Truva’yı Hatırlamak

0

Beyrut’ta, 5 Ağustos 2020 tarihindeki korkunç patlama sonucu yüzlerce insanın ölümü, şehirlerin ve insanların nasıl birdenbire kaybolabileceğinin bir göstergesi. Bu güzel şehirde hayatını kaybeden Lübnan’lılara başsağlığı dilerim. Beyrut’ta yaşayan arkadaşlarıma da geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Böylesi bir patlama bana eski zamanlarda kaybolan şehirleri hatırlattı. Truva da bunlardan biri.

Yurtdışına ne zaman gitsem muhakkak büyük müzelerdeki sergi programlarına bir göz atarım. Bu artık teknoloji ile daha kolay; o ülkeye gitmeden cep telefonunuzdan bile bakabiliyorsunuz. Kasım 2019’daki son Londra seyahatimde Britanya Müzesindeki (The British Museum) sergi ilgimi çekti. İngiliz Petrol Şirketinin (BP) mali desteği ile açılan ve çoğu ülkemizden giden eserlerin bulunduğu bu Truva sergisi için muhakkak vakit ayırmalıydım. Truva  antik çağlardan kalan hem efsanelere konu olmuş  hem gerçek bir şehir. Zaten serginin adı da “Truva: Efsane ve Gerçek” (Troy: Myth and Reality). Truva’nın  gerçek olduğu Osmanlı döneminde giden eserlerden belli. Hem İngiltere’deki müzeler ve koleksiyonlarının hem Berlin Devlet Müzesinin en kıymetli eserleri Truva’dan.

Truva şehri ile Truva Savaşını İlyada Destanında  anlatan Yunan şair ve yazar Homeros. VIII. yüzyılda  yazdığı bu eserindeki savaş ve aşk temasıyla günümüze kadar gelen ilgiyi sağladı. Truva ile ilgili çok sayıda eser yazıldı, film çevrildi, eserler sahnelendi; Truva atı ise simgesel olarak hep kötülüklerle anıldı. Ülkemizin kuzey batısında bugün Çanakkale şehri sınırları içinde bulunan Truva, yüzyıllar boyunca dünyanın her yerinden gelen ziyaretçilerin durağı olmuş. XIX. yüzyılda antik Truva şehrinin izini ilk bulanlar İskoç Charles Maclaren ile İngiliz Frank Calvert. Ancak İlyada Destanının gerçek olduğunu büyük bir tutkuyla savunan Alman işadamı ve amatör arkeolog Heinrich Schliemann’ın kazı yaptığı şehrin Truva olduğu uzmanlarca kabul ve tescil edilmiş. M.Ö. 3000 yılında Erken Bronz Çağında yerleşime açılan bu yerde Truvalılar zorlu bir hayat yaşamışlar. Bugün Türk arkeologlarca yapılan kazılarda hala eserler çıkarılmakta. Asıl Truva’nın “Truva I”  diğer katmanların ise Truva II, III, IV… olarak sıralandığı bilinmekte. Buranın o zamanlar denize daha yakın oluşu  şehrin zenginlik kaynağı ve ticaret merkezi olmasına da neden olmuş.

Truva, Hitit yazıtlarına da konu teşkil etmiş. Başşehri Hattuşaş olan Hitit İmparatorluğuna bağlı bir şehir olduğu tarih kitaplarında kayıtlı olan Truva’dan Hitit yazıtlarında, Wilusa olarak da bahsedilir. Hititler bu şehir için savaştıklarını yazarlar. Avukat Erdal Doğan ” Hitit Hukuku: Belleklerdeki Kayıp” (*) isimli Hitit hukuku alanında tek olduğunu düşündüğüm çok değerli eserinde, Wilusa Anlaşması ile şehrin  Hititlerin koruması altına girdiğini  o zamanki ismiyle Wilusa’nın Hitit İmparatorluğuna bağlı vasal ( içişlerinde bağımsız dış ilişkilerinde Hititlere bağımlı) bir şehir olduğunu belirtmiş. Erdal Doğan ile yaptığım görüşmede, Doğan, Hititlerin çok adil olduklarını bu nedenle de Wilusa Anlaşmasının önemli olduğunu vurgulamıştır. Wilusa Anlaşmasının maddeleri Doğan’ın kitabında mevcut. Doğan ayrıca Wilusa’nın  o zamanlar  Hititlerin bir nevi uç beyliği niteliğinde olduğunu da ifade etmiştir.

 Homeros’un İlyada Destanındaki şehir, Wilusa veya Truva, aynı zamanda  Ilion (latince) olarak da geçer. Bizans ve Roma İmparatorlukları döneminde de yerleşim merkezi olan Truva giderek önemini kaybetmiştir. Bunun nedeni  Efes ile aynı kaderi paylaşmasıdır belki. Nehirlerin getirdiği alüvyonlar denize açılan deltaları kapatarak bu şehirlerin denizle bağlantısını koparmışlardır.

