Bolşevik Devrimi’nden kaçan Rus mültecilerin sığınağı haline gelir Büyükada Rum Yetimhanesi. 

1960’lı yıllarda yaşanan Kıbrıs olayları nedeniyle Büyükada Rum Yetimhanesi’ne el konulur. Bina tamamen kapatılır ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilir. 

Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise en büyük çok katlı ahşap binası olan bu görkemli yapı, 1964 yılından itibaren tamamen çürümeye terk edilir. 

Fener Rum Patrikhanesi, elinde Osmanlı’dan kalan fermanı, Zafiris ve Sygngros ailelerinin bağış belgelerini sunarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden binanın iadesini talep eder. Ne yazık ki bu talep reddedilir. 

2005 yılına gelindiğinde ise Fener Rum Patrikhanesi, yetimhaneyi geri almak için AİHM’ye başvurarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne dava açar. 

Dava, 29 Kasım 2010 yılında sonuçlanır ve Büyükada Rum Yetimhanesi’nin tapusu resmi olarak Fener Rum Patrikhanesi’ne devredilir.

***

Kısaca tarihi ve geçmişiyle, Büyükada’da bulunan “Prinkipo Palace Otel” veya diğer kullanımıyla “Eski Rum Yetimhanesi”, gerçekten de görenleri hayrete düşüren büyüklükte ve dilinden düşüremeyeceği, yüreğinden kolaylıkla atamayacağı bir güzellikte, muhteşem bir bina.

Kim bilir kimler? Nasıl duygular, nasıl gençlikler burada  yetişti! 

Nasıl anılar birikti! Nasıl hüzünler, acılar çekildi…!

Uzun yıllardır dışlanmış, ötekileştirilmiş, gözden çıkarılmış, adeta çürüyüp kendi kendine diz çökmesi beklenen muhteşem bu güzelliğe yazık…

Bu toprakların bağrındaki binlercesi gibi, geleceğe emanet “tarihi bir değeri” yok etmek için yok saymak…!

Yer yüzündeki tarihi değerlerimizin kıymetini bilmediğimiz aşikarken, yeraltında tarih avcılığı yapıp bunları gün yüzüne çıkarma hayallerini de düşününce, ne kadar basiretsiz yöneticilere mahkûm bir toplum olduğumuzu düşünüyorum. 

Kalelerimizi, surlarımızı sahiplenmeyen insanlar, başka başka anılara, değerlere neden sahip olsunlar…!

Yazık..!

Halbuki bu ve benzeri mirasları değerlendir! 

Hayata dahil et! 

Geçmişin armağanına sahip çık! 

Tarihe ve geleceğe armağan et!

Ekonomiye kazandır!

Turizme kazandır!

Ülkeye kazandır!

Dünya mirasına kazandır..!

Yazık bu “tarih israfına”! 

YAZIK…!

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here