Temel İnsan Hakları Son İlahi/Kutsal Bildirgesi

5
gündogdu

Temel insan hakları ilahi/kutsal bildirgesi ve İslam dünyasında ilk insan hakları belgesi, İslamın birinci  kaynağı Kur’an-ı Kerimdir. İslâm dünyasında insan hakları hemen Kur’an’ın  tebliğ edilmesiyle birlikte başlamıştır.

Denilebilir ki Kur’ân-ı Kerîm, insanlık tarihinde, temel insan haklarını bir defa daha tesbit ve tescil etmek, insana hak ettiği değeri yeniden kazandırmak amacıyla  gönderilmiştir.

İslâm toplumlarının inanç  ve eylemleri açısından bağlı bulunduğu Kur’ân-ı Kerîm, ayrıntılı ve teknik olmasa bile insan hakları kapsamına giren bütün  noktalara değinmiş ve bunların korunmasını değişik boyutlarda müeyyidelendirmiştir.  Zira Kur’an’da dünyevi ve uhrevi cezaların bir çoğu, İnsan hakları ihlali merkezlidir.

Kur’an’da;  adalete ve hukukun üstünlüğüne devamlı vurgu yapılmıştır. Kişinin kendi hakkını bizzat kendi kuvvetiyle elde etmesi demek olan ihkak-ı hakk’ın  bile belirli şartlarlada izin verilmesi; Meşruiyetin ve hukuk düzeninin korunmasının emredilmesi;  Kuran ve sünnetin  çizdiği sınırların çiğnenmesinin yasaklanması, temel insan haklarının korunmasında  çok sağlam zemini oluşturmaktadır.

İslâm, insanların kabul edilemez bir takım kategorilere ayrılarak köle-efendi, fakir zengin, soylu soysuz, kadın erkek gibi ayırımcı muamelelere tabi tutulmasını reddeder;

Temelde bütün insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğunu ilan ederek, herkesin doğuştan gelen insan haklarına sahip olduğunu kabul eder.

İslâm bilginleri ve teorisyenleri, özelde İslam dininin,  genelde vahye dayalı bütün ilahi dinlerin, amacının; “zarurât-ı hamse” denilen beş temel ilkeyi yerleştirmek ve korumak olduğunu ifade etmişlerdir.

Bunlar;

1-canın korunması,

2-aklın korunması,

3-özel hayatın, namus ve haysiyetin korunması,

4-inanç özgürlüğü ve dinin korunması,

5-malın, mülkün korunmasıdır.

Korunması gereken bu beş ilke, insanların temel hak ve hukukunu korumak  amacına mâtuftur. Daha doğrusu insanların temel hak ve hürriyetlerini teşkil etmektedir.

Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. İslâm’da insan hayatına büyük önem verilmiştir; “haksız yere adam öldürmek bütün insanları öldürmek, bir canı kurtarmak da bütün insanları diriltmek  gibi”  kabul edilmiştir (Maide, 5/32). Bu nedenle adam öldürmek, büyük günahlar arasında sayılmıştır .

Kişinin hayatına, bedenine,  namusuna tecavüz etmek, malına mülküne zarar vermek yasaklanmıştır.

İnsanların temel hak ve hürriyetlerine, malına, mülküne saldırı ve müdahale zulüm olarak değerlendirilmiştir. Her türlü zulüm de, kesin olarak haram kılınmıştır.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onların işini bir güne erteliyor ki, o gün gözler dehşetten dışarı fırlamış; Başları yukarıya kalkık, bakışları bir noktaya sabitlenmiş, zihinleri bomboş kalmış olarak toplanma yerine koşarlar”(İbrahim,14/ 42-43).

Sakın Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa ateş (cehennem azabı) size dokunur.”( Hud, 11/113) buyurulmaktadır .

Hz. Peygamber ise, “Zulümden kaçınınız, çünkü zulüm kıyamet gününde de bir karanlıktır” (Müslim, Birr 56) ; “Dünyada insanlara eziyet edene Allâh azap eder” (İbn Hanbel,III,404) buyurmuşlardır.

Kişilerin şahsi hak ve hürriyetlerine önem veren Kur’an, onların manevi şahsiyetlerine zarar verecek davranışları önlemek amacıyla, özel hayatın gizliliğini esas kabul ederek, tecessüz/ayıp arama, dedikodu, söz taşıyıcılığı, iftira  gibi kötü davranışları yasaklamıştır ( Hucurat, 49/ 12).

Başkasının evine izin almadan girilmesini men eder, hatta kendi evine girerken bile kapılardan girilmesini , aile fertlerinin yatak odalarına girerken izin alınmasını emreder .

