Türkiye’de Mafya Yapılanmasının Tarihi ve Oluşumu

15

Türkiye’de “İllegal – Gayri Meşru – Mafya Yapılanması” ile ilgili bir yazıya başlamak elbette ki çok kolay değil. Gelişmemiş ve sosyal – modern – çağdaş evrimini tamamlayamamış toplumlarda bu tip organizmalar kolaylıkla hayat bulup, faaliyetlerine rahatlıkla devam edebilirler. Ve ne yazık ki ülkemizde bundan nasibini oldukça fazlasıyla almıştır.

Bu tip organizasyonları bir kere de ya da birkaç cümle ile açıklamak mümkün olmadığı gibi, olayların ve gelişmelerin “etiyolojilerini” çok iyi değerlendirmek gerekir. Bu değerlendirme Tarihle başlar ve tarihle biter. Türkiye’de mafya yapılanması bugün çoğunlukla bir siyasi ideoloji etrafında şekillenmiştir. Bunun sebebi ise tarihte gizlidir. Bunu daha iyi anlayabilmek için; 1950’lere kadar gidilmesi, 1961 Anayasası ve 1970 Öğrenci olayları ve 1980 Darbesinin satır aralarını okumak gerekir.

Sovyet Emperyalizminin ve Sosyalist etkinin coğrafi olarak çok yakınlarında olan Türkiye, 1950’lerde silkelenmesiyle ABD tarafından üzerinde durulmaya ve Sovyet Güdümünde başka bir ülkeyle daha uğraşmak zorunda kalmaması için programlı bir çalışmaya başladı. İki kutuplu dünya da Türkiye’de, stratejik öneme sahip, zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları, genç nüfusu ve “sıfır” dış borcuyla ABD için çilekli bir pastaydı. Keza SSCB tarafından da öyle görülmekteydi. Mustafa Kemal’in Komünist çıkmamasından sonra bir hüsran yaşayan Sovyetler ikinci bir hüsrana hazır değilken ABD elini çabuk tutarak birçok farklı başlıkla Türkiye’ye entegre oldu. Dönemin “Muhafazakar” Partisi Demokrat Parti ile yakın ilişkileri neticesinde bu entegrasyon çok daha kolay oldu. “Sosyalist Tehlike” bir çığ gibi büyüdü ve devlet olarak Demokrat Parti birçok marjinal adım attı. Köy Enstitülerin kapatılmasından sonra bu adımların en önemlisi hiç şüphe yok ki; Komşumuz Sovyetlerden gelebilecek “Komünist Emperyalizme” karşı, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde kurulmuş olan “Hususi ve Yardımcı Muharip Birliklerdi” Tarihler Eylül 1952’ydi. Bir yıl sonra ismi değişmiş ve “Seferberlik Tetkik Kuruluna” dönmüş ve çalışmalarına bu isimle devam etmeye başladı. Kurulun mali kaynağının Amerikan Yardım Heyeti’nden sağlanıyor oluşu kimin söz sahibi olduğunu da bizlere göstermektedir. Kuruluş amacı; Sovyetlerden gelecek bir “Sosyalist İşgale” karşı sivil halkı örgütlemek, direniş noktaları oluşturmak, ilgili propagandaları yapmak, milis kuvvetler oluşturmak ve bu milis kuvvetlere lojistik ve ikmal sağlamaktı. Tarihte STK (Seferberlik Tetkik Kurulu) ‘nın bu alanda ilk çalışması, Kıbrıs’ta “Türk Mukavemet Teşkilatını” kurmak ve oluşturmak oldu. Ardından Kıbrıs üzerinde çalışmalarına başladı. Tarihler ilerlediğinde 1961 Anayasasının vermiş olduğu “Özgürlükçü” ortamda sendikalaşan ve örgütleşen işçilerle – öğrencilere karşı da operasyonlarda bulunmaya başladı. Ve bir nevi tarafı hiç değişmemek üzere şekillenmeye başladı.

