Tarihte Dine Bağlı Teokratik Devletler ve Yönetimler

0

Bu yazı dizimize; 

“Din-Siyaset ya da Din-Devlet İlişikisi- Giriş”

“Dine Bağlı Devlet  Yönetimi (Teokrasi)” yazılarımız ile başladık, devam ediyoruz.

Tarihte kurulan devletlere bakıldığında teokratik anlayışın ilk çağlardan beri uzun asırlar boyunca hüküm sürdüğü görülecektir. Birçok kadim kültür ve medeniyette tanrıların genel itibarıyla tahtına kurulmuş kral şeklinde tasvir edilmesi ve birçok devletin tanrı-krallar tarafından yönetilmesi bunu göstermektedir. 

Yönetimlerini ilahî bir kaynağa dayandırmak isteyen krallar kendilerini, “gökyüzü ve yeryüzünün efendisi”, “Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi”, “bütün ülkelerin hâkimi” gibi vasıflarla nitelemişlerdir.

Mesela; Hz İbrahim (a.s) dönemi Babil kralı Nemrud, insanları öldürdüğünü veya hayat verdiğini (Bakara, 2/258) ifade ederek ilahlığını iddia etti, halkı içindeki ilah algısını devam ettirmek ve İbrahim’in Allah’ından kurtulmak için Babil kulesini yaptırdı. Kuleye çıkarak Allah’ı vurmak için ok attı. Allah-u Teala Nemrud’un kulesini yerle bir etti.

Hz Musa (a.s) dönemi Mısır kralı Firavun, “Sizin Yüce Rabbiniz benim” (Naziat,79/24) demiştir.

Sümerlerdeki şehir devletleri birer rahip-kral olan patesiler tarafından yönetilmiştir. Bunlar kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki vekilleri olarak görmüş, her türlü siyasi ve dinî yetkiyi ellerinde tutmuşlardır. 

Reklam

Kendilerini güneşin oğlu olarak gören eski Japon ve Çin imparatorları da yönetimlerini tanrısal bir menşee dayandırmış ve hatta kendilerini tanrılaştırmışlardır.

Hindistan’da devlet, kast sisteminin en üstünde yer alan kahin ve din adamları (Brahmanlar) tarafından yönetilmiş ve alt tabakalarda yer alanlar Brahmanlara itaatle yükümlü kılınmıştır. Zira onların inancına göre Brahmanlar Tanrı’nın ağzından yaratıldığı için bir kısım ayrıcalıklara sahip olmuşlardır.

Hitit  kralları kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olarak görmüş ve tüm faaliyetlerini Tanrı’nın istekleri çerçevesinde gerçekleştirdiklerini ileri sürmüşlerdir. Halk da onların güç ve iktidarlarını tanrılardan aldıklarını kabul etmiş ve öldükten sonra onların tanrı olduklarına inanmıştır. Tanrısal güçlerle desteklenen kralların emirlerine karşı gelme söz konusu olmadığından, buna cüret edenler ölüm cezasına çarptırılmıştır. 

Urartu’larda da durum bundan farklı değildir. Onların kralları da kendilerini Tanrı’nın temsilcileri olarak görmüş, tanrılar tarafından korunduklarını ve tanrıların hizmetçisi olduklarını iddia etmişlerdir. Bu yüzden de ülkenin mutlak hâkimi olmuşlar ve sınırsız yetkilerle donanmışlardır. (Bkz. Veli Ünsal, Eski Anadoluda Teokratik Devlet Düzeni)

Benzer şekilde Sasani imparatorları olan Kisra’ların da ilahî bir güce sahip olduğu kabul edilmiş ve onlara belirgin ayrıcalıklar tanınmıştır. Onlar âdeta insanüstü varlıklar gibi görülmüştür. Bu yüzden halk gelişigüzel onların huzuruna giremediği gibi onların adını bile ağızlarına alamamıştır. Hükümranlık, kisraların soyundan gelen hanedan üyeleri için kutsal ve devredilemez bir hak olarak görülmüştür. 

Aynı şekilde Zerdüşt din adamları da önemli bir güç ve nüfuzu, sınırsız yetkileri ellerinde tutmuş, devlet kademelerinde en üst makamları temsil etmişlerdir.

Teokrasi denildiğinde çoklarının aklına hemen Ortaçağ’a hâkim olan Katolik Hıristiyanlığı ve kilise yönetimi gelecektir. Esasında teokratik devletle ilgili ortaya konulan teorik çalışmalar da daha ziyade buna göre şekillenmiştir. 

Katolik Hristiyanlık, Roma kilisesinin Petrus’un mezarı üzerine inşa edildiğini, dolayısıyla da Hz. İsa tarafından Petrus’a verilen yetkilerin kendisine geçtiğini iddia etmiştir. 

Reklam

Dahası Katolik Hristiyanlığında papalar İsa’nın vekili ve Petrus’un halefi olarak görülmüştür.

Onların hatadan korundukları (masum oldukları) ileri sürülmüş ve onlara (ilahlaştırılmış) Hz. İsa adına karar verme ve din adına yeni hüküm koyma yetkisi verilmiştir.  İnsanlara din adına zulüm, işkence ederek dine soktukları gibi, dilediklerini dinden çıkardıkları ve katlettikleri tarihi hakikatlerdir.

Günümüzde, Vatikan ve İsrail devletleri, dine bağlı teokratik devlet ve yönetimlerin özgün örnekleridir. 

Özetlersek dine bağlı teokratik devlet veya yönetimlerinin ortak özellik olarak onları diğer yönetim biçimlerinden ayıran bariz iki vasfı vardır.

Birincisi: Devletlerin ve insanların, Tanrılaşmış bir kişi tarafından veya Tanrı adına devleti ve yönetimi elinde tutan lâyüsel (yaptıklarından hesaba çekilemeyen) kişi veya zümreler tarafından idare edilmesi; 

İkincisi: Bu Tanrı’nın veya Tanrı adına yönetimi elinde tutanların, istediklerine bu dini zorla kabul ettirdikleri gibi dilediklerini bu dinen çıkartabilmeleridir. Önce dinden çıkarıp sonra dinsiz olduklarında katletmeleridir.

Dolayısı ile böyle teokratik devlet ve yönetimlerin temsil ettikleri dinler vahiyle alakası olmayan, veya vahiyden sapmış, şirk, sahte, çakma, batıl dinlerdir.

Akıllara gelebilecek şu noktaya da dikkat çekmeliyiz: Hz Davud(a.s), Hz Süleyman(a.s) ve nihayet Hz Muhammed (a.s) vb. Peygamberlerin devlet ve yönetimleri din/vahy kaynaklıdır ama teokratik devlet ve yönetim biçimi değildir. 

Zira onlar Tanrı olduklarını iddia etmediler. Allah adına kendileri hüküm vermiyorlardı. Allah’ın vahyettiği emirleri yerine getiriyorlardı. Dini tebligatı da zorla ve baskı ile yapmıyorlardı.

Esasen  bütün peygamberler; inkarcılarla, müşriklerle, ve onların uyguladıkları teokratik rejimlerle ve bu rejimlerin dayattığı, şirke, sahte, çakma, batıl dinlere ve yönetimlere karşı mücadele etmişlerdir.

Vesselam.

(Devam edecek)

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here