Türkiye korku ikliminden çıkmak zorundadır

13

Rekabet gücünü kaybetmiş toplum ve ülkeler; “kurtarıcı” olarak, “popülist-milliyetçi-devletçi” akımlara sarılırlar. Ülkelerinin etrafına “duvarlar örerler” ve “toplumlarını izole ederler”. Böylece “baş edemedikleri tehditlerden” korunacaklarını düşünürler.

Bu; “küçülme-içe kapanma-korkma hali” “toplumdan” başlar, “siyaset” bir süre sonra, toplumun peşine takılır.

Hem az gelişmiş toplumlarda, hem de ekonomik yönden gelişmiş toplumlarda görülür bu durum.

Temelinde; “rekabet edememe” ve “kaybetme” duygusunun tetiklediği, güçlüklere karşı “kaybedeceğini düşünen insan psikolojisi” vardır. “Popülist-milliyetçi-devletçi” tepkiler,              ”koruma kalkanı” olarak öne çıkar.

Toplum, güçlüklerle rekabet edemeyeceğini hissettiğinde ve kaybetme endişesine girdiğinde, sığınacağı “basit sebepler-gerekçeler” arar. Sonra, bu sebebe-gerekçeye uygun “düşman üretir” ve bir “senaryo yazar”.

Siyaset ve siyasetçi işte toplumun bu korkusunun üzerinde sörf yapar.

Bu toplumların siyasetçileri de topluma benzer. “Üretemez”, “rekabet edemez”, çare yerine “korkular üretir”, “kolaycıdır”, “derinlikten yoksundur” ve “kendi varlığını korkutmada bulur”.

Siyasetçi korkuyu siyasete tahvil eder, yönlendirici yeni korkular geliştirerek, toplumu “paranoyaklaştırır”. Paranoyak olan toplum, giderek “katiline aşık hale gelir”.

Bu tür toplumlar, ancak daha büyük korkular, daha radikal kararlar ve daha büyük risklerle konsolide edilebilir. Ağrı kesiciler yeterli olmaz, dozu giderek artan “narkoza” gerek duyulur.

Bu tarz toplumların sensörleri; dinlemeye-diyaloğa-fikir alışverişine-saygıya-tahammüle kapalıdır. Nüfuz edemezsiniz.

Bu davranış biçimi; ABD ve AB gibi ekonomik yönden gelişmiş ülke vatandaşlarında da, Türkiye vatandaşlarında da, hatta Kosova vatandaşlarında da aynıdır. Sadece; her toplumun “korkuları” ile ürettiği “düşmanları” farklıdır. Bu nedenle “uydurulmuş toplumsal hikayeleri” de farklıdır. Ancak “rekabet edemeyen toplum yapısı” ve “paranoyakça korkuları” aynıdır.

Avrupa’nın son seçimlerinde ortaya çıkan tablo da, “ışıltılı Türkiye’nin” kendi içerisine kapanması da, Venezuela’nın hali de, Trump’ın çılgınlıkları da, bu tarz “rekabet edemeyen-korku üreten toplumların” eseridir.

AB’de yapılan son seçimler de adeta bunun laboratuvar alanı. Göçmen, yabancı işçi, Müslümanların çoğalması, yaşlanan toplumlar, pastadan düşen payın azalması, kültürel değişim, sosyal devlet anlayışının azalması, işlerin dışarıdan gelenlerce kapılması, vb. sorunlarla, sağlıklı bir şekilde rekabet edemeyen batı toplumu, korkularına teslim olmuş ve aşırı sağcı-ırkçı partiler ve popülistlere, hak ettiklerinin çok üzerinde, oy verebilmiştir.

Avrupa toplumu sorunlarla baş etme konusunda rekabet gücünü kaybetmiş ve “yeni katılanlarla birlikte”, yeni Avrupa hayalini yaratamamış ve korkusunun esiri olup, içine kapanmayı tercih etmiştir.

AB’nin dağılması, evrensel demokrasiye ilgi duymaması, ülkelerindeki demokratik hakların azaltılmasına kaygısızlığı, yabancı düşmanlığı, sınırlarının göçmenlere kapatılması, küresel işbirliğine önem verilmemesi, AB’yi bir Hristiyan gücü olarak görme, ırklarının üstün oldukları iddiası gibi, insanlık için “değersiz” ve “tehlikeli” ne varsa, bu seçimde toplumdan teşvik görmüştür.