İngiliz gezgin Frank Calvert Truva’dan o kadar etkilenmiştir ki bir arazi satın alıp buraya yerleşmiştir. Calvert’in iyi bir arkeolog olduğu belirtilir. Calvert,  Hisarlık tepesinin Truva olduğunu, bulduğu eski paralarla ispat etmeye çalışıyordu. Nitekim Alman işadamı ve amatör arkeolog Heinrich Schliemann bir elinde kazma bir elinde İlyada Destanı ile bölgeye gelince Calvert ona yardım ederek Hisarlık tepesinin Truva olduğuna onu ikna etti. Schliemann 1870-1890 arasında kazılarına devam etti. Almanya’da varlıklı bir işadamı olarak geniş bir çevresi olan Schliemann kazıları konusunda  o kadar büyük bir propaganda yaptı ki Calvert unutuldu. Schliemann’ın yanında Yunanlı eşi Sophia onu bu kazılara teşvik eden en önemli kişiydi. Schliemann Truvalı Helen’e ait olduğunu belirttiği altın takıları eşini model olarak kullanarak  tanıttı.

Schliemann bu kazıları yaparken Osmanlı yetkililerden izin aldı. Ancak Osmanlılar kazıdan çıkanlarla ilgilenmediler. Bu nedenle çoğu heykel, Helen’in altın takıları Anadolu topraklarından götürüldü. Osmanlılar bulunan zenginliklerin Müslüman olmayan başka bir medeniyete ait oldukları için ayrıca kültürel mirası koruma şuurunun da yokluğu nedeniyle çalınmasına göz yumdular. Schliemann ve eşi Sophia’nın mezarları bugün Atina’daki Birinci Mezarlıkta.

Avrupa’da XVII.yüzyılda başlayan müzecilik ve koleksiyonculuk etkinlikleri, “geçmişini arama” isteği ile de birleşince  Osmanlı topraklarının talan edilmesine neden oldu. Osmanlı toplumunda kültürel değer ve miras bilincinin olmaması, Osmanlı yönetiminin gerekli önlemleri almaması veya çok geç alsa da uygulamasının çok zayıf olması nedeniyle yabancı gezgin ve arkeologlar, Anadolu topraklarındaki zenginlikleri ülkelerine rahatça taşıdılar.(**) Bugün dünya müzelerinde gördüğümüz çoğu eserin altında tanıtım olarak Anadolu yerine Küçük Asya (Asia Minor) denmesinin nedenini bir İngiliz tarihçi arkadaşım olası iade taleplerini önlemek olarak ifade etmişti. Bugün Truva hazineleri Moskova’dan, Paris Louvre Müzesine, Almanya’dan İngiltere’ye kadar dağılmış.

Filippo Albacino,  Yaralı Achilles, 1777-1858
Devonshire Koleksiyonu

Sergide gördüğüm eşsiz heykellerin yanısıra bronz Truva atı, at figürlü testiler, vazolar saklama kapları, Achilles heykelleri, Truva’nın koruyucu tanrıçası Athena’nın heykelleri Truva eserlerinin Anadolu’dan kaçırıldığını gösteriyor. Sergide  Almanya’dan ödünç alınan eserler de vardı.Onun için İngilizleri suçlamamak gerek. Müze Dükkanını bakarken İngiltere  eski Başbakanı Margareth Thatcher’ın  “İngilizler dükkan sahibi  bir millettir”(***) ifadesi aklıma geldi. Minik bir bronz Truva atının 55 İngiliz Sterline, Truva ile ilgili başta Homeros’un İlyada Destanının İngilizce çevirisi ve diğer ilgili kitapların da satış için teşhir edildiği,  Truva atının basılı olduğu tişörtler bu dükkanda satılıyordu. Biz de artık bu müze dükkanlarının önemini anladık. Mayıs 2019’da ziyaretime gelen İtalyan arkadaşlarım Selçuk Müzesinden Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un mermer büstünün replikasını 750 TL vererek almışlar, önlem olarak da Müzeden aldıkları faturayı Gümrükte sorulmadan kendileri ibraz etmişlerdi.

Kayıp şehirleri  arada hatırlamak yararlı olur diye düşünürüm hep. İstanbul, Roma, Paris  Moskova ve Londra da büyük imparatorluklara başkentlik yapmış kayıp şehir katmanlarının üstüne kurulmuş şehirlerdir. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Anadolu bu bakımdan çok zengin. Onun için Anadolu topraklarının kıymetini bilip ona ve zenginliklerine bari bundan sonra sahip çıkalım.

* Erdal Doğan ” Hitit Hukuku: Belleklerdeki Kayıp”, İstanbul, Fam Yayınları, 2008

** www. Arkeofili.com

*** Margareth Thatcher :”We used to be famous for two things ; as a nation of shopkeepers and as the workshop of the world. One is trade, the other is industry. We must get back to our reputation”17 Şubat 1975,  Ulusal Ticaret Odası Londra.

Önceki İçerikHiçbir seçimimiz tesadüf değildir
Sonraki İçerikİşin aslı: Veda Haccı ve Hutbesi
Deniz Kılıçer
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here