“Teröristle mücadele”, “Terörle mücadele”, “Bölgesel Kürt sorunu”

14

Hangisi?

Türkiye; uzun bir süredir, yazının başlığı konusunda anlamlı bir karar verebilmiş değil. 

“Bir avuç eşkıya” diye 1985 yılında başladığı yolculuğu, gel-gitlerle dolu. 

Uzun müddet, meselenin sosyolojik zemini yakalanamadı. “Amerika-İsrail Kürt devleti kurmaya çalışıyor” söylemiyle, “meseleye konulacak teşhisler daha da muğlaklaşmış oldu”.

Kosova’ya göreve gelen Türkiyeli bir kurmay albay nakletmişti: “Dağlarda-kırsalda terör başladığında, ne yapacağımız konusunda birçoğumuzun bir fikri yoktu… Irak’a ilk sınır ötesi terör operasyonu yapmaya gittiğimizde, sınıra paralel dizildik ve Allah Allah diyerek ileri doğru koşmaya başladık, ben yaklaşık 10 dakika sonra dağların arasında askerlerimi kaybetmiştim”… “İşin en kötüsü ise şuydu: Halka karşı nasıl davranacağızı bilmiyorduk. Bunun için eğitilmiş kadrolarımız da yoktu”… “İki yıllığına bölgeye gidiyorduk ve önceliğimiz, şehit vermemek ve teröristi öldürmek idi”… “Ama kimin terörist olduğunu net olarak bilebilecek ve belirleyebilecek durumda da değildik”…

Albay’ın anlattıkları çok uzun ama ben burada keseyim. İşin özeti şuydu: “hükümet işi askere havale etmiş, asker de bildiği tek yol olan, kim hedefse ona ateş etmiş, ama hedef de net değil”.

Ordu; olayı “teröristle mücadele” olarak algılamış ve öyle mücadele etmiş. Halkın incitildiği olmuş.

Ordu içinden bazı insanlar, bir ara “biz yanlış yapıyoruz” da demişler. Biz “teröristle mücadele ediyoruz” ama “terörle kimse mücadele etmiyor, bu işte bir yanlışlık var”, denmiş. Yani “ordu dağdaki silahlı militanla, silahlı mücadele yaparken, bu insanları dağa çıkartan protest ortamın ortadan kaldırılması için, sivil düşüncenin devreye sokulmasının gerektiğinin farkına varmış”. Hükümet ve devlet bu aşamadan sonra; daha aktif görev almaya ve halkla teması artırmaya çalışmış. Her kademedeki devlet kurumları toplantısında bu mesele öncelikli gündem olmuş. Ancak çoğunlukla, bölge ve bölge insanı hakkında tecrübesiz olan; jandarma-asker-polis ve istihbarat unsurlarının görüşlerine göre hareket edilmiş ve “teröristle mücadele” sınırları pek aşılamamış. Halkı dikkate alalım diyenler, halka iyi davranalım diyenler de kötü niyetli olarak algılanmış.

Reklam

Bölgeyi ve bölge insanını çok iyi tanıyan ve Kürtçe bilen Kürt gençlere de pek güvenilmemiş ve “terörle mücadelede bu gençlere etkin görev verilememiş”.

1985 yılından bu yana yapılan mücadeleye “sivil akıl ve sivil irade” müdahil olamamış. Meseleyi analiz edememiş, teşhis koyamamış ve çoğunlukla oluruna bırakmış.

Uzun sözün kısası; “teröristle mücadele dönemi” ve “terörle mücadele dönemi” beklenen neticeyi ortaya çıkartmamış. Son 8-9 yıldır ise daha kötüsü olmuş ve Erdoğan’ın değişimine bağlı olarak, yeniden “teröristle mücadele” anlayışına geri dönülmüş.

Bu mücadele sürerken; Türkiye dışında iki, Türkiye’de ise bir olmak üzere, toplam üç önemli gelişme olmuş ve bu gelişmeler “devletin yaptığı mücadeleyi” daha da negatif etkilemiş.