Susurluk kazası

Tarihler 1967’ye geldiğinde “STK” artık daha kapsamlı olmaya ihtiyaç duydu. Ve Tuğgeneral Cihat Akyol tarafından “İç Yönetmeliğinde” birçok değişiklik yapılarak “Özel Harp Dairesi ”ne çevrildi. Kendi kadrolarını muhakkak ki, “Sosyalist Tehlike” fikrine karşı olan, diğer alternatif fikirlere (Aşırı Milliyetçi – Muhafazakar vs) sahip olan kaynaklardan sağlamaya başladı. Plan ve programlamaya bakıldığında bu da çok normaldi. Ancak; bu konuda yetersiz “ideolojik” bilgiye sahip olan personeline / milis kuvvetlerine teorik siyasi eğitimler verilmesi ile başlayan “Hizmet İçi Eğitim ve Kurs Müfredatı” bu eğitimlerin bir segment daha yukarı çıkıp “Meskun Mahallerde Düşman Unsurları ile Mücadele (CQB/CQC Harekâtı), Gayrinizami Harp ve Özel Harp Türleri, Pusu, Baskın, Sabotaj, Kaçma-Kurtulma, Yakın Dövüş Teknikleri, Barutlu tam otomatik – yarı otomatik silahlar” konularında uzman eğitimlere geçilmiş ve konusunda uzman eğitimcilerle bu iş daha da ciddileşmiş ve “askeri eğitim almış” sivil bir teşkilat yapılanması oluşturulmuştur.

Özel Harp Dairesi bu kurslardan geçmiş, sivil personeli ile o dönem çok hareketli olan Türkiye Siyasi Gündeminde çok etkin ve aktif birçok görevde bulunmuş, dönemin şekillenmesinde de oldukça ciddi işlere imza atmıştır. Orgeneral Kemal YAMAK’ın; “Özel Harp Dairesi o dönemlerde her yıl ABD’den minimum 1 Milyon dolar hibe alıyordu” gibi itiraflarla ABD desteğini arkasına alan; birçok yerde dokunulmazlığa sahip ve devletin tüm imkanları emrine tahsis edilmiş bu sivil yapılanmalar ASALA ile mücadele, Kıbrıs Barış Harekatı öncesi / sonrası, 1970 Öğrenci olayları, 1 Mayıs Kanlı Taksim Eylemi ve henüz daha açıklanmamış birçok legal / illegal operasyonla 1980 Darbesini de atlatarak 1990’lara kadar gelmiştir. Kadrosundaki; “disiplin – hiyerarşi ve düzensizlik” sonucu kontrolden çıkmış ve devletin imkanlarını kendi çıkarlarına kullanan, değerlendiren ve bu çıkarlardan nemalanan – kazançlar sağlayan yapılar çok daha fazla çoğalmıştır.

1990’lar Sovyetler Birliğinin çökmesi ile ÖHD’si de işlevini kaybetmiştir. Ancak kadrosunda o kadar çok “Sivil” personel vardır ki bunların ne olacağı bilinmemektedir. Birçok gayri meşru işlerle kendilerine kazanç sağlayan bu yapıları bir anda lağvetmek pek mümkün gözükmemektedir. Üstelik resmi bir kanuna tabii olmadıkları için kontrol edilmesi de çok zor bir kitledir. Nihayet 1992 yılına geldiğinde; artan terör tehdidine karşı Özel Harp Dairesi tamamen kapatılmış ve yerine özel bir kanun ve yönetmelikle, sadece muvazzaf Silahlı Kuvvetler personelinden oluşan ve Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde ülkenin dış ve iç tehditlerine karşı resmi görevlendirilen, Tugay seviyesinde “Özel Kuvvetler Komutanlığı” kurulmuş ve Özel Harp Dairesi ile geçmiş organik bağları kesilerek, resmi bir komutanlığa dönüştürülmüştür.