İnsanca yaşamanın, dolayısıyla insan haklarının en önemlilerinden biri de din ve vicdan hürriyetidir.

İnsan hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın düşünmeli, olayları kendi aklıyla değerlendirmeli ve zihnî gayretiyle doğruyu bulmalıdır. Zira din ve inanç, insanın vicdanıyla ilgili olup, baskıyla olan imanın bir değeri yoktur.

Bu husus Kur’an-ı Kerim’de, “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara,2/256) ayetinde ifadesini bulmuştur.

Kimseye inanç konusunda baskı yapılamaz. İlahî mesajı tebliğle görevlendirilen Peygambere bile, vazifesinin sadece insanlara tebliğ olduğu, bundan sonra insanların yaptıklarından sorumlu olmadığı emredilmiştir: “Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi toptan mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları mü’min oluncaya kadar zorlayacaksın.” (Yunus,10/99)

Nitekim Kur’an’da “Artık dileyen inansın, dileyen de inkar etsin” (Kehf,18/29) buyurulmaktadır . Medine sözleşmesinin bir maddesinde de bu ayetin manası ifade edilmiştir.

Yine Kur’an’ın özel anlatım üslûbu içerisinde insanın yaşama, bir dini benimseme ve gereklerine göre hareket etme, sonuçlarına katlanarak dilediği davranışta bulunma, mal, mülk edinme, seyahat, cinsî haklar(nikah) ve iffet, beden ve ruh sağlığını koruma gibi  İnsan haklarına değinilir ve bunların korunmasına yönelik olarak farklı seviyelerde yaptırımlardan söz edilir. Onun için, Temel insan hakları son ilahi/kutsal bildirgesi Kur’an’dır dedik.

5 YORUMLAR

  1. Kendilerine islam ülkesi denilen devletlerin çoğunda ‘zaruret-ı hamse’ dediğiniz ilkeler hemen hemen yok gibi.Oysa gelişmiş demokratik ülkelerde bu ilkeler daha ön planda. Bilmem ki onlarınki mi yoksa bizim yaşantımız mı daha müslümanca…

  2. Hocam zaman zaman yazılarınızı okuyorum. Dini duyarlılığı olan samimi bir Müslüman olduğunuzu biliyorum . Kendim de fazla ibadet etmesem de iyi bir insan olmaya çalışıyorum. Eleştirmek için değil gerçekten merak ettiğim bir konuyu sormak istiyorum. Doğru Kuran-i Kerim de Peygamberimizin hadisleri de insanlara en güzel yol gösterici. Amenna. Peki sürekli Allah ve peygamberi ağzından düşürmeyen yöneticiler yüzbinlerce insanı analarını ak sütü gibi hakettikleri işlerinden etmediler mi? Ve aynı kişiler yani kendini hakiki Müslüman gören bu yöneticiler kendileri gibi düşünmeyen demokratları, kürt siyasetçileri inim inim inletmiyor mu? Tamam yanlışlık dinimizde değil peki bu ne yaman çelişki hocam? Aciklayiver de kafayı yemeyelim artik

  3. Sayın Murat kişisine:

    Ocakmedya, 10 Mart 2020 tarihinde yayımlanan “Dincilik ve Dindarlık” başlıklı okumanızı tavsiye ederim.

    Ayrıca ocakmedya’da “Dünyevileşme” ve “İslamcılık” başlıklı yazılarımız da bu konulara açıklık getirilmektedir. Selamlar.

    • Dediginiz yazılarınızı ilk müsait zamanda okuyacağıma emin olun. Demem o ki hocam çocuklarımıza dini hassasiyetleri elimizden geldiğince öğretiyoruz fakat onlara farklı kesimlere hoşgörülü olmayı öğretemiyoruz müminler ancak kardeştir diyoruz ama biri adaletten, hukuktan , dilini özgürce konuşma isteğinden bahsetse onu hemen terörist , komünist diye yaftaliyoruz ve ne yazık ki bunu yapanlar dini konuda mangalda kül bırakmayanlar bunları gördükçe hocam insan iyice dinden soğuyor kusur dinimizde değil tamam da Müslümanların buyuk cogunlugunun bu kadar zulme destek vermesini nasil açıklayacağız?

  4. Sayın ali fergana kişisine:

    Sizin bu ifadeleriz bana merhum M. Akif’in şu sözlerini hatırlattı.
    Almanya Berlin seyahatinden dönünce Akif’e sormuşlar “Avrupa nasıl” diye?

    “Ne olsun, gördüğüm kadarıyla işleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi!” Demiş.
    Selamlar.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here