Amerika ve Rusya’nın bölge ülkelerine yaptığı müdahaleler, Irak ve Suriye’de iki “Kürt bölgesel yönetimini”, Türkiye siyasetinde ise, “Kürt siyasi hareketinin kendi siyasi yapılanmasını” gerçekleştirmiş. Yani; iki Kürt yönetimi ve Türkiye’de de Kürt etnik siyasi partileri kurulmuş.

Üstelik, Türkiye dışındaki iki “Kürt oluşumu” da “uluslararası korumaya alınmış” ve Türkiye’nin müdahalesinin önüne geçilmiş. 

İşin uluslararası müdahaleye kadar varma ihtimali olduğu dikkatlerden uzak tutulmamalı. 

Geldiğimiz durum bu. Çok hassas ve çok dikkatli olunması gereken bir nokta.

Reklam

Kürtlerin ne istediğine, terörün neden ortaya çıktığına bilimsel anlayışla yaklaşmayan Türkiye, uygun çözümü bir türlü bulamadı. Kısır döngü içinde sorun çözülemediği gibi, bu soruna bağlı olarak başka sorunlar da türedi.

Geldiğimiz safhada; ne “teröristle mücadele” ne de “terörle mücadele” işe yarayacak durumda. Hele hele, Bahçeli-Perinçek-Ulusalcı-Kemalist bilimsel kifayetsizliği ile hiç mümkün değil. Bu anlayış ülkeyi böler. Bu ekibin silahla çözüm anlayışı da ülke “bekasına” tehdit oluşturur.

Peki çözüm ne, nereden başlamak gerekiyor? Artık en zor ve en kritik safhaya gelindi. Meseleye sadece Türkiye ölçeğinde değil, bölgesel ölçekte bakmak gerekiyor. Sorunun adı bundan böyle “Bölgesel Kürt sorunu”. Bu nedenle çözüm, çok boyutlu ve çok bilinmeyenli.

Sorun, öncelikle bütün bölge Kürtlerini ve daha sonra da bölgedeki en az üç ülkeyi daha ilgilendiriyor. Daha da kötüsü, “yönetimin basiretsizliği nedeniyle”, Irak ve Suriye’deki Kürtlerle ilişkiler hiç de iyi durumda değil. Bu ülkelerdeki Kürtler, adeta “Amerika’nın korumasına terkedilmiş” vaziyette. Suriye’de Ruslar da konuya ilintilenmeye çalışıyor. İsrail’in bölgesel güvenlik ihtiyacı, bu meseleye müdahil olabileceğinin en kritik emaresi. Irak-Suriye ve İran’ın çözüme razı olması hiç de kolay olmaz ve “orkestresi” çok zor. Yani bulabileceğimiz “çözüm”; bölge Kürtlerini, bölge ülkelerini ve meseleye müdahil uluslararası aktörleri de ikna edebilmeli. Üstelik “savaş dışı yöntem” kullanılmak zorunda.

Velhasıl, çok aktörü ikna edebilecek bir çözüm bulmalıyız.

Yapabilir miyiz? Elbette yapabiliriz. Bu konuda en önemli avantaja sahip ülke, Türkiye.

Bir şey üzerinde anlaşmalıyız. Bu mesele “silahla çözülmez”. “Bölünmeyiz”, korkmayalım.