Ben Kosova’ya baktığımda da aynı tabloyu görüyorum. Kosova toplumunun stratejik ihtiyaçları; genç nüfusu için, iyi bir eğitim ve kaliteli okullar, sanayisi için yetişmiş teknik kadrolar ve çalışma ahlakı, yatırımlar için “barış” içinde bir toplum gerekli iken, güçlüklerle rekabet edemeyen toplum, “Kosova’yı parçalayacaklar”, “herkes bize düşman” gibi, korkularını öne çıkartıp, “düşman” diyerek Sırpları işaret etmeyi, bir çözüm olarak görmüştür

Türkiye de benzer “paranoya sarmalının” içerisinde, son 6-7 yıldır.

Türkiye’nin de; sanayileşme, ekonomik büyüme, sosyal kalkınma, demokrasinin gelişimi, özgürlükleri artırma, iyi eğitim, üstün teknoloji üretimi, know-how, arge, robot teknolojileri, uzay çalışmaları, bilgi teknolojileri gibi, konuların çözümüne odaklanamadığı görülüyor.

Daha da kötüsü, 100 yıldır, Kürt meselesini çözememesi ve halen verdiği tepki biçimi de ortada.

Sorunlarla rekabet edemeyen Türkiye toplumu; “herkes bize düşman-ülkenin bekası elden gidiyor-hak ve özgürlüklerin artırılması ülkeyi böler-Kürt sorunu askerle çözülür-farklı düşünceye sahip olan düşmandır-devlet kutsaldır” gibi, geçici süre ferahlık veren, ama problemleri çözmeyen, paranoyaların peşine takılmış, çözümsüzlük sarmalında çırpınıyor.

Unutmayın. Rekabet gücünü yitiren toplumlar, korkuya teslim olurlar. Korkular sadece düşmanları çoğaltır. Toplum, korunma refleksiyle içine kapanır, herkesi-her şeyi tehdit olarak algılar.

Bu toplumlar artık, küçülme-parçalanma sürecine girmiştir.

Toplum ve onu yöneten siyasetçi, içinde bulundukları durumu, sağlıklı bir şekilde analiz edebilecek durumda değildir. Her ikisinde de “panik hali” vardır.

Toplum ve siyasetçi; daha çok korkuya, daha çok hukuksuzluğa, daha çok şiddete, daha sıkı rejimlere ihtiyaç duyarlar. Toplum ve toplumu yöneten siyasetçi başka çare göremez.

“Korku ikliminde siyasi sörf yapan” siyasetçilerin, toplumu bu korku ikliminden çıkaracak bir “karar üretebilmeleri” de mümkün değildir. Zira artık kendileri de korkuyordur.

Çare, toplumun bunu fark etmesidir.

13 YORUMLAR

  1. Adelina hanim! Dünyanin başina bela olan bir konuya gayet güzel açiklik getirmişsiniz, elinize sağlik.

    Bence bu probemlerin sorumlulari az gelişmiş ülkelerin idarecileri ve sorunlarda onlardan kaynaklaniyor.
    Onlar halki ezdikce, ezilen halk gelişmiş ülkelere göç ediyor.
    Göç edenlerin coğunluğu o ülkelerin refah sistemlerinin kendi menfaatları içn kullaniyor.
    Iste o göçmenlerin yaptiklari yolsuzluklar falan, o ülkelerin siradan halkini rahatsiz ediyor. bu nadenlerden dolayi halkta o insanların göçünü engelleme sözü veren(Trump gibileri) irkci ve fanatik liderleri seçiyorlar.
    Aslinda halk o tip liderlerin kendilerin kurtarici değilde esas amaclarinin otoriter rejimi getirmek olduğunun farkinda dahi olamiyorlar.
    Olmamalarinin nedenide, dağdaki gelip bağdakini kovalamak gibi bir olay.

