Tek Kelime, Beş Harf: İdlib

4

Önceki gece gerçekleşen hava taarruzu sonrası 33 askerimiz şehit düşmüş, 32 askerimiz de yaralanmıştır. Acı… Acının en acı hali olduğu bir sabaha böyle uyandı koca bir ülke güzel uykularından… Birçok gencecik fidan murada ermeden düşmüştü vatan – millet – devlet uğruna toprağa… Ruhları şad olsun…

Bu konuyla ilgili sosyal medyada (ki saatlerce kısıtlanmış, erişimi engellenmiş –özgür bir ülke- olan Türkiye’mizin sosyal medyasında) birçok şey paylaşıldı, yazıldı, çizildi. Herkes çok güzel edebi sözler paylaştı. Sıcacık evlerinde, rahat koltuklarında, tepelerinde güzel bir çatı, sırtlarında yumuşak koca bir yastıkla intikam yeminleri edildi. “Devlet bize yol versin gidip çarpışalım, Yansın Suriye – Yıkılsın Şam” denildi, sözüm ona Rus Savunma Siteleri hacklendi vs vs vs… Gerçi beyaz tül perdeye sarılıp, “Kefenimizi giydik, ölmeye geldik” diyenleri göremedim ben ama neyse bunlar işin magazin kısımları; gerçek kısımları ise “Ölmek bayılmaya benzemiyor Aslanlar…” Sakin olun…

Yazılı ve görsel basında da birçok şey okuduk. Hükümete yakın bazı gazetelerin bazı kalemleri tek kelime bile İdlib demezken, yakında gerçekleşecek olan CHP kurultayından, tek aday çıkmasın diye yalan bir aday çıkarttıklarından bahsediyorlardı. Dün ve bugün… Ama “şehit, 33, İdlib” kelimelerinin biri bile geçmiyordu köşelerinde… Görsel medyası ise beni daha da şaşırttı. Doğrusu ben penguenlerle ilgili bir belgesel beklemedim değil hani… Penguen olmasa bile en azından Ortadoğu sürüngenleri olsa iyi giderdi.

Cumhurbaşkanımız ve Başkomutanımızdan da bir bilgilendirme, TV’lere çıkıp gürül gürül bir açıklama duymadık. Bir atanmış vali cebelleşti durdu koca ülke karşısında. Oysa açılışlarda boy boy sıralanan hükümet temsilcilerimizi yine boy boy sıralanmış şekilde görmek isterdik. Boy boy yok oldular, ortalık Hatay valisine kaldı. Hadi onları göremedik ama İçişleri bakanımız da yoktu. En azından üniforma giyince “Asker” olduğunu sanan Dışişleri bakanımız bir açıklama yapar dedik. Yok, o da olmadı.

Gelelim, İdlib’deki yaşananların “Askeri – Stratejik ve Uluslararası İlişkiler” bağlarına ve açılımlarına… 

TSK’nın manevra ve kara gücüyle bahsi konu olan bölgeye kadar ilerlediği bilinmektedir. Hava gücünü ise ne yazık ki imzalanan bazı mutabakatlarla kullanamıyoruz. İşte asıl sorun, işte asıl üzerinde durmamız gereken konu kanımca budur. Bazı güvenlik uzmanımıza ya da öyle gözükenlere göre “Yahu Hava gücüne ne gerek var? İHA’lar, SİHA’lar hem daha ekonomik hem de insan kaybı daha az… Hava gücüne gerek yok” diyorlar. Evet, İHA ya da SİHA vurulduğunda hiç şehit vermezken savaş uçakları vurulduğunda bir (ya da duruma bağlı D serisi savaş uçaklarında) iki şehit verirdik. Ama kullanmadık, kullanamadık, şimdi 33 şehit ,32 yaralı verdik. 

Yer hedeflerini etkisiz hale getirmek havadan daha kolayken, yerden hava hedeflerini etkisiz hale getirmek daha da zorken nedense bu mantığı oluşturdular. Sorun Hava Gücünü kullanamayan orduda değil bu gücün kullanılmamasını imzalayanlarda olduğunu göstermemek için ya da başka bir ucuz propaganda için “İHA’lar ve SİHA’lar daha iyi” diyorlar. Bak bir de utanmadan diyorlar ki; Daha ekonomik… “Birkaç” şehitten daha ekonomik demek istiyorlar sanırım? Üstelik insan kaybı da az… Evet, gerçekten dedikleri gibi…

İdlib’in hemen yakınında 2. Hava Kuvveti Komutanlığına bağlı 8. Ana Jet Üssü duruyor. Birçok F-16 filosu olan… Ama kaldıramıyoruz işte ne yaparsınız? İHA’lar ve SİHA’lar daha ekonomik nasılsa… Ama kimse “Kardeşim, neden böyle bir şeyi imza ettiniz? Hava Gücü olmadan operasyon olur mu?” demiyor! Oysa ben ilk günlerde yine buradaki bir yazımda yazmıştım bu işin böyle olmayacağını…

Hal böyle olunca Hava Gücü desteği olmadan, uçuşa yasak bölgeye doğru bir operasyona giderseniz ne yazık ki çıkacak sonuç da böyle olur. Hava desteği şarttır. Günümüz savaş sanatında olmazsa olmazdır. Obüs – karadan karaya füze sistemleri – piyade ve zırhlı / paletli gücünüz bir yere kadar başarı sağlar. Kaldı ki; Düşmanın böyle bir kurala, mutabakata ya da NATO’ya karşı sorumluluğu yok. Kaldırır uçağını atar geçer. Nitekim yaşadığımız acının elimize ulaşan faturasında yazanlar da bunlardı. 