Unutmayalım, Türkiye en avantajlı konumda. Bir defa, kim ne yaparsa yapsın, Türkiye’deki “halklar birbirlerinden kopmadı ve kopmaz”. Her şeye rağmen, birlikte yaşıyorlar ve birbirlerini seviyorlar. Türkiye dışındaki Kürtlerin “gözü-kulağı” Türkiye’de, büyük bir istekle Türkiye’nin “kucağını açmasını” bekliyorlar. Türkiye, barış ve demokrasi ile yönetilirse; hem ekonomik, hem sosyo-kültürel cazibe merkezi olabilecek tek ülke. Kürtlerin “batı medeniyetlerine açılma kapısı” sadece Türkiye. Türkiye, bölgedeki diğer ülkelere göre “kalıcı istikrarlı olmaya müsait”. Türkiye “küresel askeri organizasyon, NATO’nun koruması altında”, Türkiye’nin güvenliği böyle bir “çıpaya bağlı”. Türkiye, Avrupa’ya mal satabilen bölgedeki yegane sanayi toplumu ve bu daha da geliştirilebilir. Türkiye AB stratejik hedefi ile “sanayi toplumu sürecini” tamamlayabilir. Üstelik Türkiye AB üyelik sürecinde.

Bütün bu avantajlar, yönetebilirlik açısından, Türkiye’yi “merkeze koyuyor”. Başka kimsede yok bu avantajlar.

Peki o zaman, ne yapmak lazım?

Kurduğumuz bütün medeniyetlerde olduğu gibi, “demokrasi ve adalete sarılmalıyız”. Türkiye’nin; bölge ülkeleri üzerinde, ordusundan da etkisi fazla olan; “demokrasisini yeniden ihya etmesi” ve “ileri demokrasiyi benimsemesi” gerek. 

Türkiye’nin; hem içeride, hem de dışarıda “savaş dilini” süratle terk etmesi gerek.

Türkiye’nin “yerel” ve “merkezi” yönetim modeli, daha kucaklayıcı ve sorumluluk verici olmalı.

Mevcut yönetim bunları yapar mı, yapabilir mi?

Hayır, yapmaz ve yapamaz.

Onun için “barışı seven, herkesin kişiliğine güvenebileceği” lider, kadro ve siyaset gerek.

Ben “bütün Kürtlerin” hazır olduğuna, sorunun “Türklerden” kaynaklandığına inananlardanım.

14 YORUMLAR

  1. Son cümlenizden hareketle, evet Türkiye siyaseti türkçülük üzerinden devam ediyor Kürtçülük buna tepki olarak zemin buluyor. Türkiye de büyük bir kürt nüfusu var .Ümmet bilinci yerleşmedikçe bu topraklarda, çözüm zor . ulasalcı kesim silah zoruyla hallederim diyor ama barış zor sağlanır. Yeni bir anlayışın geliştirilmesi lazım….

    • Merhaba Karaçorlu, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Mevcut Türkiye yönetiminin Türkçülük yaptığı kanaati yok bende. Öyle olsa, mesela Balkanlardaki Türklerle çok yakın ilişkiler kurarlardı. Kafkaslarla ve Orta Asya ile. Bunları hiç yapmıyorlar. Benim kanaatim “fikre gerek duymayan çekirdek bir yönetim var”, tıpkı “alibabanın çiftliği” gibi. Temel gayeleri müslümanlığa zarar vermek. Korkmamız gereken nokta şurası, Kürt meselesi artık Türkiye sınırlarının dışını da ilgilendiren bölgesel ve uluslararası sorun. Hala şansımız var çözmek için ama, demokrasi şart. Kolay gelsin.

  2. Adelina hanim! Sizin şu prağirafiniza katiliyorum..

    “Ben “bütün Kürtlerin” hazır olduğuna, sorunun “Türklerden” kaynaklandığına inananlardanım.”

    Yalniz şunun altıni çizmemiz gerek.Türklerden değil Türkleri yönetenlerden kaynaklaniyor.

    Her başa gelen (Özal hariç) terörü bitirmek yerine yangina körükle giderek artıriyor. Zaten gayeleri artırmak bitirmek değıl.

    Zannedersem Türkiyede Kürtler ve Türkler arasinda kan bağı olmayan aile sayisı oldukça azdır.
    Bizler et tirnak olmuşuz.

