Teknolojik ve Psikolojik Harbin Önemi

7

Sosyolojik ve teknolojik evrimin karşı koyulamaz ilerlemesi ile günümüzde “Savaş Sanatı da” bir evrim geçirmiş ve çeşitlenmiştir. Geçen yüzyılın savaş taktikleri bu yüzyılın tiyatrolarına konu olmanın ötesine geçemeyecek olması da bunun ispatı gibidir. Bu evrim geçirmiş “Savaş Taktikleri” içinde en önemlileri “Psikolojik Harp” ve “Teknolojik Muhabere” alanlarıdır.

Psikolojik Harp sanırım hiç eskimeyecek olan taktik harekâtlardan biridir. Ve geçmişi de çok çok eskilere kadar uzanmaktadır. Süpürge çalısının tepesine ateş yakılıp yapılan suni ordular günümüzde bu harp tekniğini biraz daha geliştirmiş ve farklılaştırmıştır. Artık koyunlardan oluşturulmuş gece tümenleri yerlerini tweetlere, sosyal medya paylaşımlarına bırakmıştır.

Teknolojik Muhabere ise, günümüzde herkesin çok rahatlıkla “Hizmete Özel – Gizli ve / veya Çok Gizli” bilgilere ulaşmasıyla “kriptolu mesaj cihazlarından” çıkıp, bilgisayar klavyelerine kadar inmiştir. Ve her evde bir tane klavye olduğunu düşünürsek bu harp meydanının ne kadar geniş kitlelere kadar yayıldığını da kolaylıkla görebiliriz.

Bu savaş alanında “profesyonel bir asker” , “İyi donanımlı bir istihbarat uzmanı” ya da bu konuda “akademik eğitim almış resmi görevli bir memur” olmanıza hiç gerek yoktur. Bir klavye ve internet bağlantısı ihtiyacınız olan tek donanımdır. Önemli olan, nereye bakacağınızdır.

Teknolojinin klavyeden de çıkıp, cebimizde taşınan bir aletin içine kadar girmesiyle, bu savaş alanı daha da korkunç bir arenaya doğru da evirilmiştir.

Önemli olan bu fırlayıp giden teknolojiden nasıl faydalandığınızdır. Bundan korkup, kaçmak, yok saymak “matbaanın kabul edilmeyip, “gevur icadı” denilerek sırt dönülmesiyle aynı korkunç facialara sebep olabilir. İnsanların bu mecralara ulaşmasını kanunlarla engellemek daha da korkunç bir hata olur.

Hiç şüphe yok ki; savaş alanının nasıl olup olmadığının, düşmanın kabiliyet ve yeterliliklerinden daha çok, en çok dikkat edilmesi gereken “alandaki askerinizin zihnidir” çünkü diğer her şeyi zırhla kaplayabilir, koruyabilir hatta yedeğini eskisinin, yıpranmışının hatta tarumar olmuşunun yerine koyabilirsiniz. Ama savaşta ki askerinizin zihnini kaybederseniz sakın dert etmeyin çünkü başka kaybedecek bir şeyiniz kalmamıştır. Mendilinizi çıkarıp sallamaya başlayın. Bu savaş alanı “Teknolojik Savaş Muhaberesiyse de” yine aynı şey geçerlidir. Zihinleri korumalı, muhafaza etmeli hatta karşı / düşman birimlerinin zihinlerini de almalı – kazanmalı ve kontrol edebilmelisinizdir. İşte o zaman “Teknolojik Savaşta” da “Psikolojik Savaşta da” öne geçmiş olursunuz. Geri kalanı zırhlı birlikler, piyade gücü, Hava ve Deniz Kuvvetleri yapacaktır zaten. Bu günümüzde en kolay olanıdır.

Yukarıda dediğimiz gibi, çok yaygın ve herkesi içine alan bu “savaş alanında” –askerleriniz- kimlerse önce onların zihinlerini korumakla başlamanız gerekir. Kimlerdir bu askerler? Klavyenin başında oturan ya da bankta elinde telefonuyla sosyal medya da kedili video beğenen yaşı, mesleği, eğitimi, yetenekleri hatta sanatının ne olduğunun hiçbir önemi olmayan “kendi insanlarınızdır” Sizin bu “Teknolojik ve Psikolojik Harp Meydanındaki” neferleriniz, tetik çeken, koruyan, muhafaza eden eriniz, erbaşınız, subayınız, astsubayınız hatta generaliniz… Hepsi işte o insanlardır. O insanların zihinlerini “düşmana” kaptırırsanız dediğim gibi başka kaybedecek bir şeyiniz kalmamış demektir.

Bu insanların zihinlerini düşmana kaptırmamak için yapmanız gereken ise “altı boş propagandadan” çok “Bilgiye dayalı, teknik – açık – objektif ve realist bilgi paylaşımıdır” Propaganda ile zihinleri kontrol etme; Dr. Goebbels (Alman Nazi Propaganda Bakanı / Nazi İmp 2. Adamı) ile başlamış ve ne yazık ki onunla da bitmiştir. Ondan sonra uygulayanlar hatta günümüzde bile Dr. Goebbels’in taktiklerine başvuranlar vardır ancak bu onları gülünç bir duruma sokmaktadır. Ve bu komik durumdan kendilerinin bile haberi yoktur.