    Buralarda o kadar uşkagatciliğa sahit oluyorumki, bu durum beni hem bir Turk hemde bir Musluman olarak cok üzüyor.
    Vereceğim örnekten her bizim Turkler de dahil milletten var.
    örnek: 41 yaşinda Afkanli bir hanim 15 yıl önce buraya 4 cocuğu ile birlikte sığinmaci olarak gelmiş.
    5 yil öncede yalandan boşandiği eşide geldi.
    Ikiside el altindan çalisiyorlar, hanim 7 sene önce calişamaz raporu almiş devletden ayda 750 dolar sakatlik maaşi 4 odali büyük bir evde 400 dolara oturiyor (evin piyasa değeri 3000 dolar) bu arada iki çocuk daha doğurdu. Ayda 1000 dolar yiyecek parasi ve haftada bir fakirlere dağitilan yiyecekleride vaŕ. Arti her hafta doktira gidiyor Ingilizce bilmediği için devlet ona tercümanda veriyor
    Bu aileyi (bu ülkelerde bunlar gibi miliyonlarcasi var)15 yildir devlet ağalar gibi yaşatiyor.diğer taraftan ömur boyu vergi vermiş ABD lisi olsun Kanadalisi olsun oturacak ev bulamiyorlar.
    Esenlikle kalin.

    • Nurdan hanım merhaba, yorumunuz için çok teşekkür ederim. Bu söylediğiniz hakikatler. Balkanlardan Avrupa’ya çalışmaya gidenler de de benzer davranışları görüyoruz. Bu davranış biçimleri “ahlak” dediğimiz, kabul edilmiş normların, “ahlaksız” toplumlar tarafından nasıl istismar edildiğini gösteriyor. Toplumlar “evrensel ahlaka” daha çok yaklaştıkça müşterek kurallar ve onun etrafında topluluk oluşturabilme yetenekleri artıyor. Bu yönüyle batı toplumları evrensel doğrulara ve evrensel ahlaka daha yakınlar,elbette onların da yığınla eksikliği var, söz gelimi bireyselci bakış açıları, doğu toplumları ise halen bir çürümüşlük içindeler, Afganistan toplumu medeniyet oluşturmuş bir toplum olmakla birlikte bu gün durumları korkunç.Bunlar maalesef islam toplumlarında da oldukça kötü. İnsan dikkatli baksa kim müslüman şaşırır. Ben yazımda korkuları ile baş edemeyen ve güçlükleri ile rekabet edemeyen toplumları anlatmaya gayret ettim. Toplum, baş edemediği güçlükler karşısında, bu dışarıdan gelenlerin uyumu olsun, ekonomik problemler olsun, ırk-din farklılıkları olsun, güçlükle başarabilirse toplum sağlıklı toplum olarak yoluna devam eder, yok başaramazsa, korkuları onu küçülmeye, parçalanmalara doğru götürür. Bu davranış toplumda azınlıkta ise çoğunluk bunları bir şekilde yola koyar. Türkiyede durum son derece tehlikeli boyutlara ulaşmış, toplum paranoya geçiriyor.Siyasetçileri koyun bir kenara,genel olarak toplum problemlerini ç.özemiyor, söz gelimi ekonomik çöküşü,eğitimi,işsizliği,vb. çözemiyor ve korkularla düşman yaratıyor.Bu sarmal ya Allah’ın lutfu ile bir çözüme ulaşacak veya toplum paramparça olacak. her iki ihtimal için de işaretler var. Allah yardımcımız olsun. Bayramınızı tebrik ederim.

      • Merhaba, Adelana hanim! Sizin yazdiklarinizn hepsi abartisiz doğru.
        Ben Afganistandan örnek verdim,fakat
        Afganlilar bizim Turklerden çok daha insani yönden ilerdeler.
        Onlarin aralarinda Alevi, Sünnü, Afgani, ve Hazeri gibi bir ayrimlari yok.
        Malesef bizi.kilerde herşey var ve üstelikte birbirlerine iftira atiyorlar şikayet ediyorlar,vb.
        Ben Turkiyedede Yurt dişindada, insanlarimizda şuna sahit oldum medeniyetden uzak toplumuz.
        Buda Cahillerin cesaretinden ileri geliyor. Sayilaŕi azda olsa bütün topluma mal oluyor.
        Sizede mutlu bayramlar diliyorum.
        Esnlik ve saglikla kalin.