    Bazilari Savaşla yerlerıni garantilemiş bariş istemiyorlar. Türk devleti isterse terör diye bir şey kalmaz.
    Öcalan ellerinde, ve oy için onunu kullaniyorlar barişa sira gelince bebek katıli terörist başi deyip kestirip atiyorlar.
    Selahattın Demirtaş 3 yıldir keyfi hapiste tutuyorlar, oysaki onun her konuşmasinda bariş ve kardeşliğe vurgu yapiyor.

    Nasil olsa elit kesimin çocukları asker olmiyor.
    İnsanlar arasinda şöyle bir soru var.Dünyada en ucuz olan şey nedir? Dünyada en ucuz olan şey, Bir başkasinin çocuğu diğer birisi için, ucuzdur.

    Ben o Askerin size ne anlattığıni tahmin ediyorum….

    • Nurdan Hanım merhaba, çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Haklısınız elbette, sorun liderde-yöneticide. Umalım, barış sever bir lider gelir iktidara ve bu meselede, “son treni kaçırmayız”. Kolay gelsin.

  3. Adeline Hanım,
    “Demokrasi ve adalete sarılmalıyız.” ifadeniz tabi ki tek gerçek çözüm yolu ama yazının daha yukarısında bahsettiğiniz bir koalisyon var : Bahçeli, Perinçek ve diğerleri…..
    Bunlar nasıl aşılacak?
    Yine demokrasi ve adalet mi diyeceğiz.

    Bence Türkiye’de gerçek anlamda demokrasi olması, olası değil.
    Yıllarca laik kemalist anlayışın nasıl diğer kendinden olmayanları yok saydığın şahit olduk. Hatta kendi aralarında bile ayrım vardı. Beyaz olan, az beyaz olan gibi.

    Yıllarca darbeler demokrasisi ile yönetilme gibi devlet tecrübelerimiz de cabası. Kürt kelimesinin aslında karda yürürken çıkan ‘kart kurt’ sesinden gelme olduğuna inanıp inandırmaya çalıştık yıllardır.

    Ne zaman muhafazakâr/dindar bir hükümetimiz oldu. Evet tamam artık dedik. Din anlayışıyla devlet yönetimi ortak akılla birleşecek dedik, çok mutlu olduk, sevindik ülkemiz adına.
    Geldiğimiz nokta nedir Adeline Hanım?

    Bu ülkede sağ, sol, asker, muhafazakâr, laik, kemalist…….. herkes iktidar oldu ve hiçbiri bu sınavdan geçer not alamadı. İktidar gücüne sadece ülke bazında Kürtler sahip olamadı. Öyle bir şey olsa eminim onların da geleceği nokta farklı değil.

    O halde bir daha soralım. Çözüm ne, çözümü nasıl sağlamalıyız?

    Çünkü aradan 40 yıldan fazla zaman geçti. Artık terörle de teröristle de nasıl mücadele edilmesi gerektiğini en iyi bizim bilmemiz gerekiyor. O halde.??!!!!

    Dış güçler, üst akıl, vatan hainleri, şer odakları gibi düşmanlara suçu atmadan şapkayı önümüze koyup düşünmemiz lazım diye düşünüyorum. Onlar oyun kurup bizim birliğimizi bozmaya çalışıyorsa biz de o oyunları bozucu hamleler yapmalıyız, yapabilmeliyiz.

    Zaten ahir ömrümde Batılı bir liderden:

    “Bu Türklerin bize bir oyunu,
    bize diz çöktürmek istiyorlar,
    bizi tarih sahnesinden silmek istiyorlar,milli birlik ve beraberliğimizi bozmayalım”

    tarzı bir açıklama duymadan ölürsem,
    N.Kemal’ce “Yazılsın seng-i kabrime vatan mahzun ben mahzun.”