Özellikle çağımızda bilgi bu kadar akışkan, taze ve alternatif bilgi / kirli bilgi trafiği varken bu tip taktik manevralar yersiz ve anlamsız olur. Siz kendinize uygun yazılı görsel medya da, sosyal medya da bir propagandaya başlar başlamaz hemen karşı atak gelmekte ve hiç zaman kaybetmeden panzehri damarlara zerk etmeye başlamaktadır. Bu yüzden bir zehre, bir panzehre hatta bir propagandaya değil, “doğru – açık – objektif ve reel bilgilere” ihtiyacınız vardır. Elbette ki karşı ataklar olacaktır. Ancak ispatlanabilir her bilgi “yıkılmaz bir duvar” gibidir. Yıkılmaz bir duvarı yıkabilecek tek şey ise; “Durdurulamaz bir güçtür” Yıkılmaz bir duvar ile karşı koyulmaz bir gücün çarpışmayasıyla ortaya çıkacak şeyin adı da; “Kaos” olur. Buna göre de önlemlerinizi hazırlamanız gerekir. Kaoslardan sonra çoğu zaman bahar gelir. Bolluk gelir, refah ve huzur gelir.

Teknolojik ve Psikolojik savaş, çoğunlukla yer altında ya da “Gri Bölge” dediğimiz yerlerde başlar ve orada devam eder. Toplum dinamikleri, kültürleri, hassasiyetleri ve profilleri ile ilgili uzman kişilerin karşılıklı olarak, olmayan top ve tüfekleriyle gerilla tarzı kent savaşıdır. Sizin internet kullanan ve uzman olmayan halkınız / askerleriniz bu savaş alanında bir tarafta yer alırlar. Ve bunun önüne kimse geçemez. Kimin doğru taraf, kimin haklı olduğundan daha çok sizin “stratejik çıkarlarınıza” göre hareket etmeniz önemlidir. Askerlerinizi kaptırmamak, düşmanın kontrolüne ve merhametine bırakmamak için çalışmanız gerekir. Doğru bir bilinçle, doğru bir kimlikle ve doğru bir ulusal birlik politikasıyla.

LGBT eylemleri ile Boğaziçi Direnişinde uygulamanız gereken politika, devlet olarak bir taraf seçmek değil taraf seçenleri bir şekilde kazanma üzerine olmalıydı örneğin. Devletler, devlet akılları bu tip kaotik durumlarda bir tarafın yanında olursa diğer taraftaki kendi insanının güvenini – tercihini ve vefa duygusunu tabiatın bir kuralı olarak kaybeder. Ve düşmanın insafına bırakır. Ancak “Üstün Devlet Aklı” oradaki her iki tarafı da kazanmaya gayret ederse, doğru – açık – objektif ve reel bilgilerle tarafları ikna ederse kazanan her türlü “doğru taraf” olacaktır.

Psikolojik ve Teknolojik Savaşın en temel kuralı budur. Önce kendi askerinizi korumak, safını değiştirmesine engel olmak hatta size güvenmesini sağlamak. Bu askerleriniz yaygın olarak kendi vatandaşlarınızsa buna göre “geniş kitlelere” uygun davranmanız gerekir.

 Yoksa bir bakmışsınız elinizde kimse kalmamış, alkışlarla, heyecan ve umut dolu çığlıklarla, yabancı ve düşman ordusunu caddelerde elinde bayraklarla karşılayan kocaman bir insan grubuna bakıyor olursunuz. Bu noktadan sonra onlara “Hain”“Terörist” demeniz ise size hiçbir şey kazandırmaz. Bunu başaran sizsinizdir çünkü. Sizin politikalarınız ve “başarısız taktiklerinizdir.” Son derece şaşkın ve “Ben bunu nasıl başardım?” sorularıyla birlikte çantanızı toplamaya başlarsınız.

7 YORUMLAR

    • İşlenilen her suçun elbette ki Türk Ceza Kanunda bir karşılığı var. Ve ortada bir cürüm varsa bunu hoş görmek, görmemek ya da affetmek değildir kastım. Sadece “bakış açısı”…

  1. Peki,doğru bilgi vermekle bunun önüne geçilebilecek mi?

    Bence geçilemez.hatta saçma olur.Karşı koyucu önlemlerde gerekir.Bu önlemlerden biride sosyal medyanın hür ve pervasız hareketlerinin önüne geçmektir.

    Ve devletimiz yada hükümetimiz bunu yapıyor zaten.Her sosyal medya kuruluşuna bu ülke topraklarında bir şube açtırması bunun bir önlemi değilmidir?Canınızı yakarım demek değilmidir?

    Başka ne yapabilir?her gizli bilgi belge paylaşılırmı hiç?sizin aklınız bunu alıyormu?devlet sırrı denilen biriey var.doğru ve dürüst ve açık bilgi paylaşmakla ne kazanılır?aynı bilgiler düşmanında elinde olacak.

    Yazar yine hükümet politikasına laf söylerken kendi dediği gibi komik olmuş.herşeyi açık bir şekilde paylaşırsa bilgi kirliliğinin önüne geçermiş…miş…miş

    • Her sosyal medya paylaşımı yapan şirkete şube açtırmak (Ki bir çoğu hala açmış değil) çözüm olur mu peki? Çözüyor mu şuan açılmış şubeler? Şube açılmasını “Canınızı yakarım” olarak algılamak ise bana pek mantıklı gelmiyor açıkçası.

      Yorumunuz için teşekkür ederim.

  2. serkan yıldız siz böyle yazılar yazın.bakın ne güzel olmuş.aydınlatıcı.bilmediğimiz şeyleri öğreniyoruz.23 nisana kutlu doğum haftasına mevlüd kandiline girmeyin hiç.size ne?bu kadar insan yanılıyor olamaz.ama bakın bu yazınızda ne güzel.önümüzü ilekledik okurken.bunları çoğu kişi bilmez ama sizin diğer konularda yazdıklarınızı hepimiz biliyoruz ALLAHa şükürler olsunki.

  3. Açıkladığınız savaş türünün psikolojik ve teknolojik bileşenleri de olan “Sosyolojik Savaş” olduğunu belirtmek isterim. @yusufcaglayana

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here