  2. Güzel aydınlatıcı bir yazı. “Çare, toplumun bunu fark etmesidir.” demişsiniz ama toplum bunu nasıl fark edecek?
    Tüm kanallar sadece iktidarın / sarayın mesajını halka aktarıyorsa,
    iktidar sadece duymak istediği basına yer, alan açıyorsa,
    kanaat önderleri suskunsa,
    sivil toplum kuruluşları, dini cemaatler bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda ise,
    iktidar içerisinde yanlışları gördüğü halde söylemeyip susanlar varsa,
    akademi de iktidarın hoşuna gitmeyecek tezler, çalışmalar yapılamıyorsa,
    dışardan gelen dostane uyarılar bile düşmanca karşılanıyorsa,
    mazlum, adaletsizliğe / haksızlığa uğrayan kitleler sesini duyuramıyorsa,
    yargı iktidarın sopası olmuşsa,
    bu korku ikliminden toplum nasıl çıkacak (Başına ciddi bir felaket gelmeden…)?
    Çare çok basit! Herkes;
    – Haksızlığa kim uğruyorsa (ırk/din/dil/mezhep/parti/cemaat ayrımı gözetmeden) ona sahip çıkmalı,
    – Haksızlığı kim yapıyorsa (bizden de olsa) onu uyarmalı/engel olmalı,
    Türk toplumu bunu başara bilir mi? Bu kadar kutuplaştırıldıktan sonra? ….
    Allah bilir…

    • Merhaba okur yazar, yorumunuz için teşekkür ederim. Siz durumu tam tasvir etmişsiniz. Gerçek söylediğiniz gibi. İş de çok zor. İnsanlık tarihi, yok olan toplumlarla dolu. Açıkçası Türkiye toplumunun da işi zor. Ümit edilecek toplumsal ahlaki uyanışlar da var, ümitleri neredeyse bitirecek ahlaki davranış gösteren toplumsal kesimler de var. Türkiye toplumunda en büyük sıkıntı, “müşterek sinerji” oluşturabilecek kesişim alanlarının da yok olmak üzere oluşu. Söz gelimi Kürt ve Türk ortak kesişim alanına bakamıyor veya odaklanamıyor. Her iki kesim diğeri ile olan problemleri ile baş edecek rekabet edecek gücü kaybetmiş,bir birlerini düşman olarak algılamayı ancak akıl edebiliyorlar. Bu korku sarmalı sadece otokrat rejimlerin ortaya çıkarttığı bir mesele değil. Toplumlar da bu vaziyette. Eğitim ve evrensel değerler yok. Uzun soluklu bir süreç bekliyor. Belki bir mucize, belki küçük gayretlerin “kelebek etkisi” oluşturması… Bakalım. İyi bayramlar.

  3. Adelina Hanım, yine enfes bir konuyu yazmışsınız . Yazılarınızda ele konuların çoğu klasik ve zamanın eskitemediği , herzaman geçerliliğini koruyan konulardır.Cesaret bulaşıcı olduğu gibi korku da bulaşıcıdır.Sizin gibi değerli fikir işçileri düşünceleri bir kanevice gibi işliyor ve düşünce tarihinde izler bırakıyorsunuz.
    Yeni yazılarınızı şimdiden merakla bekliyorum.
    Yüce Allah kaleminize güç kuvvet versin.Şahsınızda Kosovalılarin bayramını tebrik eder ,sağlık ve afiyet dilerim

  4. Zor ama önemli bir konuya daha girmişsiniz. Bir ABD, bir AB gibi “tuzu kuru” güçler kendilerini korku atmosferine hapsetmişse, Türkiye gibi üretim kapasitesini dumura uğratmış ve bu yüzden temel ekonomik sorunları olan ülkeler n’apsın? Gelişmiş ülkelerin hayat standardı açısından kârdan zarar etmelerine tahammülleri yok. Korkuları suni. Bizim ise henüz kâr edebilme noktasına gelebilme şansımız pek yok (iki-ileri bir-geri!). Önceliklerimizi şaşırmış bir şekilde yanlış yönetilmekle devamlı içeri giriyoruz. Toparlanma ümütlerimiz azalıyor. Yani endişe ve korkularımız pek suni değil.

    Avrupa, etnik olarak müslüman ülkelerden gelenlere (nüfus yaşlılığından ötürü yetişmiş ergen iş gücüne) hem ihtiyaç duyarken hem de endişe duyuyursa bizim ülke bütünlüğümüze kasteden etnik düşmanlık cephesi karşısında endişe duymamamız mümkün mü? Nüfus oranları bütünlüğün dezavantajına bir şekilde arttıkça bu kötümserlik devam edecektir, çünkü büyümekte olan elverişli bir fark olarak tekrar tekrar kullanılacak ve yeni nesillerin de başına bela olacaktır. Bunların aksine işaretler varsa, bu bigilerin paylaşılmasına da ihtiyacımız var. Rusların seçtikleri etnisiteyi Balkanlarda kullanma temayülü ile ABD/İsrail’in bölgemizde seçtikleri etnisiteyi kullanma temayülü farklı bir temayül mü?