    Bu da burada dursun…. 👍🤔

    • Özgür bey merhaba, çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Başarısızlığın köklerinde “kolay yönlendirilebilen ülke” olmamız yatıyor. Derin devlet yazımda bunu anlatmaya çalıştım. Kolay yönlendirilebilen ülkeler, kendilerine biçilmiş rolü oynarlar, arasıra da “heyt” diye nara atarlar. Yönlendirenler, Kürt meselesine “askeri bakışla çözüm” istiyor. Her kim, kendi adını “milliyetçi-türkçü” koysa da, ancak bu işin silahla çözülmesi gerektiğini söylese, bu tuzağa düşenlerdendir. velev ki kendisini gerçek vatansever saysa bile. Türkiye’yi parçalamayı kafaya koymuş olan, derin devletin yaratıcısı “üst akıl” bütün enstrümanları ile, sağcısı-dindarı-solcusu-atatürkçüsü, farkında bile olmadan bu kurguya hizmet eder. detay olaylara bakarsak, doğru teşhisi kaçırırız. Tıpkı “batan gemiyi” göremeyip, kamaradaki “farelere ilaç vermekle uğraşmak” gibi. Bu nedenle, “en büyük resim” ve en temel “ayrıdedici” gözden kaçırılmamalı. Bu benim kanaatime göre “demokrasi”. Bizleri yeniden ayağa kaldırabilecek olan “demokrasidir” sadece. Kısa sürede olmuyor, ama bunun için çabalamalıyız. Başta da “müslümanlar demokrasi için çabalamalı”, demokrasiyi “gavur icadı” diye tanımlamamalı. içerideki sıkıntıların çözümüne ilaveten çevreye de baktığımızda demokratik bir Türkiye’nin çok işe yarayacağı görülür. Korkmadan demokrasi diyelim. Kolay gelsin.

  4. gemi böyle diyordu Kaptan etrafına bağırıp çağırıp hakaretler yağdırıyordu makinist onu kandırmıştı güverteci onu kandırmıştı ve hiç kimse bir şey bilmiyordu her şeyi o biliyordu bunun sözünün dışına çıkmak isteyen de gemiyi batırmaya çalışıyor du ama gemide 1 metre su almıştı 50 tane delik vardı. gemide Kaptan bağırıp çağırıyordu. Bağırmadığı zamanlarda da geminin güvertesinde ki boyaların güzelliğinden manzaranın hoşluğundan denizin müthiş kokusundan bahsediyordu gemi su alıyordu teşekkürler

  5. Adelina hanım, hem tespitlerinize, hem de çözüm önerilerinize dair her cümlenizi okuduğumda budur diyorum. Gerçekten adaleti ve eşitlikçi sosyal düzeni inşa ettiğimizde sorunun çözülmesi için çok ciddi mesafe almış oluruz. Suriyedeki ve ıraktaki kürtlerle sivil platformda neden görüşülmüyor anlamış değilim. Ümmetçilik olayı ile Rabia olayını da kavrayamıyorum doğrusu; bir tarafta ümmet diyceksiniz öbür tarafta tek millet tek devlet tek bayrak.. yani ulus devlet diyeceksiniz, ulus devlet demek küçülmek demek değilmi? Ortada bir tezat var. Bence tüm komşularımızla diyalog kanallarını açık tutmalıyız; Esedle bile..

    • Merhaba Alper bey, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. “devlet yönetmek bilgelik ister” böyle biri henüz yok. ne sizde ne bizde. abdullah gülden ümidim var. yanlış tanımadıysam. ümmetçilik fikri de “güç temerküzü” yollarından birisi. ama aslolan daha iyi, daha da iyi demokrasilerdir. güç temerküzü yapılırken, güç dirençlerinin de oluşacağını unutmamak gerek. bu dirençleri en iyi demokrasiler kırar. müslümanlar demokrasinin önemini anlasa ve onun için mücadeleyi benimsese, insanlık daha iyi bir yere ulaşacak, müslümanlık dünyada daha iyi anlaşılacak, diye düşünüyorum.bunun için kaliteli iyi yetişmiş insan ve toplum gerekli elbette. kolay gelsin

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here