Artık Özel Harp Dairesi tamamen lağvedilmiştir. İç Hizmet ve Askeri Ceza Kanuna tabii, bir üniforma ve resmi bir kimlik ile özlük hakları belirlenmiş “Asker” şahıslardan oluşturulmuş bir komutanlık vücut bulmuştur.

Bir sorun vardı; Özel Harp Dairesi olarak yıllarca legal / illegal operasyonlarda kullandığınız “sivil” kaynaktan temin ettiğiniz “şahıslar” birden işsiz kalmışlardı. Sokakta ve bir başlarına üstelik devletin onlara sağladığı imtiyaz ve lükslerden mahrum olarak. Bu çok ciddi bir kitledir. İdeolojik, askeri ve taktik eğitim almış bir grup evlerine tıkılıp kalmıştı. Dönemin hükümeti bir çözüm bulamamış ve bağlarını bir türlü koparamamıştı bu şahıslarla. Ve üstü kapalı – örtülü olarak ilişkileri sürdürmektedir. Susurluk’ta bir kamyon kazası ile bu durum ayyuka çıkmış “Aydınlık için bir dakika karanlık” eylemleri ile artık gizlenecek – saklanacak bir hal kalmamıştı.

Ancak tehlike geçmiş değildir. Bu yapılanmalar, bu organizasyonlar kendi aralarında bir araya gelerek “gayri meşru” yollarla “kazanç” sağlayıp hayatlarını idame ettirmeye çok öncesinden başlamışlar ve sahip oldukları lükslerden de asla vazgeçmek istememektedirler. Hiç şüphe yok ki; “Lüks” bir insana verebileceğiniz en büyük uyuşturucudur. Onu bir kere hedefin damarlarına zerk ettiğinizde ve ara ara onu çektiğinizde tekrar ona sahip olmak ya da onu kaybetmemek adına sizin için yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Bu organizasyonları çalışma prensibi de bu temele dayanarak oluşturulur.

Tarihler ilerledikçe, bir dönem aynı davanın neferleri olan bu insanların davaları da değişmiş ve kavgaları da çok başka alanlara kaymıştı. Ve gün gelip, çıkarlar çatıştığında karşılıklı iftiralar, komplolar, tehditler ve videolarla savaş başlar. Kirli sırlar dökülmeye, savcılar göreve çağırılmaya davet edilir. Bir şekilde onlarla temas etmiş kişiler kuşkulanmaya, çantalarını toplamaya hatta sahte pasaportlar için binlerce dolarla gözden çıkartılmaya başlanır. Siyasi – diplomatik jokerler bir bir çekilir. Masada kim dost kim düşman olduğu artık anlaşılmamaktadır. Herkesin elleri belinde, kulakları kiriştedir. Pastadaki payını kaybetmek istemeyenlerle en çok dilime sahip olanlar arasında amansız bir kavga başlar. Ve “ifşalar” artık yerini “kanlı intikam yeminlerine” bırakmaya dönüşür.

Ve “Mafya İç Çatışması” böylelikle başlamış olur.

Amaç ve kavga sebebi bellidir. Ne vatandır ne ülkedir, ne de türküdür.

Kavganın tek bir gayesi vardır; “Lükslerimizi kaybetmeyelim…”

Bu sebeple mermiler cilalanır, videolar hazırlanır, yüksek mevkilere dert yanılır ve “Ben size ne yaptım? Biz dost değil miydik?” diye ağıtlar okunmaya başlanır.

Ve durum bununla da kalmaz.

15 YORUMLAR

    • Ülkesi için canını hiçe saymış insanların zaten bir beklentisi olmaz Sayın Karalıağa. Ve bunun “Milliyetçisi – Muhazakarı – Kemalisti” de olmaz. Eğer bugün beklentileriniz değiştiyse geçmişte yaptılarınızın da bir önemi kalmaz.