Rusya dün açıklama yaptı. Aslında kafaları karıştıran iki açıklama vardı. İlki; “Biz cihatçı güçleri vurduk. TSK’nın orada olmaması gerekirdi” denildi. Sonrasında “Gerçekleşen hava saldırısında Rus uçakları yoktu” denildi. Ve hemen arkasından Kremlin bir başsağlığı mesajı yayınladı. Tecrübelerimden şunu öğrendim ki; faali meçhul bir cinayette, cenazeye ilk çelengi gönderen her zaman katildir

Konumuza dönersek; Türkiye Cumhuriyetinin bölgedeki muhalif güçlerle hareket ettiğini biliyoruz. Kim bu muhalif güçler derseniz, bunu anlamak için uzman, profesör ya da Ortadoğu’da yaşamınıza gerek yok. Rusya diyor ki; “Biz onlara saldırdık. Siz oradaysanız bu sizin kabahatiniz.”  Savunma Bakanımız da diyor ki; “Biz Ruslara yerimizi söyledik. Hatta ilk atış geldiğinde söyledik ama durmadılar…” Bu bakan eski bir kurmay subay hatta Genelkurmay Başkanı… Talihsiz bir açıklama olmuş. Ve sonrasında Rus uçaklarının ilgili hava taarruzunda olmadığını da söylüyor Kremlin. 

Bu konuda şöyle bir teknik bilgi paylaşayım sizlerle. Uçaklarda aynı telefonlarımız gibi bazı yazılımlarla “Dost / Düşman” belli olur. Uçağın sistemine yaptığınız yazılım sizin elinizdeyse yani o yazılımı siz yükleyebiliyorsanız, siz oraya yapacağınız programlamada “Suriye Hava Kuvvetleri” kodlarını girersiniz ve o uçak artık sizin radar ve hava savunma sistemlerinizde “Suriye Ordusu” olarak gözükür. Siz oraya Rus yazarsanız Rus Ordusu, “Patagonya Kraliyet Hava Kuvveti” yazarsanız öyle gözükür. Uçağın hangi ülkenin imalatı olduğu, hangi uyruklu pilotun kullandığı, kullandığı füze sistemlerinin menşei falan önemli değildir artık. Bu maddeyi göz önüne alırsak Ruslar haklı… O taarruzda hiçbir Rus uçağı kullanılmamıştır. Sistemler o bombaları yağdıran uçakları Suriye Ordusu olarak görmüştür. Ama uçak Rus, pilot Rus, füze sistemleri Rus… Yazılımda yazan; “Suriye Ordusu…” Yerseniz…

Muzaffer ve Gazi ordumuza diyecek bir sözüm yok ama sadece meraktan soruyorum: Bölgenin coğrafi konumunu, durumunu az çok tahmin edebiliyorsunuzdur. Gizlenme / Kamuflaj unsurlarından oldukça fakir. Kara savaşının yürüdüğü bir alan. Tehdit olarak düşmanın Hava Gücü de var. Rusya gibi bir devletin desteği. Gerilla savaşı ile yıllardır savaş tecrübesi kazanmış bir ordu karşınızdaki. Tüm bu parametreler varken oradaki saygı değer komutanlarıma soruyorum: Hangi fikirle siz bir bölük askeri bir binanın içine gizlenmesi için sokarsınız? Bunu aklım almıyor? Bina demek füze ya da topçu düşmanlar için muhteşem bir hedeftir. Hele ki, işin içine havadan yere güçlü bir sistemi olan savaş uçakları giriyorsa? Gizlenmek için girilen yer; Bir bina… Sadece merak ediyorum hepsi bu… 

İşin bir de Uluslararası İlişkiler boyutu var. Bunu merak edenler için çok kısa açıklayayım. Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan iki gündür bir Trump’la, bir Putin’le görüşüyor ya… Öyle okuyoruz ya, çok geçmeden şu haber düşecek ajanslara; “Rusya ve Türkiye, İdlib’de yaşananlar konusunda anlaşmaya vardı.” Evet. Olacak tek şey bu… Trump kınayacak, Putin “Pardon ya kusura bakmayın” diyecek, Erdoğan daha şiddetli kınayacak, AKP basın sözcüsü Sayın Çelik en kötü o kınayacak. İş bana kadar gelirse ben de en şiddetli şekilde kınarım. Sorun yapmam yani… Olan 33 şehit arkasından acısı yüreğine sığmayan yüzbinlerce insana olacak…

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyorum. Ailenizden, yakınınızdan bir şehit vermedikçe bu acıyı anlamanız asla mümkün değildir. “Birkaç” şehit denilir geçer ama bazıları için o birkaç değil “Biricik” evladıdır, kocasıdır, kardeşidir, arkadaşıdır, öğrencisidir… 

Saygı duymayı bilmiyorsak bile en azından susalım da saygı duyuyor sansınlar.

Aziz milletimizin tekrardan başı sağ olsun… 

4 YORUMLAR

  1. BRAVO!Tek kelime ile bravo!Ellerinize kaleminize sağlık!Görmek istediğimiz cesur yazılar işte bunlar!yazandanda yayınlayandanda Allah razı olsun!İnşAllah birilerinim gözlerini açar!

  2. Sayın yazar,
    Uzun zamandır ilk defa yazdınız.Ve beklediğimize değmiş.Fakt merak ettiğim bir şey var.Uçaklarımızı kullanmama konusunda hangi mutabakattan bahsediyorsunuz?Birde kim nasıl böyle birşeyi imzalar?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here