    Müslüman ağırlıklı ülkeler sorunlarını bir araya gelerek çözmekten aciz kaldıkça başkalarının hesaplarına, planlarına gebe kalacaklar, başkalarını suçlamağa, ve şikayet etmeğe de devam edeceklerdir. Akrabaları arasında beş-benzemez etnisiteler olan (ve sorunsuz insan gibi yaşayan) pek çoğumuz açısından bile Kürt sorunu işte böyle bir sorundur. Bu konuda PKK’yı ve bilumum yan uzantılarını ikna etmek ne kadar zorsa, o kadar zor bir sorundur bu.

    Korku ve endişenin temelinde iblisin vesvesesi ve etkisi var şüphesiz. Bunun tezahürü insan gruplarının psikolojileri ile açığa çıkıyor da denebilir. Allah’ın düzeni çetin! Sorunların çözümü için “Akıl*İman Sentezi” şart, özellikle müslümanım diye öne çıkabilenler açısından….. Kainatın ve DiN gününün sahibi olan, O sonsuz gücün idraki içersinde olanların çözemeyeceği sorun hemen hemen yoktur. Buna inanıp ümitsiz de olmamak gerekir.

    • Merhaba HK beyefendi, yorumunuz için çok teşekkür ederim. Tespitleriniz gayet doğru. Netice noktasından baktığımızda söylediklerinizle karşılaşıyoruz. Benim yazımdaki amacım, işte bu neticelerin ortaya çıkışında güçlüklerle rekabet edemeyen toplumların korkulara esir olmaları ve böylece, korkularını oluşturduğunu düşündüklerini düşman ilan ederek içe kapanma, küçülme ve parçalanma sürecine girmeleri. Çare rekabet edebilecek kalitede toplumun oluşması için çaba. Kapsayıcı, yol gösterici, uzun vade perspektif çizebilecek, liderlik çok önemli. Peygamberimizin devrinin Müslümanlık anlayışı çok önemli. Bayramınızı tebrik ediyorum Kolay gelsin.

      • Bir şey değil Adelina hanım. Ben de sizin nezdinizde bütün Balkanlı kardeşlerimizin Bayramını tebrik ediyorum. Balkanlar ile her alanda ilişkilerin geliştirilmesi çok önemli. Kolaylıklar dilerim.

  5. Merhaba CK beyefendi. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazılarımdaki genel istikameti tam teşhis etmişsiniz. Bazen gündelik olaylar insanı içine çekmiyor değil. Ben de Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum. Kosova’dan selam yolluyorum. Dualarınızı eksik etmeyin.

  6. Adelina hanım merhaba,
    Yeni bir dünyaya olan ihtiyaç her zamankinden fazla hissettiriyor kendini. Küresel emperyalizm ve ırkçı siyonizmin dişlileri arasında insanlık can çekişmekte ve bir kurtuluş yolu aramaktadır. Bizler müslümanlar olarak inancımızın bize öğrettiği doğrultuda yer yüzünde huzur ve barışın sağlanabilmesinin ancak gerçek müslümanlar eliyle olacağına inanıyoruz. Gerçek müslümanlar diyorum çünkü islamın temel değerleri bugün yerini şekilselliğe bırakmıştır. Yer yüzünde yaşanan acılar, yapılan zulümler akıl almaz boyutlara ulaşmış durumda. Tüm bu yaşananlar esasında Hak ve batıl mücadelesini oluşturmaktadır. hastalığa doğru ilaç için öncelikle hastalığı doğru tespit etmek gerekmektedir. Ülkemizde yaşanan iç politik acılarımız ise göğüs kafesinde bir kalp taşıyanlar için dayanılmaz boyutlardadır.

    • Mehmet Hanifi bey merhaba, yorumunuz için çok teşekkür ederim. Tespitleriniz çok doğru. Ben de her dakika Müslümanların bu iyi olmayan hallerine üzülüyorum. Dua edelim ve gayret edelim, elimizden gelen bu. Ramazan bayramınızı tebrik ederim. Balkanlardan selamlar.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here