  1. Gençliği malum o camianın içinde geçmiş biri olarak yazıya tamamen katılıyorum. Ve eklemek istiyorum.

    80 darbesinden kısa süre sonra liseye başladım. Ve bir şekilde o camianın içinde oldum. Birbirlerine rütbe takmışlarsı. Ali binbaşı, muzaffer yüzbaşı, orhan baçavuş gibi ama tipleri bırakın subayı er bile değildi. yakın çevremizde bir tane assubay bir tanış vardı. ona bakıyordum birde bunlara. adam tıraşlı her zaman tertemiz giyinen bir insandı. lojmanda otururdu. bunlar lojmana bile yaklaşamazlardı ama sorsan hepsi albaydı. o zaman anlaşılıyordu ama dile getiremeiyorduk tabi. sordum bir gün albaya neden böyle diye. ‘Bizler bu ordunun kimliksiz askerleriyiz. misal şimdi ben alay komutanın yanına gitsem yanında kimse yoksa ayağa kalkıp selam verip tekmil verir’ demişti. inanmıştım. aslında şüphelerimde vardı. ama bunu onlar bulmuş olamazdı. demekki bir yerlerde bunu görmüş,yaşamış,dinlemiş ve tecrübe edip kendi hayatlarına kurmuşlardı. saygıyla

    • Sayın “Eski Ülkücü”

      Yaşadığınız olayı tecrübe etmedim. Ama başıma gelmiş olsaydı mutlaka bu yazıda işlerim. Yaşanılan olayın “magazinsel” kısımlarından çok altında yatan “itiş mekanizmaları” önemli kanımca.

      Teşekkür ederim yorumunuz için.

      • Yazıda mafyadan ziyade ”derin devlet” yapılanması hatta derin devletin bir tarafının yapılanması anlatılmış. Oysa başlıkta mafyadan dem vurulmuş. Kavram olarak Mafya farklı bir yapılanma!
        Bir de hep bir oluşuma dem vurma kaygısı taşınmış yazıda… Yazara ve diğer okuyuculara tavsiyemizdir; ”Derin Devletin Solcuları” kitabı faideli olacaktır. Mafyaya gelince; kayıt dışı ekonominin olduğu tüm ülkelerde, silahlı, şiddet yanlısı ve de parasever örgüt. Devletle ilişkisi nedir? Kayıt dışı ekonomi! Demiştim değil mi?

  2. güzel yazmışsınız bu sefer.nedenler çok önemli.ve oldukçada doru.tabi her kasada çürük şeftali olacak.önemli olan çürüğü bulaştırmamalarıydı.önlem alınmadı.bugün bu hale geldi ortalık.

    • Serkan bey size muhakkak cevap verir.benim fikrim ülkemiz bu konu da ümitsiz vakadır.
      İtalya da temiz eller operasyonu ile Gladio örgütünü çökerten savcı Antonio di pietro gibi bir savcı da bize gerekiyor.

      • Balta olmayanlar gitmesin de tek dileğimiz o Sayın Baran… Çünkü bu tip kumpaslarda kabak en masuma – en günahsıza hatta en sessiz kalanın kafasına patlar genelde.

    • Sayın Özarslan,

      Bu kronik ve patolojik durumun temizlenmesi bir tek ilaç ya da tedavi ile mümkün gözükmüyor. Adaletin ve / veya adalet sisteminin bu camiada işlemediği / işleyemediği yerler mevcut. Grift noktalar çok fazla. Özellikle “gelişmemiş bir adalet” sistemin bu yapılara dokunmak neredeyse imkansıza yakın.

      Bir operasyonla “belini kırmakta” pek mümkün gözükmüyor.

      Sadece “dürüst – şeffaf – cesur ve gözleri kapalı / kulakları açık” bir sistemle temizlenebilir diye düşünüyorum.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here